Hematoloji

Postsplenektomi Sepsisi (OPSI)

Postsplenektomi Sepsis (OPSI), çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir tablodur. Belirtiler, nedenler ve yaklaşım hakkında bilgi alın.

Postsplenektomi sepsisi, tıbbi literatürde OPSI (Overwhelming Post-Splenectomy Infection) kısaltmasıyla anılan, dalağın cerrahi olarak alınması ya da işlevini yitirmesi sonrasında gelişebilen, hızlı ilerleyen ağır bir enfeksiyon tablosudur. Dalak, bağışıklık sisteminin kapsüllü bakterilere karşı yürüttüğü savunmada merkez├« bir rol üstlenen lenfoid bir organdır. Bu organın yokluğu ya da işlevsel yetersizliği durumunda, özellikle kapsüllü mikroorganizmaların dolaşıma geçmesiyle birlikte klinik tablo saatler içinde şok ve çoklu organ yetmezliğine ilerleyebilmektedir. Söz konusu enfeksiyon, ortaya çıkış hızı ve seyrindeki ağırlık nedeniyle hematoloji, enfeksiyon hastalıkları ve yoğun bakım disiplinlerinin ortak takibini gerektiren önemli bir klinik durumdur.

Dalağın işlevsel özelliği yalnızca kan hücrelerinin filtrasyonuyla sınırlı değildir. Bu organ, opsonizasyon sürecine katkı sağlayan tuftsin ve properdin gibi proteinlerin üretimini destekler, bellek B lenfositlerinin olgunlaşmasına aracılık eder ve kapsüllü bakterilere yönelik immünoglobulin M yanıtının önemli bir bölümünü organize eder. Dalağın çıkarılmasıyla birlikte kandaki opsonize edilmemiş bakterilerin temizlenme kapasitesi belirgin biçimde azalır. Bu biyolojik gerçeklik, splenektomi geçirmiş bireylerin yaşam boyu artmış enfeksiyon riski altında kalmasının temel nedeni olarak kabul edilmektedir. Klinik değerlendirmelerde, işlevsel asplenizmin de anatomik asplenizmle benzer risk profili taşıdığı vurgulanmaktadır.

Postsplenektomi sepsisine yol açan mikroorganizmaların başında Streptococcus pneumoniae gelmektedir. Yayımlanmış epidemiyolojik verilerde OPSI olgularının yarısından fazlasının pnömokok kaynaklı olduğu bildirilmektedir. Bunun yanında Haemophilus influenzae tip b, Neisseria meningitidis, Capnocytophaga canimorsus ve daha nadir görülmekle birlikte Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa ve grup B streptokoklar da etken olarak karşımıza çıkabilmektedir. Köpek ve kedi ısırıkları sonrasında Capnocytophaga türlerine bağlı ağır tabloların gelişebilmesi, asplenik bireylerde hayvan temasının ayrı bir dikkatle değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Sıtma ve babeziyoz gibi paraziter enfeksiyonların da bu grupta daha ağır seyredebildiği bilinmektedir.

OPSI riskini artıran çok sayıda faktör bulunmaktadır. Splenektomi endikasyonunun türü, cerrahi işlem sonrası geçen süre ve hastanın yaşı bu bağlamda öne çıkan değişkenler arasındadır. Talasemi majör, orak hücreli anemi, kalıtsal sferositoz gibi hematolojik hastalıklar nedeniyle dalağı alınmış bireylerde risk, travma sonrası splenektomi geçirmiş kişilere kıyasla daha yüksek düzeyde seyredebilmektedir. Beş yaş altındaki çocuklarda immün sistem henüz olgunlaşmadığı için OPSI insidansı erişkinlere göre belirgin biçimde yükselmektedir. Splenektomi sonrası ilk iki yıl en yüksek riskin gözlendiği dönem olarak kabul edilse de yaşam boyu süren bir yatkınlıktan söz edilmesi klinik açıdan doğru bir yaklaşımdır.

Klinik tablo, sıklıkla nonspesifik prodromal belirtilerle başlar. Ateş, titreme, halsizlik, kas ağrısı, bulantı, kusma ve baş ağrısı gibi bulgular ilk saatlerde ön planda yer alabilmektedir. Bu erken evrede tablonun basit bir viral enfeksiyonla karıştırılma olasılığı yüksektir. Ancak birkaç saat içinde hipotansiyon, taşikardi, mental durum değişiklikleri, oligüri, peteşi ve purpura gibi bulguların eklenmesiyle klinik durum hızla ağırlaşabilmektedir. Waterhouse-Friderichsen sendromu benzeri sürrenal yetmezlik tabloları, dissemine intravasküler koagülasyon ve periferik gangren gelişimi ileri evre OPSI olgularında karşılaşılan ağır komplikasyonlar arasında sayılmaktadır. Belirtilerin ortaya çıkışından itibaren ölüm oranlarının ilk yirmi dört ile kırk sekiz saat içinde belirgin biçimde yükseldiği bildirilmektedir.

Tanı sürecinde klinik şüphe, laboratuvar bulgularının önüne geçen belirleyici bir unsurdur. Asplenik bir bireyde ateş varlığı, aksi kanıtlanana kadar ağır enfeksiyon olarak değerlendirilmelidir. Tam kan sayımında lökositoz ya da lökopeni, trombositopeni ve sola kayma görülebilmektedir. Periferik yaymada Howell-Jolly cisimcikleri, hedef hücreler ve Pappenheimer cisimcikleri asplenizmin morfolojik göstergeleri olarak dikkat çekmektedir. Prokalsitonin, C-reaktif protein ve laktat düzeyleri sepsis şiddetinin izlenmesinde yardımcı parametreler arasındadır. Kan kültürleri antibiyoterapi başlanmadan önce alınmalı, ancak kültür sonucunu beklemek amacıyla ampirik tedavinin geciktirilmemesi gerekmektedir. Beyin omurilik sıvısı incelemesi, klinik tablo menenjit düşündürüyorsa ivedilikle yapılmalıdır.

OPSI şüphesi olan olgularda ampirik antibiyoterapi geniş spektrumlu ve intravenöz yolla en kısa sürede başlatılır. Seftriakson ya da sefotaksim gibi üçüncü kuşak sefalosporinler pnömokok, meningokok ve Haemophilus influenzae kapsamı nedeniyle temel seçenekler arasındadır. Penisilin direnci ihtimali göz önünde bulundurularak vankomisinin başlangıç şemasına eklenmesi çoğu klinik protokolde önerilmektedir. Beta-laktam alerjisi bulunan bireylerde alternatif ajanlar kullanılır. Hemodinamik destek, sıvı resüsitasyonu, vazopresör kullanımı, oksijen desteği ve gerektiğinde mekanik ventilasyon ile birlikte olgular yoğun bakım koşullarında izlenir. Dissemine intravasküler koagülasyon geliştiğinde kan ürünü desteği ve altta yatan sürecin yönetimiyle klinik tablo denetim altına alınmaya çalışılır.

Postsplenektomi sepsisinin yönetiminde en belirleyici unsurun önleyici stratejiler olduğu geniş biçimde kabul edilmektedir. Aşılama programı bu stratejinin merkezinde yer alır. Pnömokok aşıları kapsamında konjuge PCV13 veya PCV15 ile polisakkarit PPSV23 kombinasyonu yaygın biçimde uygulanmaktadır. Elektif splenektomi planlanan olgularda aşıların cerrahi girişimden en az on dört gün önce yapılması, immün yanıtın optimum düzeye ulaşması açısından önerilmektedir. Acil koşullarda yapılan splenektomilerde aşılar operasyondan iki hafta sonra uygulanabilmektedir. Meningokok aşıları kapsamında ACWY konjuge aşı ve serogrup B aşısı yer alır. Haemophilus influenzae tip b aşısı da erişkin asplenik bireylerde önerilen bağışıklama şeması içinde bulunmaktadır. Yıllık influenza aşısı, sekonder bakteriyel enfeksiyon riskini azaltmaya katkı sağladığı için önemli bir bileşen olarak değerlendirilir.

Antibiyotik profilaksisi, özellikle beş yaş altı çocuklarda ve splenektomi sonrası ilk iki yıl içinde günlük oral penisilin veya amoksisilin uygulaması biçiminde önerilmektedir. Erişkinlerde profilaksinin süresi ve gerekliliği bireysel risk değerlendirmesine göre belirlenmektedir. Yüksek riskli bireylerde yaşam boyu profilaksi gündeme gelebilirken, düşük riskli erişkinlerde acil kullanım için hazırda bulundurulan bir antibiyotik reçetesi stratejisi tercih edilebilmektedir. Bu yaklaşımda hasta, ateş yükseldiği ya da ciddi enfeksiyon belirtileri ortaya çıktığı anda daha önce reçetelenmiş antibiyotiği almakta ve gecikmeksizin sağlık kurumuna başvurmaktadır. Söz konusu strateji, sağlık hizmetine erişimin geciktiği durumlarda mortaliteyi düşürmeye katkı sağlar.

Hasta eğitimi, önleyici yaklaşımın ayrılmaz bir parçasıdır. Splenektomi geçirmiş bireylere durumlarını belirten tıbbi kimlik kartı taşımaları önerilmektedir. Bu kart, acil servis başvurularında sağlık ekibinin hızlı biçimde risk düzeyini fark etmesine imk├ón tanımaktadır. Yurt dışı seyahatleri öncesinde sıtma, dang humması ve babeziyoz gibi enfeksiyonların bölgesel yaygınlığı değerlendirilmeli, gerekli profilaktik yaklaşımlar planlanmalıdır. Hayvan ısırıkları sonrasında Capnocytophaga canimorsus riski nedeniyle profilaktik antibiyotik başlanması ve erken hekim değerlendirmesi önerilmektedir. Diş cerrahisi, kolonoskopi gibi bakteriyemi olasılığı taşıyan girişimlerde antibiyotik profilaksisi bireysel değerlendirmeye göre planlanmaktadır. Genel hijyen kurallarına özen gösterilmesi ve ateşli hastalık dönemlerinde erken başvuru alışkanlığının kazanılması sürecin bütünlüğü açısından önem taşımaktadır.

Uzun dönemli izlem sürecinde aşı yanıtlarının serolojik olarak değerlendirilmesi, gerektiğinde rapel dozların planlanması ve profilaksi stratejisinin güncel kılavuzlar ışığında yeniden gözden geçirilmesi önerilmektedir. Pnömokok polisakkarit aşısı sonrası beş yıl arayla rapel doz uygulaması, meningokok aşıları için beşer yıllık aralıklarla booster dozlar güncel önerilere göre planlanmaktadır. Kronik hematolojik hastalığı bulunan bireylerde kemik iliği fonksiyonu, hemoliz parametreleri ve komorbiditelerin denetim altında tutulması, enfeksiyon savunmasını dolaylı biçimde destekleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bu bireylerin yıllık kontrollerinde bağışıklama takvimi, gerekli laboratuvar tetkikleri ve yaşam tarzı önerileri bir bütün olarak değerlendirilmektedir.

Postsplenektomi sepsisi seyri sırasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlar arasında akut böbrek yetmezliği, akut solunum sıkıntısı sendromu, dissemine intravasküler koagülasyon, periferik iskemi ve nörolojik sekeller sayılabilir. İyileşme evresinde ekstremite amputasyonuna kadar uzanabilen doku kayıpları, uzun süreli rehabilitasyon gereksinimi ve psikososyal destek ihtiyacı gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle iyileşme dönemi, yalnızca enfeksiyonun geriletilmesiyle sınırlı bir süreç olarak değil, çok disiplinli bir rehabilitasyon planı olarak ele alınmaktadır. Fizik tedavi, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı ve iş uğraşı terapisi bu planın bileşenleri arasında yer alabilmektedir. İyileşme, hasta bireyin ve yakınlarının aktif katılımıyla yürütüldüğünde daha bütüncül biçimde ilerler.

Çocukluk çağında dalağın alınması gereken hematolojik hastalıklarda parsiyel splenektomi ya da dalak koruyucu cerrahi yaklaşımlar gündeme getirilebilmektedir. Bu tür yaklaşımların amacı, dalağın immünolojik işlevini kısmen de olsa koruyarak OPSI riskini azaltmaktır. Travma sonrası cerrahi kararlarda da mümkün olduğunca dalak koruyucu yöntemler tercih edilmeye çalışılmaktadır. Otolog dalak dokusunun peritona implante edilmesi biçiminde tanımlanan splenozis, bazı olgularda kısmi bir immün fonksiyon sağlayabilse de bu durumun tam koruma anlamına gelmediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle cerrahi yaklaşım ne olursa olsun, aşılama ve bilinçli izlem protokollerinin sürdürülmesi önerilmektedir.

Klinik pratikte OPSI mortalitesinin geçmiş dekatlara kıyasla belirgin biçimde azalmış olması, farkındalığın artması, aşılama programlarının yaygınlaşması ve erken antibiyoterapi bilincinin gelişmesiyle ilişkilendirilmektedir. Buna karşın olgu ölüm oranı h├ól├ó yüksek düzeylerde seyredebildiği için asplenik bireylerin yaşam boyu bilinçli biçimde takip edilmesi önem taşımaktadır. Hematoloji, enfeksiyon hastalıkları, aile hekimliği ve gerektiğinde çocuk sağlığı disiplinlerinin ortak izlemi, bireye özgü risk profilinin doğru biçimde tanımlanmasına ve önleyici stratejilerin sürdürülebilir kılınmasına imk├ón tanımaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, hem bireysel klinik gidişat hem de toplumsal sağlık göstergeleri açısından belirleyici bir etkiye sahiptir.

Postsplenektomi sepsisi, dalağın çıkarılması ya da işlevsiz kalmasıyla ilişkili olarak yaşam boyu göz önünde bulundurulması gereken önemli bir klinik gerçekliktir. Aşılama, bilinçli antibiyotik kullanımı, hasta eğitimi ve erken başvuru alışkanlığı gibi bileşenlerin bir arada uygulanmasıyla oluşturulan koruyucu strateji, olası ağır tabloların önlenmesinde belirleyici bir konumdadır. Asplenik bireylerin bu süreci düzenli hekim takibi eşliğinde yürütmesi, güncel kılavuzlar ışığında bağışıklama programlarını sürdürmesi ve ateşli hastalık dönemlerinde ivedilikle sağlık kurumuna başvurması, klinik gidişatın olumlu yönde şekillenmesine katkı sağlayan temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Hematoloji Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment