Çocuk Endokrinolojisi

Çocukta Hipertiroidide Metimazol

Çocukta Hipertiroidide Metimazol, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Detaylı bilgi için sayfa içeriğini inceleyin.

Çocukluk çağında tiroid bezinin gereğinden fazla hormon üretmesiyle ortaya çıkan hipertiroidi, büyüme ve gelişme döneminde olan bireylerde metabolik dengeyi belirgin biçimde etkileyen endokrin sorunların başında gelmektedir. Erişkin döneme kıyasla daha nadir görülmekle birlikte, çocuklarda saptanan hipertiroidi vakalarının büyük çoğunluğu otoimmün kökenli Graves hastalığı zemininde gelişmektedir. Söz konusu klinik tabloda tiroid bezini uyaran antikorların etkisiyle tiroksin ve triiodotironin hormonlarının dolaşıma artmış miktarda salgılanması, çocuğun fiziksel, bilişsel ve psikososyal gelişimini doğrudan etkileyen geniş bir semptom yelpazesinin oluşmasına yol açmaktadır. Bu noktada antitiroid ilaç sınıfının önemli üyelerinden biri olan metimazol, pediatrik yaş grubunda farmakolojik yönetimin köşe taşı olarak değerlendirilmektedir.

Metimazol, tiyoamid yapılı bir antitiroid ajan olup tiroid peroksidaz enzimini inhibe ederek iyodun organifikasyonunu ve iyodotirozin moleküllerinin birleşmesini engellemektedir. Bu mekanizma sayesinde yeni hormon sentezi azaltılmakta, dolaşımdaki tiroid hormon düzeyleri zaman içerisinde fizyolojik aralığa çekilmektedir. Çocuk yaş grubunda propiltiourasil kullanımının hepatotoksisite riski nedeniyle ciddi biçimde kısıtlanmış olması, metimazolün öncelikli farmakolojik seçenek olarak öne çıkmasına neden olmuştur. Amerikan Tiroid Derneği başta olmak üzere uluslararası rehberler, yenidoğan dönemi haricinde pediatrik hipertiroidide ilk tercih olarak metimazolün kullanılmasını önermektedir.

Pediatrik popülasyonda metimazol başlangıç dozu, hastalığın şiddetine ve çocuğun vücut ağırlığına göre bireyselleştirilerek belirlenmektedir. Genellikle günlük 0,2-0,5 mg/kg dozunda başlanan ilaç, klinik ve laboratuvar yanıta göre kademeli olarak ayarlanmaktadır. Hafif olgularda günlük tek doz uygulamasının yeterli olduğu, orta ve şiddetli vakalarda ise dozun ikiye veya üçe bölünerek verilmesinin etkinliği artırdığı bildirilmektedir. Tedavi süresince serbest T4, serbest T3 ve tiroid uyarıcı hormon düzeylerinin düzenli aralıklarla izlenmesi, doz ayarlamasının doğru biçimde yapılabilmesi açısından önem taşımaktadır. İlk dört ila sekiz haftalık dönemde hormonların normalleşmesi beklenmekte, bu süreç sonrasında idame dozuna geçilmektedir.

Çocuklarda metimazol kullanımıyla elde edilen yanıtlar erişkinlere kıyasla farklılık göstermektedir. Pediatrik olgularda kalıcı remisyon oranı yetişkinlere göre düşük seyretmekte, uzun süreli ilaç kullanımı çoğu durumda gerekli olmaktadır. Yapılan çalışmalarda iki yıllık standart tedavi sonrasında remisyon oranının yaklaşık yüzde yirmi ile otuz arasında değiştiği, bu oranın tedavi süresinin uzatılmasıyla artırılabildiği gösterilmiştir. Özellikle dört ile altı yıl arasında devam ettirilen düşük doz metimazol uygulamasının kalıcı yanıt elde etme şansını belirgin biçimde yükselttiği bildirilmektedir. Bu nedenle pediatrik endokrinoloji uzmanlarınca tedavi süresinin uzatılması, alternatif yöntemlere geçilmeden önce değerlendirilmesi gereken önemli bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir.

Tedaviye yanıtı etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Tanı anındaki tiroid hormon düzeylerinin yüksekliği, guatr boyutunun büyüklüğü, TSH reseptör antikor titresinin yüksek seyretmesi ve hastanın küçük yaşta tanı alması, remisyon olasılığını azaltan faktörler arasında sayılmaktadır. Bunun yanı sıra puberte öncesi dönemde tanı konulan çocuklarda, ergenlik döneminde tanı alan bireylere kıyasla farmakolojik yanıtın daha sınırlı kaldığı gözlemlenmektedir. Söz konusu prognostik etmenlerin başlangıçta dikkatli biçimde değerlendirilmesi, ailenin uzun vadeli süreç hakkında bilgilendirilmesi açısından yol gösterici olmaktadır.

Metimazol kullanımının en sık karşılaşılan yan etkileri arasında ciltte döküntü, kaşıntı, eklem ağrıları, mide bulantısı ve geçici karaciğer enzim yüksekliği yer almaktadır. Bu yan etkilerin büyük bölümü hafif seyretmekte ve doz azaltımı ya da semptomatik yaklaşımlarla kontrol altına alınabilmektedir. Hafif cilt reaksiyonları genellikle antihistaminik desteğiyle gerilemekte, ilacın kesilmesini gerektirmemektedir. Bununla birlikte yaygın ürtiker, anjioödem veya Stevens-Johnson sendromu gibi şiddetli hipersensitivite tabloları söz konusu olduğunda ilacın derhal sonlandırılması ve alternatif tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ciddi yan etkiler arasında en önemlisi agranülositoz olarak kabul edilmektedir. Beyaz küre sayısının ileri düzeyde azalmasıyla karakterize bu tablo, çocukların yaklaşık binde üç ila beşinde görülmekte ve genellikle tedavinin ilk üç ayında ortaya çıkmaktadır. Boğaz ağrısı, yüksek ateş ve aftöz lezyonlar gibi enfeksiyon belirtileri saptandığında acil hemogram değerlendirmesi yapılması, ilacın kesilip kesilmeyeceğine ilişkin karar verilmesi açısından kritik önem taşımaktadır. Agranülositoz tespit edilen olgularda metimazol kalıcı olarak sonlandırılmakta ve hastaya bir daha antitiroid ilaç verilmemesi önerilmektedir. Hepatotoksisite ise daha nadir görülen ancak yakın izlem gerektiren bir diğer ciddi yan etki olarak öne çıkmaktadır.

Tedavi sürecinde laboratuvar takibinin sıklığı ve içeriği büyük önem taşımaktadır. Başlangıçta dört ila altı hafta aralıklarla yapılan tiroid fonksiyon testleri, ötiroid duruma ulaşıldıktan sonra üç ay aralıklarla sürdürülmektedir. Eş zamanlı olarak tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testleri özellikle ilk altı ay boyunca düzenli kontrollerle takip edilmelidir. TSH reseptör antikor düzeyinin altıncı ay ve sonrasında periyodik olarak ölçülmesi, remisyon olasılığının değerlendirilmesinde objektif bir parametre olarak kullanılmaktadır. Antikor düzeyinin belirgin biçimde gerilemesi, ilacın aşamalı olarak azaltılması ve sonlandırılması yönünde önemli bir gösterge kabul edilmektedir.

Pediatrik hipertiroidide metimazolün etkinliğini artırmak amacıyla başlangıç döneminde beta-blokör ajanlarla kombine kullanım sıklıkla tercih edilmektedir. Propranolol gibi non-selektif beta-blokörler, çarpıntı, tremor, anksiyete, terleme ve egzersiz intoleransı gibi adrenerjik semptomların hızla kontrol altına alınmasına katkı sağlamaktadır. Söz konusu kombinasyon, metimazolün etkisinin ortaya çıkmasına kadar geçen birkaç haftalık dönemde çocuğun yaşam kalitesinin korunması açısından önemli bir destek sunmaktadır. Tiroid hormon düzeyleri normale döndükçe beta-blokör dozu kademeli olarak azaltılmakta ve genellikle sonlandırılmaktadır.

Çocukluk çağı hipertiroidisinde metimazol ile yürütülen farmakolojik yaklaşım uzun soluklu bir süreç olduğundan, ilaç uyumunun sağlanması başarının temel belirleyicilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Aileye verilen eğitim, ilacın düzenli alınmasının önemi, atlanan dozların yönetimi, olası yan etkilerin erken tanınması ve hastane başvurusu gereken durumlar konusunda kapsayıcı olmalıdır. Okul çağındaki çocuklarda günlük rutinin korunması, ilacın uygun saatlerde alınması için hatırlatıcı sistemlerin kullanılması ve adolesan dönemde tedavi uyumunun yakından izlenmesi, sürdürülebilir bir yönetim için gereklidir. İlaç uyumsuzluğu, hastalığın alevlenmesine ve gereksiz yere alternatif yöntemlere yönelinmesine neden olabilmektedir.

Metimazol ile uzun süreli izlemde elde edilen yanıt yetersiz kaldığında veya ciddi yan etkiler nedeniyle ilaç sürdürülemediğinde, kesin tedavi seçenekleri olarak radyoaktif iyot uygulaması ile total ya da subtotal tiroidektomi gündeme gelmektedir. Pediatrik yaş grubunda radyoaktif iyot kullanımına ilişkin görüşler zaman içinde değişmiş olup, beş yaş altındaki çocuklarda kullanımından kaçınılması, beş ile on yaş arasında düşük doz uygulamalarının dikkatli biçimde değerlendirilmesi önerilmektedir. Cerrahi seçenek ise deneyimli merkezlerde, büyük guatr varlığında, ilaç toksisitesi geliştiğinde veya hızlı ötiroidiye ulaşılması gereken durumlarda tercih edilmektedir.

Yenidoğan döneminde annenin Graves hastalığı nedeniyle plasentadan geçen uyarıcı antikorlara bağlı gelişen geçici neonatal hipertiroidide de metimazol kullanılabilmektedir. Bu özel klinik tabloda, antikor düzeyleri spontan olarak azaldıkça hastalığın kendiliğinden gerilemesi beklenmektedir. Metimazol, semptomların kontrolü ve metabolik dengenin sağlanması amacıyla geçici süreyle uygulanmakta, klinik ve laboratuvar yanıta göre genellikle birkaç ay içerisinde sonlandırılmaktadır. Yenidoğanın büyüme, gelişme, kalp hızı ve kilo alımı yakından takip edilmeli; nöromotor gelişim açısından düzenli değerlendirme yapılmalıdır.

Pubertal dönemdeki kız çocuklarında metimazol kullanımı sırasında menstrüel düzensizliklerin değerlendirilmesi de süreç içerisinde dikkat edilmesi gereken konulardan biridir. Hipertiroidinin kendisi adet düzensizliklerine yol açabildiğinden, ötiroid duruma ulaşılmasıyla birlikte siklusların düzene girmesi beklenmektedir. Adolesan kız hastalarda ileride gebelik planlandığı durumlarda, metimazolün özellikle gebeliğin ilk trimesterinde teratojenik potansiyeline ilişkin bilgilendirme yapılması, gerektiğinde propiltiourasile geçiş planının önceden öngörülmesi önem arz etmektedir. Söz konusu klinik kararlar pediatrik endokrinoloji ve obstetrik ekiplerin koordineli çalışmasıyla şekillendirilmektedir.

Metimazol tedavisinin uzun dönem etkinliğinin değerlendirilmesinde, ilacın kesilmesinin ardından izlem süreci özellikle kritik bir rol oynamaktadır. İdame dozunda en az iki yıl boyunca stabil seyreden, antikor düzeyleri normal aralığa gerileyen ve guatr boyutu küçülen olgularda ilacın aşamalı olarak azaltılarak sonlandırılması düşünülmektedir. Sonlandırma sonrasındaki ilk yıl içerisinde nüks oranının en yüksek olduğu, bu nedenle üçer aylık aralıklarla tiroid fonksiyon testleriyle yakın izlem yapılması gerektiği bildirilmektedir. Nüks gelişen olgularda metimazole yeniden başlanması veya kesin tedavi yöntemlerine yönelinmesi konusunda aile ile ortak karar verme süreci yürütülmektedir.

Çocukta hipertiroidinin metimazol ile yönetimi, yalnızca farmakolojik bir süreç olmanın ötesinde, çocuğun büyüme eğrisinin, kemik yaşının, okul performansının ve psikososyal uyumunun bütüncül biçimde değerlendirildiği multidisipliner bir yaklaşımı gerektirmektedir. Pediatrik endokrinoloji uzmanı koordinasyonunda yürütülen izlem sürecinde beslenme, fiziksel aktivite, uyku düzeni ve aile içi iletişim gibi faktörlerin de göz önünde bulundurulması, tedavinin başarısını artıran unsurlar arasında yer almaktadır. Düzenli kontroller, doğru ilaç kullanımı ve aile-hekim iş birliğiyle yürütülen kapsamlı bir yönetim planı, çocuğun yaşına uygun gelişim sürecinin korunmasına ve uzun vadeli sağlık çıktılarının optimize edilmesine katkı sunmaktadır. Bu yazı bilgilendirme amaçlı hazırlanmış olup, her olgunun klinik özelliklerine göre bireyselleştirilmiş değerlendirme gerektiği unutulmamalıdır.

Çocuk Endokrinolojisi Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment