Kozmetik Dermatoloji

Keloid

Keloid hakkında bilinmesi gereken belirtiler ve nedenler özetlenmektedir. Belirtiler ve değerlendirme süreci hakkında detaylı bilgi alın.

Keloid, deride meydana gelen bir yaralanma, kesik, yanık, akne ya da cerrahi müdahale sonrasında iyileşme sürecinin olağan sınırlarının dışına taşmasıyla ortaya çıkan, kabarık ve sert kıvamda bir skar dokusudur. Normal bir yara izi zamanla soluklaşıp düzleşirken, keloid dokusu yaranın kenarlarını aşarak çevreye yayılır ve aylar hatta yıllar boyunca büyümeye devam edebilir. Pembe, kırmızı, mor veya esmer tonlarda görülebilen bu doku, hem görsel açıdan rahatsızlık yaratır hem de kaşıntı, gerginlik ve hassasiyet gibi şikayetlere yol açabilir.

Kozmetik dermatoloji pratiğinde sık karşılaşılan keloidler, özellikle göğüs ön duvarı, omuzlar, kulak memeleri, sırt ve çene bölgesinde belirgin biçimde gelişir. Genetik yatkınlığın güçlü olduğu bu tablo, koyu tenli bireylerde daha sık ortaya çıkar ve gençlik döneminde başlama eğilimindedir. Keloidler kanserli yapılar değildir ancak yaşam kalitesini ciddi düzeyde etkileyebilir, kıyafet seçimini güçleştirebilir ve sosyal ilişkilerde özgüven kaybına neden olabilir. Bu nedenle erken dönemde uygun bir yaklaşımla süreç kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kimlerde Görülür?

Keloid oluşumu her yaşta ve her cinsiyette görülebilen bir durum olmakla birlikte belirli grupların bu tabloya çok daha yatkın olduğu bilinmektedir. Genellikle 10 ile 30 yaş aralığındaki bireylerde ortaya çıkma eğilimi daha yüksektir. Ergenlik dönemindeki hormonal değişiklikler ve cilt yapısının dinamik karakteri, bu yaş grubunda keloid riskini belirgin biçimde artırır. Çocukluk çağında ve ileri yaşlarda nadir görülmesinin nedeni, fibroblast (kollajen üreten hücre) aktivitesinin bu dönemlerde farklı seyretmesidir.

Etnik köken keloid gelişiminde belirleyici unsurdur. Afrika kökenli bireylerde keloid sıklığı toplum geneline kıyasla on beş kat daha fazla bildirilmektedir. Asya kökenli ve Akdeniz havzasında yaşayan koyu tenli bireylerde de yatkınlık dikkat çekici biçimde yüksektir. Ülkemizde özellikle Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinde yaşayan kişilerde keloid başvuruları kozmetik dermatoloji polikliniklerinde sıklıkla karşımıza çıkar. Açık tenli bireylerde ise bu oran çok daha düşüktür.

Ailesel yatkınlık da önemli bir faktördür. Anne, baba veya kardeşlerinde keloid öyküsü bulunan bireylerde aynı eğilimin görülme olasılığı yüksektir. Yapılan araştırmalar, keloid oluşumunda birden fazla genin rol oynadığını ve bu yatkınlığın kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini ortaya koymuştur. Ayrıca gebelik dönemi, ergenlik ve tiroid bezinin aşırı çalıştığı durumlar gibi hormonal değişikliklerin yoğunlaştığı evrelerde keloid gelişme riski artar. Kulak deldirme, dövme yaptırma veya piercing gibi işlemleri tercih eden gençlerde de bu tabloya sık rastlanır.

Akne nedeniyle uzun süre cilt sorunu yaşayan bireyler de risk grubunda yer alır. Özellikle göğüs, sırt ve omuz bölgesindeki kistik akne lezyonları iyileştikten sonra bu bölgelerde keloid gelişimi gözlemlenir. Yine geçirilmiş cerrahi operasyonlar, su çiçeği gibi enfeksiyon hastalıkları ya da yanık öyküsü bulunan kişilerde risk artar. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde keloid gelişme olasılığı belirgin biçimde yükselir.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Keloidin en belirgin özelliği, yara iyileşmesinin ardından deride kabarık, parlak ve sert bir doku oluşmasıdır. Bu doku başlangıçta pembe veya kırmızı renkte iken zaman içinde mora, kahverengiye ya da koyu esmer tona dönüşür. Sınırları belirgindir ve özgün biçimde yaranın ilk sınırlarını aşarak çevre cilde doğru yayılır. İşte bu yayılma özelliği keloidi normal hipertrofik skarlardan (kalın yara izi) ayıran en temel özelliktir.

Hastaların büyük bir kısmı kaşıntı, batma ve karıncalanma gibi rahatsız edici duyumlardan yakınır. Özellikle terleme, sürtünme ve sıcak ortam gibi durumlarda kaşıntı belirgin biçimde artar. Bu kaşıntı bazen geceleri uykuyu bölecek düzeye ulaşabilir ve yaşam kalitesini düşürür. Bunun yanında lezyonun bulunduğu bölgede gerginlik hissi, baskı uygulandığında hassasiyet ve hafif ağrı tarif edilebilir. Eklem üzerine yerleşen keloidler ise hareket kısıtlılığına neden olarak günlük yaşamı zorlaştırır.

Keloidlerin yerleştiği bölgeler de bulguları şekillendirir. Kulak memesindeki keloidler küre biçiminde sarkık görünüm alırken göğüs ön duvarındaki keloidler genişleyen sert plaklar halinde uzanır. Omuz, sırt ve çene hattındaki keloidler iplik ya da kelebek biçimli düzensiz uzantılar oluşturabilir. Boyun ve göğüs bölgesindeki keloidler özellikle yaz aylarında kıyafet seçimini zorlaştırır. Bu durum, hastaların açık yakalı giysilerden, plajdan ve havuzdan kaçınmasına yol açabilir.

  • Yara sınırlarını aşan kabarık ve sert doku
  • Pembe, kırmızı, mor veya esmer renk değişiklikleri
  • Kaşıntı, batma ve karıncalanma hissi
  • Bölgede gerginlik ve dokunmayla artan hassasiyet
  • Eklem üzerinde yerleşmişse hareket kısıtlılığı
  • Zamanla büyüme ve yeni alanlara yayılma eğilimi

Nedenleri Nelerdir?

Keloid oluşumunun temelinde, yara iyileşme sürecinde fibroblast hücrelerinin (bağ dokusu yapıcı hücreler) aşırı uyarılması ve kontrolsüz biçimde kollajen üretmesi yatmaktadır. Normal bir yara iyileşmesinde kollajen üretimi belirli bir denge içinde sürdürülür ve gerekli onarım tamamlandığında durur. Keloid eğilimi olan bireylerde ise bu denge bozulur, kollajen üretimi olması gerekenin çok üzerinde devam eder ve doku katmanları aşırı kalınlaşarak deri yüzeyinden yukarı taşar.

Genetik yatkınlık keloid oluşumunda en güçlü etkenlerden biridir. Aile bireylerinde keloid öyküsü bulunanlarda hastalığa eğilim belirgin biçimde artar. Genetik araştırmalarda belirli HLA tipleri ve fibroblast aktivitesini düzenleyen genlerdeki farklılıkların bu tabloya zemin hazırladığı gösterilmiştir. Bunun yanında deri yapısı, melanin miktarı ve bağ dokusu özellikleri de kişiden kişiye değişen yatkınlık düzeyini belirler. Bu nedenle aynı yaralanmayı yaşayan iki kişiden birinde keloid gelişirken diğerinde sadece silik bir iz kalabilir.

Tetikleyici dış faktörler de oldukça çeşitlidir. Cerrahi kesiler, künt travmalar, yanıklar, dövmeler, piercing uygulamaları, akne lezyonları, böcek ısırıkları, aşı yerleri ve su çiçeği gibi enfeksiyon hastalıklarının ardından kalan izler keloid gelişimine zemin hazırlayabilir. Yaranın iyileşmesi sırasında enfeksiyon gelişmesi, dikişlerin gergin atılması, yara üzerinde sürekli sürtünme olması ya da yara bakımının yetersiz yapılması da riski yükselten unsurlardır. Cilt gerilimi yüksek bölgelerde, yani göğüs ön duvarı, omuz ve çene gibi alanlarda keloid sıklığı çok daha fazladır.

Hormonal faktörler de süreçte etkili olur. Ergenlik döneminde, gebelikte ve tiroid bezinin aşırı çalıştığı durumlarda fibroblast hücrelerinin aktivitesi belirgin biçimde artar. Bu nedenle ergenlik öncesi sakin seyreden bir yara izinin, ergenlik döneminde aniden büyüyerek keloide dönüştüğü görülebilir. Stresin kronik biçimde sürmesi de iyileşme mekanizmalarını olumsuz etkileyerek dolaylı yoldan keloid gelişimine katkı sağlayabilir.

Tanı Nasıl Konulur?

Keloid tanısı büyük ölçüde klinik muayene ile konulur. Deneyimli bir dermatoloji hekimi, lezyonun görünümünü, kıvamını, sınırlarını ve gelişim hızını değerlendirerek büyük ölçüde tanıya ulaşır. Hastanın anlattığı öykü tanı sürecinde belirleyici unsurdur. Yara ya da travmanın ne zaman olduğu, lezyonun nasıl bir seyir izlediği, daha önce benzer izlerin gelişip gelişmediği ve ailede keloid öyküsü bulunup bulunmadığı detaylı biçimde sorgulanır.

Muayene sırasında lezyonun yerleştiği bölge, boyutu, rengi, yüzey özelliği ve yara sınırlarını aşıp aşmadığı değerlendirilir. Yara sınırlarını aşmayan kabarık izlere hipertrofik skar denirken, sınırları aşan ve çevreye yayılan lezyonlar keloid olarak adlandırılır. Bu ayrım kesin tanı için önemli bir basamaktır çünkü iki tablonun süreç içindeki davranışı ve yaklaşımı farklılık gösterir. Hekim ayrıca lezyon üzerinde kaşıntı, ağrı ve hassasiyet gibi şikayetleri de sorgular.

Bazı durumlarda dermatoskopi (özel büyüteçle deri yüzeyi incelemesi) kullanılarak lezyonun damarsal yapısı ve pigment dağılımı değerlendirilebilir. Şüpheli görünümlü, hızlı büyüyen, kanayan veya alışılmadık özellikler taşıyan lezyonlarda biyopsi gerekebilir. Biyopsi alınan örnek patoloji laboratuvarında incelendiğinde aşırı kollajen birikimi, fibroblast yoğunluğu ve karakteristik bant benzeri kalın kollajen liflerinin görülmesi kesin tanı sağlar. Bu inceleme aynı zamanda nadiren keloidi taklit eden dermatofibrosarkom gibi nadir tümörlerin ayrılmasına yardımcı olur.

  • Detaylı hasta öyküsü ve aile öyküsünün alınması
  • Lezyonun görsel ve elle muayenesi
  • Hipertrofik skar ile ayrımın yapılması
  • Dermatoskopik inceleme ile yüzey değerlendirmesi
  • Şüpheli durumlarda doku biyopsisi ve patolojik inceleme

Komplikasyonlar Nelerdir?

Keloid kanserleşme potansiyeli olmayan iyi huylu bir tablodur ancak yaşam kalitesi üzerindeki etkileri oldukça belirgin olabilir. En sık karşılaşılan sorun, lezyonun zaman içinde büyümeye devam ederek estetik açıdan rahatsızlık yaratmasıdır. Özellikle yüz, boyun, omuz ve göğüs gibi görünür bölgelerde yerleşmişse hasta sosyal ortamlardan kaçınabilir, açık kıyafet giymekten çekinebilir ve özgüven kaybı yaşayabilir. Bu durum bazı bireylerde anksiyete ve depresif belirtilere yol açabilecek düzeye ulaşabilir.

Fiziksel açıdan en sık görülen komplikasyon kronik kaşıntı ve ağrıdır. Lezyon üzerinde sürekli devam eden kaşıntı, hastayı kaşımaya yönlendirir ve cilt bütünlüğünü bozarak ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir. Hassasiyetin yoğun olduğu durumlarda uyku düzeni bozulabilir, kıyafetin sürtünmesi bile rahatsızlık yaratabilir. Geniş alanlara yayılan keloidlerde bölgesel terleme, kuruluk ve cilt esnekliğinin azalması gibi sorunlar da gözlemlenir.

Eklem hattı üzerine yerleşen keloidler ciddi işlevsel sorunlara neden olabilir. Omuz, dirsek, diz veya boyun ekleminde yerleşen büyük keloid plakları, hareket açıklığını kısıtlayarak günlük aktiviteleri zorlaştırır. Boyun bölgesindeki büyük keloidler başın hareketini engelleyebilir, göğüs ön duvarındaki yaygın keloidler kol hareketlerinde sınırlamaya yol açabilir. Yanık sonrası gelişen geniş keloid plakları ise kontraktür (deri büzüşmesi) yaratarak işlevsel kaybın derinleşmesine neden olabilir.

Mevcut keloide uygulanan bilinçsiz girişimler de ek sorunlara yol açabilir. Cerrahi olarak basitçe çıkarılan ve uygun destekleyici yaklaşımlarla desteklenmeyen keloidlerin yaklaşık yüzde altmış-doksan oranında yeniden ve daha büyük biçimde nükssettiği bilinmektedir. Bu nedenle her keloide aynı yaklaşımı uygulamak doğru değildir; kişiye özel planlama gerekir. Tıbbi olmayan yöntemler, doğal karışımlar ve kontrolsüz uygulamalar lezyonu büyütebilir, renk değişikliğini derinleştirebilir ve enfeksiyona zemin hazırlayabilir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Bir yaralanma, cerrahi işlem veya akne sonrasında deride aylar geçmesine rağmen küçülmeyen, aksine büyümeye devam eden bir iz fark ederseniz vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurmanız önerilir. Keloid oluşumu erken dönemde fark edildiğinde sürecin yönlendirilmesi daha kolay olur. Geç dönemde, lezyon büyüyüp çevreye yayıldıktan sonra başvurulduğunda yaklaşım seçenekleri daralabilir ve süreç çok daha uzun bir takip gerektirebilir.

Mevcut bir yara izinin renginin koyulaşması, kabarmasının artması, sınırlarının dışına doğru genişlemesi veya yüzeyinde dalgalı bir görünüm oluşması da değerlendirme için önemli işaretlerdir. Aynı şekilde lezyon üzerinde inatçı kaşıntı, batma, ağrı ya da gerginlik hissi yaşıyorsanız bu şikayetlerinizi bir hekime aktarmanız önerilir. Daha önce keloid gelişimi yaşadıysanız ve yeni bir cerrahi işlem ya da deldirme planlıyorsanız, müdahale öncesinde mutlaka dermatoloji uzmanına danışmalısınız.

Ailenizde keloid öyküsü bulunuyorsa ve sizde de benzer biçimde küçük bir izin giderek büyüdüğünü gözlemliyorsanız, sürecin profesyonel biçimde değerlendirilmesi yararınıza olacaktır. Yine kulak deldirme sonrası kulak memesinde sert bir nodülün belirginleşmesi, dövme sonrası belirli bölgelerde kabarıklığın artması ya da akne sonrası göğüs ve sırtta sert plakların oluşması doktor başvurusu gerektiren tablolardır. Eklem hareketinde kısıtlanma, kıyafet seçimini zorlaştıran büyük lezyonlar ya da uyku düzenini bozan kaşıntı varlığında değerlendirme aksatılmamalıdır.

  • Yara izinin aylar içinde büyümeye devam etmesi
  • İzin sınırlarını aşarak çevre cilde yayılması
  • Yoğun kaşıntı, batma ya da ağrı şikayetinin gelişmesi
  • Eklem üzerinde hareket kısıtlılığı oluşturması
  • Daha önce keloid öyküsü olanların yeni işlem öncesi başvurusu
  • Lezyon yüzeyinde renk değişikliği veya yara açılması

Son Değerlendirme

Keloid, genetik yatkınlık, etnik köken, hormonal etkenler ve cilt travmaları gibi birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkan, yara iyileşmesinin olağan sınırlarını aşan bir skar tablosudur. İyi huylu bir doku olmasına karşın hem estetik hem işlevsel açıdan önemli rahatsızlıklara yol açabilir. Erken fark edilip uygun bir biçimde değerlendirilen lezyonlarda süreç çok daha rahat yönetilirken, geç dönemde başvurulan vakalarda yaklaşım uzayabilir. Kişiye özgü bir bakış açısı, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ve düzenli takip, sürecin sağlıklı yürütülmesinde belirleyici unsurdur.

Koru Hastanesi Kozmetik Dermatoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, keloid gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment