Kulak Burun Boğaz

Dakriyosistorinostomi (DCR)

Dakriyosistorinostomi (DCR), çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir tablodur. Bulgular ve değerlendirme adımları hakkında bilgi sahibi olun.

Dakriyosistorinostomi, tıbbi kısaltmasıyla DCR, gözyaşı drenaj sistemindeki tıkanıklıkların cerrahi olarak giderilmesi amacıyla uygulanan bir yaklaşımdır. Göz yüzeyini nemli tutan gözyaşı, üst göz kapağının dış tarafında yer alan gözyaşı bezinden salgılandıktan sonra göz yüzeyini yıkayarak iç köşedeki küçük deliklerden gözyaşı kesesine, oradan da nazolakrimal kanal yoluyla burun boşluğuna aktarılır. Bu doğal akışın herhangi bir noktada engellenmesi, sürekli sulanma, çapaklanma ve enfeksiyon eğilimi gibi rahatsızlıklara yol açar. Söz konusu tıkanıklıkların büyük bir bölümü, gözyaşı kesesi ile burun boşluğu arasındaki geçişte meydana gelir ve konservatif yaklaşımlarla sonuç alınamayan olgularda cerrahi girişim gündeme gelir. Kulak burun boğaz ve oftalmoloji disiplinlerinin ortak ilgi alanına giren bu prosedür, gözyaşı kesesi ile burun boşluğu arasında yeni bir drenaj yolu oluşturulması esasına dayanır ve hastanın yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşmeye katkı sağlar.

Gözyaşı drenaj sistemindeki tıkanıklıkların altında yatan nedenler oldukça çeşitlidir. Yetişkin bireylerde en sık karşılaşılan durum, ilerleyen yaşa bağlı olarak nazolakrimal kanalın daralması ya da tamamen tıkanmasıdır. Kronik iltihabi süreçler, geçirilmiş burun ve sinüs enfeksiyonları, orta yaş sonrasında görülen mukozal değişiklikler ve bazı sistemik hastalıklar tıkanıklık gelişimine zemin hazırlayabilir. Yüz bölgesine yönelik geçirilmiş travmalar, burun kemiği kırıkları, sinüs cerrahileri ve tümöral oluşumlar da gözyaşı kanalının bütünlüğünü etkileyen faktörler arasında yer alır. Doğuştan gelen anatomik varyasyonlar özellikle bebeklik döneminde belirgin şikayetlere neden olurken, yetişkinlerde daha çok edinsel süreçler ön plana çıkar. Bazı olgularda tıkanıklığın kesin nedeni belirlenemese de sonuç değişmez ve gözyaşının burun boşluğuna aktarılamaması nedeniyle göz kapağı çevresinde yoğunlaşan sıvı, günlük yaşamı olumsuz etkileyen belirtiler ortaya çıkarır.

Nazolakrimal kanal tıkanıklığı yaşayan bireylerde en belirgin şikayet, sürekli gözyaşı akıntısı olarak tanımlanan epiforadır. Bu durum, hastanın rüzgarlı havada, soğuk ortamlarda ve okuma gibi konsantrasyon gerektiren aktivitelerde belirgin biçimde artan bir sulanma şeklinde kendini gösterir. Gözyaşının doğal akışının kesilmesiyle birlikte gözyaşı kesesinde biriken sıvı, mikroorganizmalar için elverişli bir ortam oluşturur ve tekrarlayan enfeksiyonlara zemin hazırlar. Dakriyosistit adı verilen bu iltihabi tablo, gözün iç köşesinde ağrılı şişlik, kızarıklık ve pürülan akıntı ile karakterize olur. Bazı hastalar sabah uyandıklarında kirpiklerin birbirine yapışması, sık silinme gereksinimi ve buna bağlı olarak göz çevresinde ciltte tahriş gelişmesinden yakınır. İleri olgularda gözyaşı kesesi üzerine bastırıldığında iç köşedeki noktalardan iltihaplı sıvı geldiği gözlenir ki bu bulgu tanı açısından belirleyici bir işaret olarak değerlendirilir. Şikayetlerin ilerlemesi durumunda enfeksiyonun çevre dokulara yayılma riski göz önünde bulundurularak cerrahi planlama gündeme alınır.

Dakriyosistorinostomi kararına ulaşmadan önce ayrıntılı bir değerlendirme süreci uygulanır. Öykü alımında şikayetlerin başlangıç zamanı, artırıcı ve azaltıcı faktörler, önceki cerrahi girişimler, travma öyküsü ve eşlik eden sistemik hastalıklar sorgulanır. Fiziksel muayenede göz kapakları, gözyaşı noktaları, gözyaşı kesesi bölgesi ve burun içi ayrıntılı biçimde incelenir. Gözyaşı akışının değerlendirilmesinde floresein boya testi, gözyaşı kesesinin yıkanması yoluyla yapılan lakrimal irrigasyon ve sondalama gibi yöntemlerden yararlanılır. Tıkanıklığın seviyesi ve derecesi hakkında bilgi edinilmesi, cerrahi planlamanın şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Görüntüleme yöntemleri arasında dakriyosistografi, bilgisayarlı tomografi ve nazal endoskopi tercih edilir. Özellikle geçirilmiş burun cerrahisi bulunan olgularda, tümör şüphesi taşıyan durumlarda ve travma sonrası anatomik bozulmanın belirgin olduğu hastalarda kesitsel görüntüleme yöntemlerine öncelik verilir. Nazal endoskopik değerlendirme sırasında septum deviasyonu, konka hipertrofisi ve mukozal patolojiler tespit edilerek cerrahi sırasında bu ek sorunlara yönelik girişimlerin planlanmasına olanak tanınır.

Cerrahi yaklaşımın temel amacı, gözyaşı kesesi ile burun boşluğunun orta meatus bölgesi arasında kalıcı bir açıklık oluşturarak gözyaşının doğal akışının yeniden sağlanmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için iki temel teknik uygulanmaktadır. Eksternal dakriyosistorinostomi olarak adlandırılan klasik yöntem, uzun yıllar boyunca standart yaklaşım olarak benimsenmiştir. Söz konusu teknikte, gözyaşı kesesi üzerine yerleştirilen küçük bir cilt kesisi aracılığıyla kese ortaya konulur, komşu kemik yapıdan uygun büyüklükte bir pencere oluşturulur ve gözyaşı kesesi mukozası ile burun mukozası birbirine ağızlaştırılır. Endoskopik dakriyosistorinostomi ise burun içinden endoskopik görüntüleme eşliğinde gerçekleştirilen, cilt üzerinde iz bırakmadan ilerleyen bir tekniktir. Kulak burun boğaz uzmanlarının deneyimlerinin gelişmesi ve endoskopik ekipmanların ilerlemesiyle birlikte bu yaklaşım son yıllarda giderek daha yaygın biçimde tercih edilmektedir. Her iki tekniğin de kendine özgü üstünlükleri ve sınırlılıkları bulunur; hastanın anatomik özelliklerine, ek patolojilerine ve cerrah deneyimine göre uygun seçim yapılır.

Eksternal yaklaşımın uygulandığı olgularda cerrahi işlem, genellikle burnun yan kısmında, iç göz köşesinin bir miktar altında yer alan bölgeye yapılan küçük bir kesi ile başlar. Cilt altı dokular dikkatli biçimde ayrıştırılarak gözyaşı kesesi çevresine ulaşılır. Kese, komşu kemik yapıdan nazikçe uzaklaştırıldıktan sonra lakrimal kemik ve maksiller kemiğin ön kısmından uygun boyutta bir pencere açılır. Ardından gözyaşı kesesinin iç yüzeyi ile burun mukozası, ince dikişler yardımıyla birbirine yaklaştırılarak sürekli bir mukozal örtü oluşturulur. Bu ağızlaştırma işlemi, açıklığın uzun vadede kapanmasını önlemenin en önemli aşamalarından birisidir. Cilt kesisi genellikle çok ince dikiş materyalleri kullanılarak kapatılır ve iyileşme sonrasında oluşan iz büyük çoğunlukla gözlemcinin dikkatini çekmeyecek biçimde silik kalır. Bu yaklaşımın en önemli üstünlükleri arasında gözyaşı kesesinin doğrudan görülebilmesi, patolojik dokuların örneklenmesine olanak tanıması ve uzun dönem başarı oranlarının yüksek olması sayılabilir.

Endoskopik teknik, cilt üzerinde herhangi bir kesi gerektirmemesi nedeniyle özellikle estetik kaygıları ön planda olan hastalar tarafından tercih edilir. İşlem sırasında ince endoskoplar burun deliğinden ilerletilerek orta konkanın ön kısmında, gözyaşı kesesinin projeksiyon alanına ulaşılır. Bu bölgedeki mukoza belirli bir plan doğrultusunda kaldırılır, altta yer alan kemik yapı özel enstrümanlarla açılır ve gözyaşı kesesinin iç yüzeyine ulaşılır. Kese duvarı geniş biçimde açılarak burun boşluğu ile devamlılık sağlanır. Endoskopik yaklaşımın en belirgin üstünlükleri arasında dış görünümde herhangi bir iz kalmaması, komşu anatomik yapılara zarar verilme riskinin azalması, aynı seansta septum deviasyonu ve konka hipertrofisi gibi eşlik eden burun içi patolojilere müdahale edilebilmesi yer alır. Öte yandan bu tekniğin başarılı biçimde uygulanabilmesi, gelişmiş endoskopik ekipman, konu üzerinde deneyimli cerrah ve titiz bir cerrahi disiplin gerektirir. Cerrahi başarı oranı deneyimli merkezlerde eksternal yaklaşıma benzer düzeylere ulaşmıştır.

Cerrahi işlemin başarısını desteklemek amacıyla bazı olgularda silikon tüpler kullanılır. Bikanaliküler silikon entübasyon olarak isimlendirilen bu uygulama, üst ve alt gözyaşı noktalarından yerleştirilen yumuşak silikon materyalin gözyaşı kanalları boyunca ilerletilerek burun içinde sonlandırılması esasına dayanır. Silikon tüpün amacı, yeni oluşturulan drenaj yolunun iyileşme sürecinde kapanmasını önlemek ve mukozanın sağlıklı biçimde bütünleşmesine olanak sağlamaktır. Söz konusu tüpler genellikle iki ila altı ay arasında değişen bir süre boyunca yerinde bırakılır ve poliklinik koşullarında kolaylıkla çıkarılabilir. Silikon entübasyonun rutin olarak uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki tartışmalar sürmekte olsa da, dar açıklıkların oluştuğu ya da tekrarlayan cerrahi girişim yapılan hastalarda faydalı olduğu kabul edilmektedir. Uygulanan tekniğe göre anestezi yaklaşımı da farklılık gösterir. Eksternal yaklaşım çoğunlukla genel anestezi altında gerçekleştirilirken, endoskopik teknikte lokal anestezi ve sedasyon eşliğinde işlem uygulanması da mümkündür. Anestezi türünün belirlenmesinde hastanın yaşı, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları ve tercih edilen cerrahi teknik dikkate alınır.

Ameliyat süresi kullanılan tekniğe, hastanın anatomik özelliklerine ve eş zamanlı olarak yapılacak ek girişimlere göre değişkenlik gösterir. Genellikle işlem kırk beş dakika ile doksan dakika arasında tamamlanır. Cerrahi sonrasında hasta kısa süreli bir gözlem süreci sonrasında taburcu edilebilir; ancak hastanenin uygulamalarına ve hastanın durumuna göre bir gece yatış da tercih edilebilir. Ameliyat sonrası ilk günlerde göz iç köşesinde hafif bir şişlik, morarma ve burun içinde hafif kanamalı akıntı görülmesi olağan karşılanır. Bu belirtiler genellikle birkaç gün içerisinde belirgin biçimde azalır ve bir haftalık süreç sonunda büyük ölçüde geriler. Cerrahi sonrasında burun sümkürülmesi, ağır fiziksel aktivite ve sıcak duş gibi kanamaya yol açabilecek durumlardan belirli bir süre kaçınılması önerilir. Göz çevresine soğuk uygulama yapılması şişliğin daha hızlı gerilemesine katkı sağlar. Enfeksiyon riskinin en aza indirilmesi amacıyla antibiyotik damla, göz merhemi ve gerektiğinde ağızdan alınan antibiyotik ile ağrı kesici reçete edilir. Burun içi kabuklanmanın önlenmesi ve mukozal iyileşmenin desteklenmesi için serum fizyolojik sprey kullanımı genellikle önerilen bir uygulamadır.

İyileşme süreci boyunca düzenli poliklinik kontrolleri büyük önem taşır. İlk kontroller genellikle ameliyattan sonraki birinci hafta içinde gerçekleştirilir ve bu ziyaretlerde burun içi endoskopik olarak değerlendirilerek oluşturulan açıklığın durumu, mukozal iyileşme ve olası kabuklanma incelenir. Silikon tüp yerleştirilen hastalarda tüpün konumu kontrol edilir, gerekli görülmesi durumunda burun içi temizliği yapılır. Sonraki kontroller genellikle bir, üç ve altı ay aralıklarla planlanır. Silikon tüpün çıkarılması genellikle üçüncü aydan itibaren gündeme gelir ve poliklinik koşullarında birkaç dakika içinde tamamlanan bir işlemdir. İyileşme süreci boyunca hastaların şikayetlerinde belirgin bir azalma yaşanır; sulanma büyük ölçüde geriler ve enfeksiyon atakları belirgin biçimde azalır. Tam iyileşmenin değerlendirilmesi genellikle altıncı ay sonunda yapılır. Bu süre içerisinde hastaların cerrahi ekibin önerilerine titizlikle uyması, kontrol randevularını aksatmaması ve şikayetlerinde beklenmedik bir değişiklik olması durumunda vakit kaybetmeden başvurması sürecin sağlıklı biçimde tamamlanması açısından değerlidir.

Dakriyosistorinostomi, dünya çapında yüksek başarı oranlarıyla bilinen bir prosedürdür. Deneyimli merkezlerde uygulanan işlemlerde başarı oranı yüzde seksen beş ile yüzde doksan beş arasında değişen bir aralıkta bildirilmektedir. Başarı, hastanın şikayetlerinde belirgin gerilemenin sağlanması, gözyaşı kesesindeki iltihabi tablonun ortadan kalkması ve oluşturulan yeni drenaj yolunun açık kalmaya devam etmesi ile tanımlanır. Cerrahi başarıyı olumsuz etkileyebilecek çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bunlar arasında kronik burun içi iltihabi süreçler, yaygın granülomatöz hastalıklar, geçirilmiş burun cerrahileri, tekrarlayan enfeksiyonlar ve bazı sistemik hastalıklar sayılabilir. İşlem sonrasında yeniden tıkanıklık gelişmesi durumunda revizyon cerrahisi seçenekleri değerlendirilir. Revizyon girişimlerinde önceki cerrahi yaklaşımdan farklı bir teknik tercih edilmesi zaman zaman başarı şansını artırıcı bir yaklaşım olarak öne çıkar. Bu nedenle daha önce eksternal yaklaşımla ameliyat edilmiş bir hastada revizyon için endoskopik teknik veya tersi tercih edilebilir. Adjuvan olarak antimetabolit ajanların kullanımı, silikon entübasyonun tekrar uygulanması ve balon dilatasyonu gibi ek girişimler revizyon cerrahisinin başarısını destekleyebilir.

Her cerrahi girişimde olduğu gibi dakriyosistorinostomi işleminde de belirli risklerin varlığından söz edilir. Bu riskler arasında burun içi kanama, enfeksiyon, oluşturulan açıklığın kapanması, silikon tüpe bağlı doku tahrişi ve nadir olarak komşu anatomik yapılarda hasar sayılabilir. Kemik penceresinin oluşturulduğu bölgenin göz yuvasına, kafa tabanına ve büyük damarlara yakınlığı nedeniyle cerrahi işlem son derece dikkatli biçimde yürütülür. Modern görüntüleme yöntemleri, gelişmiş endoskopik ekipman ve deneyimli cerrah ekibi bu riskleri en aza indiren temel unsurlardır. Uygun hasta seçimi, ayrıntılı ameliyat öncesi değerlendirme ve titiz cerrahi teknik uygulaması ile komplikasyon oranları oldukça düşük düzeylerde tutulabilmektedir. Hastaların ameliyat öncesinde kullandıkları ilaçların, özellikle kan sulandırıcı özellik taşıyan preparatların cerrahi ekiple paylaşılması ve gerekli görülen düzenlemelerin yapılması sürecin güvenliği açısından belirleyicidir. Alerjik durumlar, kronik hastalıklar ve önceki anestezi deneyimleri de değerlendirmede göz önünde bulundurulan başlıklardır.

Çocuk yaş grubunda karşılaşılan nazolakrimal kanal tıkanıklıkları farklı bir yaklaşım gerektirir. Bebeklerde doğuştan gelen tıkanıklıkların önemli bir bölümü ilk yaş içerisinde kendiliğinden açılır. Bu süreçte gözyaşı kesesi bölgesine yapılan hafif masaj uygulaması ve gerektiğinde antibiyotik damla desteği ile takip sürdürülür. Bir yaşına ulaşmasına rağmen sulanma ve enfeksiyon atakları devam eden çocuklarda öncelikle sondalama işlemi tercih edilir. Sondalamanın yetersiz kaldığı ya da anatomik olarak daha karmaşık tıkanıklıkların bulunduğu olgularda dakriyosistorinostomi seçeneği gündeme gelir. Çocuk hastalarda uygulanan cerrahi girişim, yetişkin bireylerdeki prosedürden bazı teknik farklılıklar taşır. Küçük anatomik yapılar, gelişmekte olan yüz iskeleti ve farklı iyileşme dinamikleri göz önünde bulundurulur. Bu nedenle pediatrik olgularda deneyimli merkezlerde işlem yapılması ve cerrahi ekibin çocuk hasta yönetiminde yeterli deneyime sahip olması özellikle önemsenen bir husustur.

Gözyaşı drenaj sistemi sorunları yaşayan hastalar, doğru merkez ve doğru zamanlamada müdahale ile yaşam kalitelerinde belirgin bir iyileşmeye kavuşabilir. Sürekli sulanma, tekrarlayan enfeksiyonlar ve bunlara bağlı gelişen sosyal ve psikolojik yakınmalar başarılı bir cerrahi girişim sonrasında büyük ölçüde geriler. Dakriyosistorinostomi işleminin başarısı yalnızca cerrahi teknik ile sınırlı değildir; ameliyat öncesi hazırlık, uygun hasta seçimi, deneyimli ekip, gelişmiş donanım, kaliteli ameliyat sonrası bakım ve düzenli izlem süreci başarının bileşenleri arasında yer alır. Kulak burun boğaz ve oftalmoloji uzmanlarının ortak değerlendirmesi ile şekillenen bir yaklaşım, hastanın anatomik özelliklerine en uygun tekniğin belirlenmesine katkı sağlar. Bu kapsamlı yaklaşım sayesinde günümüzde dakriyosistorinostomi, gözyaşı kanalı tıkanıklıklarının yönetiminde etkinliği yüksek, güvenliği kanıtlanmış ve hasta memnuniyetini belirgin biçimde artıran bir cerrahi seçenek olarak öne çıkmaktadır.

Lernen Sie unsere Fachärzte kennen

Vereinbaren Sie jetzt einen Termin oder rufen Sie uns für Ihre Gesundheit an.

WhatsApp Online-Termin