Göz Hastalıkları

Metamorfopsi (Dalgalı Görme)

Metamorfopsi (Dalgalı Görme), çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir tablodur. Detaylı bilgi için sayfa içeriğini inceleyin.

Metamorfopsi, nesnelerin gerçek biçiminden farklı olarak dalgalı, eğri, bükülmüş ya da çarpık algılanmasıyla tanımlanan görsel bir bozukluktur. Düz olması beklenen bir kapı çerçevesinin kavisli görünmesi, kitap satırlarının kıvrılması, yer karolarının birbirine geçmiş gibi algılanması ya da yüzlerdeki hatların asimetrik biçimde çarpılması bu tablonun belirgin örnekleri arasında yer almaktadır. Klinik açıdan metamorfopsi, tek başına bir hastalık olmaktan çok, çoğu durumda retinanın merkezi bölgesini etkileyen bir sürecin habercisi olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle şikayetin ortaya çıkışı, göz hekimliği pratiğinde ayrıntılı bir muayeneyi gerektiren önemli bir uyarı işareti sayılmaktadır.

Görme sisteminin doğru işleyebilmesi için ışığın kornea ve lens aracılığıyla kırılarak retinanın merkezi noktası olan makula üzerine düşmesi gerekmektedir. Makula, ince ayrıntıların algılanmasından, okuma yeteneğinden ve renk seçiciliğinden sorumlu tutulan özelleşmiş bir yapıdır. Bu bölgenin katmanlarında meydana gelen mikro düzeydeki yer değiştirmeler, sıvı birikimleri ya da yapısal bozulmalar, fotoreseptör hücrelerinin dizilimini bozarak görsel sinyalin çarpıtılmış biçimde beyne iletilmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla dalgalı görme yakınması, sıklıkla makula düzeyindeki bir işlev bozukluğunun dolaylı yansıması olarak yorumlanmaktadır.

Metamorfopsi tablosunun ortaya çıkmasında rol oynayan nedenler oldukça çeşitlidir. Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun özellikle yaş tipi olarak adlandırılan formu, retina altında oluşan anormal damar yapılarından sızan sıvı ve kan nedeniyle bu şikayetin en sık karşılaşılan sebeplerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kuru tip makula dejenerasyonunun ileri evrelerinde de fotoreseptör kaybına bağlı benzer belirtiler bildirilebilmektedir. Diyabetik makula ödemi, retina ven tıkanıklıklarına eşlik eden sıvı toplanmaları, santral seröz koryoretinopati, epiretinal membran, vitreomaküler traksiyon sendromu ve makula deliği gibi yapısal bozukluklar da bu tablonun altında yatan başlıca nedenler arasında sayılmaktadır.

Şikayetin ortaya çıkışı çoğu zaman sinsi biçimde olmakta, kişi tarafından bir süre fark edilmeyebilmektedir. Özellikle her iki gözün birlikte kullanıldığı durumlarda sağlam gözün baskın devreye girmesi, etkilenen gözdeki çarpıklığın algılanmasını geciktirmektedir. Bir gözün kapatılması ya da tesadüfen tek gözle bakılan bir an, farkındalığın ilk oluştuğu nokta olmaktadır. Bu aşamada düz çizgilerin eğri görünmesi, harflerin oynak biçimde algılanması, kapı pervazlarının bükülmüş gibi hissedilmesi ve nesnelerin boyutunun küçülüp büyümesi şeklinde tanımlanan mikropsi ile makropsi bulguları klinik tabloya eşlik edebilmektedir.

Amsler kartı olarak bilinen basit bir ızgara testi, metamorfopsinin ilk değerlendirilmesinde en yaygın kullanılan araçlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Ortasında bir odak noktası bulunan kare desenli bu kartın uygun bir mesafede tek gözle incelenmesi, çizgilerin dalgalı, kırık ya da eksik görünüp görünmediğinin belirlenmesine olanak tanımaktadır. Makula sorunları açısından risk taşıyan bireylere düzenli aralıklarla bu testin evde uygulanması önerilmektedir. Testte oluşan değişikliklerin fark edilmesi, hekime başvuruda önemli bir zaman kazancı sağlamaktadır. Ancak Amsler kartının bir tanı yöntemi değil, farkındalık ve takip aracı olduğu unutulmamalıdır.

Kesin tanının konulabilmesi için ayrıntılı bir göz muayenesi yapılmaktadır. Görme keskinliği ölçümünün ardından biyomikroskopi ile ön segment değerlendirilmekte, göz dibinin ayrıntılı incelenmesi için pupilla ilaçla genişletilmektedir. Optik koherens tomografi olarak bilinen görüntüleme yöntemi, retinanın katmanlarını mikron düzeyinde ortaya koyarak ödem, sıvı birikimi, membran varlığı ya da fotoreseptör hasarı gibi ince değişikliklerin belirlenmesine olanak tanımaktadır. Fundus floresein anjiyografi, damarsal sızıntının ve anormal damar yapılarının görüntülenmesinde tercih edilmekte; indosiyanin yeşili anjiyografi ile koroidal düzeydeki patolojiler değerlendirilmektedir. Otofloresans görüntüleme ise retina pigment epitelindeki metabolik değişiklikleri yansıtmaktadır.

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun yaş tipi, metamorfopsinin en sık nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tabloda koroid tabakasından retina altına doğru ilerleyen yeni damar oluşumları, kırılgan yapıları nedeniyle sızıntı ve kanamalara zemin hazırlamaktadır. Retina katmanları arasında biriken sıvı, makula yüzeyinde dalgalanma meydana getirerek görsel sinyalin bozulmasına yol açmaktadır. İleri yaş, sigara kullanımı, aile öyküsü, kardiyovasküler risk faktörleri ve açık renkli iris bu tablonun gelişiminde etkili olduğu bildirilen etkenler arasında yer almaktadır. Erken dönemde başlatılan takip ve intravitreal anti-VEGF uygulamalarıyla sürecin yavaşlatılmasına ve görme kaybının sınırlandırılmasına katkı sağlanmaktadır.

Diyabetik makula ödemi de dalgalı görme yakınmasının önemli nedenlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Diyabetin süresi uzadıkça retina damarlarının duvar yapısı bozulmakta, kan-retina bariyerinin işlevi zayıflamakta ve damar geçirgenliği artmaktadır. Bunun sonucunda makula bölgesinde ödem gelişmekte, retina katmanları arasında sıvı birikmektedir. Kan şekeri regülasyonunun sağlanamaması, uzun süreli hipertansiyon, dislipidemi ve böbrek fonksiyon bozukluğu bu tablonun ilerlemesini hızlandıran unsurlar arasında sayılmaktadır. Metamorfopsi, diyabetik hastalarda makula ödeminin erken belirtilerinden biri olabilmekte; bu nedenle diyabet tanısı bulunan kişilerin düzenli göz dibi muayenesi ihmal edilmemektedir.

Santral seröz koryoretinopati, çoğunlukla orta yaş erkeklerde görülen ve makula altında berrak sıvı toplanmasıyla seyreden bir tablodur. Kortikosteroid kullanımı, yoğun stres, uyku düzensizliği ve A tipi kişilik özellikleri bu durumla ilişkilendirilen etkenler arasındadır. Retina pigment epitelindeki işlev bozukluğu nedeniyle koroidden retinaya doğru sıvı geçişinin arttığı düşünülmektedir. Klinik olarak bulanıklık, renklerde solma, nesnelerin küçük görünmesi ve dalgalı algı ön planda yer almaktadır. Olguların bir bölümünde tablo kendiliğinden gerileyebilmekte, uzayan durumlarda ise fotodinamik tedavi ve mikropuls lazer gibi yaklaşımlarla yönetilmesi gündeme gelmektedir.

Epiretinal membran, retinanın iç yüzeyinde ince bir zar oluşumu ile karakterize bir yapısal bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Bu zar zamanla kasılarak retina yüzeyinde buruşukluk meydana getirmekte ve makula anatomisini bozmaktadır. Yaşlanmayla ilişkili vitreus değişiklikleri, geçirilmiş retina yırtığı, üveit ve göz içi cerrahiler bu tablonun gelişiminde rol oynayan başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Vitreomaküler traksiyon sendromunda ise vitreus jelinin makulaya yapışıklığını sürdürerek çekme kuvveti uygulaması söz konusudur. Her iki durumda da retina katmanlarının deforme olması, dalgalı görmenin belirgin nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Cerrahi girişim gereksinimi, semptomların şiddetine ve görme keskinliğine göre belirlenmektedir.

Makula deliği, foveal bölgede tam katlı bir doku kaybı ile karakterize olup ileri evrelerde ciddi görme azalması ve belirgin metamorfopsi ile seyretmektedir. Kadınlarda ve orta-ileri yaş grubunda daha sık bildirilen bu tablo, vitreusun makula üzerindeki traksiyonuyla ilişkilendirilmektedir. Erken evrede saptanan olgularda cerrahi yaklaşım, anatomik iyileşmeye katkı sağlayabilmektedir. Retina ven tıkanıklıkları ise makula bölgesinde ödem ve kanamaya bağlı çarpık görüntüye yol açabilmektedir. Hipertansiyon, diyabet, glokom ve pıhtılaşma bozuklukları bu tablonun gelişiminde etkili olan başlıca risk faktörleri arasında sayılmaktadır.

Metamorfopsi tablosuna eşlik eden bulgular altta yatan nedene göre değişkenlik göstermektedir. Merkezi görmede bulanıklık, renklerin daha soluk algılanması, karanlık bir leke şeklinde tanımlanan skotom, nesnelerin gerçek boyutundan farklı büyüklükte algılanması ve okumada zorlanma sıklıkla eşlik eden yakınmalar arasında yer almaktadır. Bazı olgularda ışığa duyarlılık, kontrast azlığı ve karanlık ortama uyum güçlüğü de gözlenebilmektedir. Belirtilerin başlangıç hızı, tek taraflı ya da çift taraflı oluşu ve eşlik eden sistemik hastalıklar, ayırıcı tanı sürecinde yol gösterici bir işlev üstlenmektedir.

Sürecin yönetiminde temel amaç, altta yatan nedenin belirlenmesi ve ilerleyici hasarın sınırlandırılmasıdır. Yaş tipi makula dejenerasyonunda ve diyabetik makula ödeminde intravitreal anti-VEGF uygulamaları öncelikli yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Belirli aralıklarla göz içine yapılan bu enjeksiyonlar, anormal damar oluşumunun baskılanmasına ve ödemin gerilemesine katkı sağlamaktadır. Kortikosteroid içeren intravitreal implantlar, seçilmiş olgularda alternatif olarak değerlendirilmektedir. Retina ven tıkanıklıklarında da benzer ilaçlarla makula ödeminin azaltılmasına yönelik yaklaşımlar tercih edilmektedir. Epiretinal membran ve makula deliği gibi yapısal bozukluklarda ise vitrektomi ve membran soyulması gibi cerrahi girişimler gündeme gelmektedir.

Yaşam tarzı düzenlemelerinin bu süreçteki katkısı göz ardı edilmemektedir. Sigaranın bırakılması, kan basıncının kontrol altında tutulması, kan şekeri düzeyinin hedef aralıkta korunması ve dengeli beslenme alışkanlıkları makula sağlığının korunmasında belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır. Yeşil yapraklı sebzeler, omega-3 yağ asitleri açısından zengin balıklar, karotenoid içerikli gıdalar ve antioksidan bileşenlerden oluşan bir beslenme paterninin retina sağlığına olumlu yansıdığı bildirilmektedir. Güneş ışığının ultraviyole bileşenlerine karşı koruyucu gözlük kullanımı, uzun süreli ekran maruziyetinde göz dinlendirme molaları ve düzenli uyku düzeni de önemli koruyucu önlemler arasında sayılmaktadır.

Erken tanı, metamorfopsi ile ilişkili hastalıkların seyrini belirleyen en kritik unsurlardan biri olarak vurgulanmaktadır. Elli yaş üzerindeki bireylerin, diyabet ya da hipertansiyon tanısı bulunanların, ailesinde makula hastalığı öyküsü olanların ve uzun süreli kortikosteroid kullanan kişilerin düzenli aralıklarla göz muayenesinden geçmeleri önerilmektedir. Ani başlayan çarpık görme, düz çizgilerin bir gecede dalgalı algılanması, merkezi görmede aniden ortaya çıkan bulanıklık ya da karanlık leke gibi bulgular karşısında zaman kaybedilmeden bir göz hekimine başvurulması gerekli görülmektedir. Sürecin sessiz seyretmesi, düzenli kontrollerin önemini daha da belirgin kılmaktadır.

Metamorfopsi yaşayan bireylerde günlük hayatın sürdürülmesine yönelik destekleyici uygulamalar da klinik yönetimin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Büyüteçler, elektronik okuma cihazları, yüksek kontrastlı yazı biçimleri, aydınlatmanın uygun şekilde düzenlenmesi ve düşük görme rehabilitasyon programları, mevcut görme kapasitesinden en verimli biçimde yararlanılmasına katkı sağlamaktadır. Psikososyal boyutuyla ele alındığında, merkezi görmenin etkilendiği süreçlerde kişilerin okuma, araç kullanma ve yüz tanıma gibi işlevlerde zorlandığı bilinmektedir. Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşımla göz hekimi, iç hastalıkları uzmanı, diyetisyen ve gerekli görülen durumlarda psikolojik destek birimlerinin sürece dahil edilmesi bütüncül bir yönetim anlayışını yansıtmaktadır.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment