Göz Hastalıkları

Retinopathy of Prematurity (ROP) Laser Treatment

What is retinopathy of prematurity (ROP) and how is laser treatment applied? Learn about the treatment process to protect eye health in premature babies.

Prematüre retinopatisi (retinopathy of prematurity, ROP), erken doğan ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde retina damarlarının olgunlaşma sürecinin bozulmasıyla ortaya çıkan, tedavi edilmediğinde körlüğe kadar ilerleyebilen ciddi bir vazoproliferatif retina hastalığıdır. Fetal hayatta 16. gebelik haftasında optik diskten başlayan retina damarlanması, normalde 40. haftada tamamlanır; ancak bebek bu süreç bitmeden dünyaya geldiğinde retinanın periferindeki avasküler alan, dış ortamın oksijen seviyeleri, ışık, inflamasyon ve büyüme faktörü dalgalanmaları ile karşı karşıya kalır. Bu süreçte damar gelişimi anormal biçimde durur, ardından patolojik neovasküler proliferasyon başlar ve tedavi edilmezse traksiyonel retina dekolmanına ilerleyebilir. Lazer fotokoagülasyon tedavisi, on yıllardır bu tabloyu durdurmanın altın standart yöntemi olarak kabul edilmekte; son yıllarda ise anti-VEGF enjeksiyonları özellikle posterior lokalizasyonlu ve agresif ROP vakalarında lazerin yanına önemli bir alternatif olarak eklenmektedir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünde yenidoğan yoğun bakım koordinasyonu içinde yürütülen ROP tarama ve tedavi programı, bebeğin yaşamının ilk haftalarından itibaren titiz bir izlem ve zamanında müdahale ile görme fonksiyonunun korunmasını amaçlar. Bu içerikte prematüre retinopatisinin patogenezinden lazer tedavisinin teknik detaylarına, anti-VEGF karşılaştırmasından uzun dönem takip protokollerine kadar hekimlerin ve ailelerin merak ettiği tüm klinik başlıklar ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Prematüre Retinopatisi Neden Erken Doğan Bebeklerde Gelişir?

Prematüre retinopatisinin temel patogenezi, retinal damarlanmanın intrauterin dönemde belirli bir zamansal ve kimyasal koreografi ile gerçekleşmesine dayanır. İntrauterin ortamda görece hipoksik olan koşullar, vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1), eritropoietin ve anjiopoietin gibi moleküllerin dengeli salınımını sağlar; bu moleküller retinanın periferine doğru yavaş ama düzenli bir damar filizlenmesini yönlendirir. Bebek prematüre olarak doğduğunda hem dış ortamın oksijen kısmi basıncı hem uygulanan destek tedavilerindeki oksijen seviyesi intrauterin hipoksik zeminin çok üzerine çıkar; bu görece hiperoksik ortamda VEGF ekspresyonu ani biçimde baskılanır, mevcut damarlar oblitere olmaya başlar ve retinanın periferinde geniş bir avasküler alan kalır.

Hastalığın ikinci fazı, bebeğin postmenstrüel yaşı ilerledikçe metabolik olarak aktif hale gelen retinanın oksijen ihtiyacının karşılanamamasıyla başlar. Geniş avasküler periferden salınan yüksek miktarda VEGF ve diğer proanjiyogenik sitokinler, vaskülarize retina ile avasküler retina arasındaki sınırda kaotik bir neovasküler cevaba yol açar. Bu neovaskülarizasyon retinaya paralel ilerlemek yerine vitreus boşluğuna dikey biçimde büyür, fibrovasküler membran oluşumuna ve ilerleyen dönemde retinal traksiyona neden olur. IGF-1 seviyesindeki düşüklük, damar olgunlaşmasını daha da geciktirerek hastalığın şiddetlenmesine katkıda bulunur.

Klinik risk faktörleri arasında düşük gebelik yaşı ve doğum ağırlığı başta olmak üzere; uzamış mekanik ventilasyon, dalgalı oksijen satürasyonları, sepsis, nekrotizan enterokolit, intraventriküler kanama, bronkopulmoner displazi, transfüzyon ihtiyacı ve yetersiz kilo alımı yer alır. Anne kaynaklı faktörler olarak preeklampsi, koryoamniyonit, çoğul gebelik ve intrauterin gelişme geriliği önem taşır. Tüm bu değişkenler ROP sürecinin başlaması, ilerleme hızı ve tedavi ihtiyacının belirlenmesinde belirleyici rol oynar; bu nedenle yenidoğan yoğun bakım ekibi ile göz hekimi arasındaki bilgi akışı ROP yönetiminin temel taşıdır.

ROP Tarama Muayenesi Hangi Gebelik Haftası ve Doğum Ağırlığındaki Bebeklere Yapılır?

ROP tarama kriterleri, ülkelerin sağlık sistemi altyapısına ve prematüre bakım standartlarına göre bir miktar değişse de temel olarak uluslararası uzlaşı raporlarıyla belirlenmiştir. Türkiye'de kabul gören ve Sağlık Bakanlığı tarafından da desteklenen yaklaşım, gebelik yaşı 32. hafta ve altında doğan ya da doğum ağırlığı 1500 gram ve altında olan tüm bebeklerin taramaya alınmasını öngörür. Bunun yanında 32-34. gebelik haftasında doğan veya 1500-2000 gram arası ağırlığa sahip bebeklerden neonatoloji uzmanının klinik olarak risk taşıdığını değerlendirdiği olgular, uzamış oksijen tedavisi, kardiyopulmoner instabilite ya da diğer ciddi komorbidite varlığında tarama programına dahil edilir.

İlk muayenenin zamanlaması, retinopatinin doğal seyri ve tedavi penceresini kaçırmamak açısından kritiktir. Genel yaklaşım, doğum sonrası 4. haftada veya postmenstrüel 31. haftada, hangisi daha geç ise o tarihte ilk fundus muayenesinin gerçekleştirilmesidir. Çok düşük gebelik yaşındaki bebeklerde bu iki referansın kesişimi genellikle postmenstrüel 31. hafta olurken, gebelik yaşı görece daha büyük olan bebeklerde 4. postnatal hafta daha erken tarihe denk gelir. Bu ayarlama, hem lazer öncesi eşik dönemin kaçırılmaması hem de bebeklerin gereksiz erken muayeneye maruz kalmaması bakımından önemlidir.

Tarama muayenesi indirek oftalmoskopi ile skleral çökertme kullanılarak periferik retinanın 360 derece incelenmesini içerir; bunun yanında geniş açılı dijital pediatrik retina kameraları (RetCam vb.) hastalığın belgelenmesi, konsültasyon ve izlemde standardizasyon sağlaması açısından değerli araçlardır. Muayene öncesinde pupilla dilatasyonu için siklopentolat ve fenilefrin kombinasyonu kullanılır; kalp hızı, satürasyon ve apne riski yakından izlenir. Muayene aralıkları hastalığın evresine, zonuna ve plus bulgusuna göre haftalık, iki haftada bir veya daha sık olacak biçimde ayarlanır; damarlar zon III'te tam olgunlaşana veya bebek 45 haftalık postmenstrüel yaşa ulaşana kadar takip sürdürülür.

Prematüre Retinopatisinin Evreleri ve Zon Sınıflaması Nasıl Belirlenir?

Prematüre retinopatisinin sınıflandırılması, uluslararası ROP sınıflandırma sistemi (ICROP) çerçevesinde zon, evre, plus hastalık ve saat kadranı olarak dört ana ölçüt üzerinden yapılır. Zon sınıflaması, hastalığın anatomik yerleşimini ve prognozu belirleyen en kritik parametredir. Zon I, optik diski merkez alan ve yarıçapı disk-fovea mesafesinin iki katı olan dairesel alanı; zon II, zon I'in dış sınırından nazalde ora serrataya, temporalde ekvatora kadar uzanan halkayı; zon III ise temporal periferdeki hilal biçimli alanı tanımlar. Hastalık ne kadar posteriorda (zon I gibi) yerleşirse tedavi ihtiyacı ve prognoz o kadar kritik hale gelir.

Evrelendirme sistemi ise damar-avasküler retina sınırındaki patolojik bulguların morfolojik olgunlaşmasını basamaklandırır. Evre 1, vaskülarize ve avasküler retina arasında ince, düz bir demarkasyon hattının varlığı ile karakterizedir. Evre 2'de bu hat kalınlaşarak retina düzleminin üzerine kabaran bir ridge (sırt) yapısı oluşturur. Evre 3, ridge üzerinden vitreus boşluğuna doğru fibrovasküler ekstraretinal proliferasyonun başladığı evredir ve tedavi kararı açısından belirleyicidir. Evre 4, kısmi retina dekolmanını tanımlar; 4A foveayı dışarıda bırakırken 4B foveayı içerir. Evre 5 ise total, çoğunlukla huni biçiminde retina dekolmanına karşılık gelir ve görsel prognoz oldukça kötüdür.

Plus hastalık, arka kutup damarlarının belirgin dilatasyon ve tortuozitesini ifade eder ve hastalığın aktivitesinin en güvenilir göstergesidir. En az iki kadranda tipik plus bulguları saptandığında hastalık aktif kabul edilir ve tedavi eşiği kararında öncelikli rol oynar. Pre-plus hastalık, tam plus tanımını karşılamayan ancak normale göre artmış venöz dilatasyon ve arteriolar kıvrımlanma anlamına gelir; hastalığın ilerleme sürecinde ara basamak olarak değerlendirilir. Ayrıca hastalığın kaç saat kadranını tuttuğu (12 saatlik kadran mantığıyla) belgelenir. Son yıllarda güncellenen ICROP-3 sınıflandırması ile posterior zon II, "notch" gibi lokalize posterior uzanımlar ve regresyon paternleri de yeni tanımlarla sistematik hale getirilmiştir.

ROP Lazer Tedavisi Hangi Evrede Uygulanmaya Karar Verilir?

ROP tedavisinde karar verme süreci, evre, zon ve plus hastalığın kombinasyonuna dayalı yapılandırılmış kriterlere göre yürütülür. Erken ROP Tedavisi (ETROP) çalışması ile birlikte klasik "eşik hastalık" tanımı yerini "tip 1 ROP" ve "tip 2 ROP" kavramlarına bırakmıştır. Tip 1 ROP; zon I'de herhangi bir evrede plus varlığı, zon I'de evre 3 (plus olsun olmasın) ve zon II'de evre 2 veya 3 ile birlikte plus hastalık olarak tanımlanır ve mümkünse tanıdan sonraki 48-72 saat içinde tedavi gerektirir. Tip 2 ROP; zon I evre 1 veya 2 plus olmadan ve zon II evre 3 plus olmadan olarak tanımlanır ve yakın izlem altında tutulur; ilerleme durumunda tedaviye geçilir.

Tedavi kararı, yalnızca bir muayene bulgusuna değil, ardışık muayeneler arasındaki değişim hızına da dayanır. Kısa sürede zon I'den zon posterior II'ye ilerleyen, plus hastalığın belirginleştiği veya kadran tutulumunun genişlediği vakalarda tedavi eşiği daha alt bir eşikte kabul edilir. Özellikle çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerde hastalığın "agresif posterior" bir seyir göstermesi mümkündür ve bu durumda klasik evrelerin tümü belirginleşmeden tedavi kararı verilebilir. Görüntüleme kayıtlarının seri karşılaştırılması, bu kritik dönüşüm noktalarının kaçırılmamasını sağlar.

Tedavi zamanlaması aile ile açık ve anlaşılır biçimde paylaşılır; erken müdahalenin hem işlem güvenliği hem uzun dönem görme prognozu için taşıdığı önem vurgulanır. Karar aşamasında pediatri, neonatoloji ve anesteziyoloji ekipleri ile eş güdüm sağlanır; bebeğin genel klinik durumu, solunum desteği ihtiyacı ve ek anomalilerinin tedaviye uygunluğu değerlendirilir. Bu multidisipliner değerlendirme, tedavinin hem retinal hem sistemik güvenlikle yürütülmesinin ön koşuludur.

Diod Lazer Fotokoagülasyon Bebeğin Retinasına Nasıl Uygulanır?

Diod lazer fotokoagülasyonu, ROP tedavisinde günümüzde en yaygın kullanılan modalitedir. 810 nanometre dalga boyundaki kızılötesi enerji, retina pigment epiteli ve koroid tarafından soğurulur ve kontrollü koagülatif hasar oluşturarak avasküler retinada VEGF üretim kapasitesini geri döndürülemez biçimde azaltır. Bu sayede vitreus içine doğru ilerleyen patolojik neovasküler proliferasyonun uyarı kaynağı ortadan kaldırılır, mevcut proliferasyonun regresyonu için zemin hazırlanır. Tedavinin hedefi tüm avasküler retinayı yaklaşık spot çapı kadar aralıklarla, konfluan olmayacak biçimde ancak tam kapsayacak yoğunlukta lazer atışlarıyla ablate etmektir.

Uygulama, indirek oftalmoskopa monte edilen lazer başlığı, kondansör lens (genellikle 28 veya 20 diyoptri) ve skleral çökertici yardımıyla gerçekleştirilir. Bebeğin pupillası maksimal düzeyde dilate edildikten sonra göz kapakları özel pediatrik ekartörle açık tutulur, kornea sürekli olarak dengeli tuz solüsyonu ile ıslatılır. Skleral çökertme ile ora serrataya kadar tüm periferik retina görüş alanına getirilir ve saat 12'den başlayarak 360 derece boyunca sistematik biçimde atışlar yapılır. Spot süresi genellikle 200-300 milisaniye, güç 150-350 mW aralığında ayarlanır; hedef, yumuşak beyaz-gri renkte, orta yoğunlukta lezyonlar oluşturmaktır. Aşırı beyaz veya kabarcık tarzı yanık koroidal ve skleral yaralanmaya işaret ettiği için kaçınılır.

Uygulama süresi olguya göre 45 dakikadan 2 saate kadar değişebilir; tek bir bebekte 1500 ile 3000 arasında atış yapılması sık rastlanan bir durumdur. Tedavi sonunda konjonktivada geçici hiperemi, palpebral ödem ve hafif korneal epitel değişiklikleri olabilir. Postoperatif dönemde antibiyotik-steroid kombinasyon damla birkaç gün süreyle uygulanır. Retinal ablasyonun etkinliği yaklaşık 7-14 gün içinde belirginleşir; plus bulguların gerilemesi, damarların düzelmesi ve ekstraretinal proliferasyonun regresyonu tedavi başarısının temel göstergeleridir. Yeterli regresyon sağlanmadığında ek lazer seansları veya anti-VEGF ile kombine yaklaşım gündeme gelir.

Lazer Tedavisi Sırasında Bebeğe Genel Anestezi mi Sedasyon mu Verilir?

ROP lazer tedavisinde anestezi yaklaşımı; bebeğin postmenstrüel yaşı, ağırlığı, solunum durumu, hemodinamik stabilitesi ve tedavinin öngörülen süresi ile şekillenir. Genel olarak üç farklı strateji mevcuttur: entübasyon ile genel anestezi, laringeal maske veya sedasyon eşliğinde spontan solunumla sürdürülen anestezi ve topikal-oral analjezi ile yüzeyel sedasyon. Ünitelerin deneyimi, anesteziyolojinin yenidoğanla ilgili donanımı ve neonatoloji ile koordinasyon, hangi yöntemin seçileceğini belirleyen temel değişkenlerdir.

Uzun süren, geniş avasküler alan tedavisi gerektiren, agresif posterior ROP gibi hassas ayarlama isteyen olgularda entübasyonla genel anestezi tercih edilir; bu yöntem hava yolu güvenliğini garanti eder, ağrı kontrolünü optimize eder ve göz hareketlerini tam durdurarak lazer atışlarının hassasiyetini artırır. Buna karşılık genel anestezi, prematüre bebekte apne, hipoksi, bradikardi ve postoperatif solunum desteğinin uzaması gibi riskleri beraberinde getirir. Bu nedenle özellikle bronkopulmoner displazisi olan bebeklerde bu yaklaşım dikkatle değerlendirilir.

Ünitelerin bir kısmında yenidoğan yoğun bakımda, kuvöz başında sürdürülen sedasyonla lazer uygulaması tercih edilir. Bu yaklaşımda intravenöz fentanil, midazolam veya deksmedetomidin kullanılırken topikal proparakain ve subkonjonktival lidokain ile ilave analjezi sağlanır. Sürekli EKG, satürasyon ve kan basıncı takibi ile deneyimli bir neonatoloji ekibinin varlığı bu yöntemin güvenle uygulanmasının ön koşuludur. Hangi yöntem seçilirse seçilsin okülokardiyak refleksin tetiklediği bradikardi, hipotermi ve postoperatif apne riski açısından bebek en az 24-48 saat yakın izlemde tutulur; bu izlem tedavi başarısı kadar bebek güvenliğinin de temel taşıdır.

Anti-VEGF Enjeksiyonu ile Lazer Tedavisi Arasındaki Fark Nedir?

Anti-VEGF ajanları, retinada patolojik damar oluşumunu tetikleyen VEGF molekülünü bağlayarak nötralize eden ilaçlardır. Bevacizumab, ranibizumab ve aflibercept ROP tedavisinde farklı çalışmalarla incelenmiştir; en fazla veri bevacizumab için mevcuttur. BEAT-ROP, RAINBOW ve FIREFLEYE gibi randomize kontrollü çalışmalar, özellikle zon I ve posterior zon II tip 1 ROP olgularında intravitreal anti-VEGF uygulamasının lazer fotokoagülasyona kıyasla daha yüksek yapısal başarı ve daha az miyopizasyon avantajı sağlayabildiğini göstermiştir. Tedavi teknik olarak topikal anestezi ve steril koşullar altında, limbustan 1-1,5 mm mesafeden yapılan pediatrik doz intravitreal enjeksiyonla gerçekleştirilir; işlem birkaç dakika içinde tamamlanır ve genel anestezi genelde gerekmez.

Lazer fotokoagülasyon ile anti-VEGF tedavisi arasındaki en temel fark, tedavinin biyolojik mantığında yatar. Lazer, avasküler retinayı kalıcı olarak ablate ederek VEGF üreten dokuyu ortadan kaldırırken anti-VEGF, mevcut VEGF'i geçici olarak nötralize eder ve retina damarlanmasının periferik dokularda ilerlemesine olanak tanır. Bu nedenle anti-VEGF, potansiyel olarak daha geniş periferik görme alanı, daha az miyopik kayma ve daha kısa işlem süresi sunar. Ancak ilacın sistemik dolaşıma geçişi ve prematüre bebekte gelişmekte olan diğer damar sistemleri (beyin, akciğer, böbrek) üzerine potansiyel etkileri, uzun dönem güvenlik profili açısından h├ól├ó tartışma konusudur.

Diğer önemli bir fark, hastalığın nüks (reaktivasyon) profilidir. Anti-VEGF sonrası retina damarlanması aylar boyunca yavaş biçimde periferiye ilerler ve bu süreçte geç reaktivasyon riski vardır; bu risk bebeklik döneminin ilerleyen aylarına, hatta 65-70 haftaya kadar sürebilir. Bu nedenle anti-VEGF alan bebeklerde takip lazerle tedavi edilenlere göre çok daha uzundur; gerektiğinde tamamlayıcı lazer uygulaması yapılır. Klinik pratikte tercih; zon I ve posterior zon II, agresif posterior ROP ve genel anestezi almaya uygun olmayan bebeklerde anti-VEGF, zon II'de tip 1 ROP olgularında ise lazer ya da her ikisinin kombine kullanımı olarak şekillenmektedir. Karar, aile ile riskler ve beklentiler doğrultusunda paylaşılır.

Agresif Posterior ROP (AP-ROP) Vakalarında Tedavi Yaklaşımı Nasıl Değişir?

Agresif posterior ROP (AP-ROP), önceki adıyla "rush disease", çok düşük doğum ağırlıklı (özellikle 750 gram altı) ve gebelik yaşı 26 haftanın altında olan bebeklerde daha sık görülen, klasik evre basamaklarını izlemeden hızla ilerleyen özellikli bir formdur. Klasik ROP'ta ridge, ekstraretinal proliferasyon ve plus bulguları belirli bir sıra ile ilerlerken AP-ROP'ta hastalık zon I veya posterior zon II'de düz retinada belirgin damar dilatasyonu ve tortuozitesi, damar arası şantlar ve şiddetli plus bulgular ile başlar. Klinik ve fotoğrafik olarak tanınması deneyim gerektirir; erken atlanan olgular çok kısa sürede evre 4-5 tabloya ilerleyebilir.

Tedavi yaklaşımı, klasik tip 1 ROP'a göre çok daha hızlı ve agresif olmalıdır. Tanı konulan olgularda 24-48 saat içinde müdahale hedeflenir. Son yıllarda AP-ROP olgularında intravitreal anti-VEGF, hem işlem süresinin kısa olması hem lazerle ablate edilecek geniş posterior alanın koroidal etkilerini azaltması hem de damar olgunlaşmasına şans tanıması nedeniyle önemli bir birinci basamak seçenek haline gelmiştir. Ancak reaktivasyon riskinin yüksek olması nedeniyle bu bebeklerde takip aralıkları çok sıkı tutulur; haftalık, gerektiğinde daha sık RetCam görüntülemesi ve indirek oftalmoskopi yapılır.

Anti-VEGF sonrası damar olgunlaşması yeterli düzeye ulaşmayan veya reaktivasyon gösteren AP-ROP olgularında tamamlayıcı diod lazer fotokoagülasyonu uygulanır. Kombine tedavi rejimi bazı merkezlerde ilk seçenek olarak da tercih edilebilir; enjeksiyondan birkaç gün sonra plus bulguları geriledikten ve ridge belirginleştikten sonra lazer eşliğinde tedavi tamamlanır. Vitreoretinal cerrahi gerektiren evre 4-5 tablolara ilerlemiş olgularda ise mikroincisional pars plikata veya pars plana vitrektomi ile lens koruyucu veya lens sparing yaklaşımlar değerlendirilir. AP-ROP olgularının tedavi ve takibi, ROP konusunda ileri tecrübeli göz cerrahının yanı sıra donanımlı bir yenidoğan yoğun bakım altyapısı gerektirir.

Lazer Uygulanan Bebeklerde Periferik Görme Alanı Kaybı Olur mu?

Diod lazer fotokoagülasyonu prensip olarak avasküler periferik retinayı hedef aldığı için tedavi bölgesindeki fotoreseptörler ve retina pigment epiteli kontrollü biçimde ablate edilir. Bu, hastalığın progresyonunu durdurmak için elzem olmakla birlikte tedavi edilen alanlarda kalıcı bir görsel fonksiyon kaybına yol açar. Ancak insan retinasında görsel keskinlik ve okuma performansı büyük oranda foveada; kaba görme, mekan farkındalığı ve gece görüsü ise arka kutup ile mid-perifer retina tarafından karşılanır. ROP lazer tedavisi, hedef olarak yalnızca ora serrata ile ridge arasındaki avasküler alanı seçtiği için genellikle klinik olarak önemli bir merkezi görme kaybına yol açmadan yapısal başarıya ulaşmayı amaçlar.

Tedavi sonrası dönemde periferik görme alanının Goldmann veya kinetik perimetriyle değerlendirildiği çalışmalar, lazer uygulanan bebeklerde erişkin döneminde periferik izokopterlerde daralma olduğunu göstermiştir. Bu daralma pratik yaşamda çoğu olguda belirgin bir işlevsel yakınma yaratmasa da spor, gece sürüşü veya geniş çevresel farkındalık gerektiren durumlarda dikkat çekebilir. Zon I hastalıklarında ve daha posterior yerleşimli olgularda tedavi edilen alan büyüdükçe periferik daralmanın belirginleşmesi de kaçınılmaz olmaktadır.

Bu nedenle son yıllarda özellikle posterior yerleşimli ve geniş avasküler alanı olan olgularda anti-VEGF ile lazer arasındaki kararda periferik görme alanının korunması da önemli bir değerlendirme başlığı haline gelmiştir. Ailelere işlem öncesinde tedavinin hem hastalığın ilerlemesini durdurmak hem yapısal retinayı korumak açısından zorunlu olduğu, ancak avasküler alanın kalıcı biçimde ablate edildiği ve buna bağlı sınırlı periferik alan kaybının söz konusu olabileceği açıklıkla anlatılır. Bu bilgi, ailelerin uzun dönem beklentilerini gerçekçi biçimde şekillendirmesi ve çocuğun ileriki yaşam kararlarının doğru zeminde yürütülmesi için önemlidir.

ROP Lazer Tedavisi Sonrası Retina Dekolmanı Riski Nedir?

Lazer fotokoagülasyonu, doğru endikasyonla ve zamanında uygulandığında ROP'un evre 4-5 dekolman tablolarına ilerleme riskini önemli ölçüde azaltır. ETROP çalışması, erken tedavinin geç tedaviye göre olumsuz yapısal ve fonksiyonel sonuç oranlarını yaklaşık yarı yarıya düşürdüğünü göstermiştir. Bununla birlikte, en uygun koşullarda dahi bir grup vakada tedaviye rağmen hastalık ilerleyebilir; fibrovasküler proliferasyonun yol açtığı traksiyon retinanın posteriorunda kalkmaya, bunun devamında da makülayı ve foveayı içeren total dekolmanlara neden olabilir.

Lazer sonrası dekolman gelişme riski; tedavi öncesi hastalığın zonuna, evresine, plus derecesine, uygulanan lazerin kapsamının yeterliliğine ve regresyon hızına bağlıdır. Zon I hastalıklarında ve AP-ROP olgularında, uygun zamanlı tedaviye rağmen dekolman riski yüksek kalabilir; bu olgularda anti-VEGF ile kombine yaklaşım tercih edilse dahi bir kısmında ilerleme kaçınılmaz olabilir. Ayrıca lazer sonrası "skip alanlar" (ablate edilmeyen küçük avasküler ada) olması durumunda persistan VEGF uyarısı reaktivasyona zemin hazırlayabilir; bu durum tamamlayıcı lazer seansı gerektirir.

Aileye, tedavi sonrası ilk iki-üç hafta içinde plus bulgularının gerilemesi, ridge yapısının incelmesi ve neovasküler proliferasyonun regresyonu gibi olumlu belirtilerin yanı sıra yeni gelişen fibrovasküler bant, retina üzerinde beyaz-parlak refleks veya öngörülemeyen davranış değişiklikleri gibi olası uyarı işaretlerinden bahsedilir. Regresyon sağlanamayan veya evre 4 tablo gelişen olgularda erken vitreoretinal cerrahi konsültasyonu planlanır. Zamanında yapılan vitrektomi ile evre 4A olgularının önemli bir kısmında görme fonksiyonunun korunması ve foveal anatomiye yakın yapısal sonuçlara ulaşılması mümkündür.

Tedaviye Yanıt Vermeyen Vakalarda Vitrektomi Ne Zaman Gündeme Gelir?

Lazer ve/veya anti-VEGF tedavisine rağmen fibrovasküler proliferasyonun ilerlediği ve retinada traksiyon geliştiği vakalarda cerrahi tedavi kaçınılmaz hale gelir. Evre 4A (foveayı korumakla birlikte kısmi dekolman) olgularında amaç, foveaya doğru ilerlemekte olan traksiyonu erken cerrahi ile durdurmak ve foveal anatomiyi olabildiğince korumaktır. Bu evrede yapılan pars plikata ya da pars plana vitrektomi ile makülayı çeken fibrovasküler membranların kesilerek serbestleştirilmesi ve traksiyonun çözülmesi hedeflenir. Lens koruyucu (lens sparing) yaklaşım özellikle geç dönemde daha iyi görsel rehabilitasyon şansı sunar.

Evre 4B (foveayı içeren kısmi dekolman) ve evre 5 (total dekolman) olgularında cerrahi tekniğin ve zamanlamanın seçimi daha karmaşıktır. Total dekolmanlarda anatomik olarak retinanın yattırılması bir dereceye kadar mümkün olabilse de görsel prognoz sınırlı kalmaktadır. Evre 5'in üç boyutlu huni biçimi (açık ön-açık arka, açık ön-kapalı arka, kapalı ön-açık arka, kapalı ön-kapalı arka) prognoz için önemli bir belirleyicidir. Prognozun daha kısıtlı olduğu bu formlarda dahi ışık algısı, cisim ayırt etme ve yönelim sağlayabilecek düzeyde bir görme kazanımı, bebeğin ileriki dönemde çevresel farkındalığı için değer taşır ve cerrahi kararı bu açıdan da değerlendirilir.

Cerrahi zamanlaması, hastalığın aktivitesinin sönümlenmesi ile mümkün olduğunca erken müdahale arasında bir denge gerektirir. Anti-VEGF ön tedavisiyle proliferasyonun aktif damar bileşeni baskılandıktan sonra 1-2 hafta içinde yapılan vitrektomi hem intraoperatif kanama riskini azaltır hem membranların traksiyon karakterinin daha net ortaya çıkmasını sağlar. Cerrahi sonrası dönemde göz içi basıncı, korneal saydamlık, retina yeniden yatışması ve fibrovasküler nüks yakından izlenir. Uzun dönemde ambliyopi tedavisi, refraksiyon takibi ve görme rehabilitasyonu, çocuğun görsel kazanımının maksimize edilmesi için sürdürülür.

ROP Geçiren Bebeklerde İleri Yaşlarda Miyopi ve Şaşılık Görülür mü?

ROP tedavisi geçiren bebeklerde uzun dönemli oftalmolojik izlem, yalnızca retinanın stabil kalmasını değil, aynı zamanda kırma kusuru, ambliyopi, şaşılık, katarakt ve glokom gibi eşlik edebilecek durumların erken tanı ve tedavisini de kapsar. Bu bebeklerde en sık karşılaşılan uzun dönem sorun yüksek miyopidir; klinik pratikte 6 diyoptri ve üzerindeki miyopi patolojik miyopi olarak kabul edilir ve hem lazer hem anti-VEGF alan gruplarda karşılaşılabilir. Lazerle tedavi edilen olgularda miyopik kaymanın bevacizumab gibi anti-VEGF ajanları ile tedavi edilenlere göre daha belirgin olabileceği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir; ancak grup farklılıkları hastalığın başlangıç şiddeti ile de yakından ilişkilidir.

Şaşılık ve ambliyopi de ROP geçiren bebeklerde normal populasyona göre belirgin biçimde daha sık görülür. Şaşılığın nedenleri arasında anizometropi, foveal ektopi, retinal kikatrisyel değişiklikler, gelişimsel gecikme ve santral sinir sistemi bulguları sayılabilir. Bebeğin altı aylık dönemden itibaren düzenli göz muayenesi, kırma kusurunun uygun gözlük ile düzeltilmesi ve gerekli olduğunda kapama tedavisi, ambliyopinin engellenmesinde belirleyici öneme sahiptir. Şaşılık cerrahisi genellikle refraksiyonun ve ambliyopi tedavisinin stabilizasyonundan sonra planlanır.

Diğer olası uzun dönem sorunlar arasında geç retina dekolmanı, açık açılı glokom, presenil katarakt, korneal astigmatizma, nistagmus ve öğrenme güçlükleri yer alır. Bu nedenle ROP geçiren bebeklerin okul öncesi dönemden itibaren yılda en az bir kez detaylı göz muayenesinden geçmesi önerilir. Ailelere çocuğun görme davranışları, göz kaçırma, başı eğerek bakma, düşük ışıkta zorlanma veya kelime tanıma güçlüğü gibi bulgularla karşılaşıldığında bekletmeden başvurmaları anlatılır. Erken müdahale, çocuğun eğitim yaşamı ve psikososyal gelişimi için belirleyici katkı sağlar.

Lazer Tedavisi Sonrası Bebeğin Göz Kontrolleri Hangi Aralıklarla Yapılır?

Lazer tedavisi sonrası izlem, hem retina damar olgunlaşmasının tamamlanmasını hem hastalığın olası reaktivasyonunu erken saptamayı hedefleyen sistemli bir program içerir. İlk kontrol tedaviden 4-7 gün sonra yapılır; bu muayenede lazerin oluşturduğu koroidal ve retinal reaksiyonun düzeyi, ridge yapısındaki değişiklik, plus bulguların seyri ve olası "skip alanlar" değerlendirilir. Eksik ya da yetersiz kapatılmış avasküler alanlar saptanırsa ek lazer atışları planlanır. Kontroller ilerleyen dönemde haftalık, iki haftalık ve ardından üç haftada bir olacak biçimde seyreltilir.

Retina damarlanması zon III'te tam olgunlaşana ve plus bulgular tamamen gerileyene kadar takip sürdürülür. Bebek genellikle 55-65 haftalık postmenstrüel yaşa ulaştığında damar olgunlaşması kabul edilebilir düzeye erişir; bu dönemden sonra takip aralıkları ayda bir, iki ayda bir ve altı ayda bir olacak biçimde genişletilir. Ancak anti-VEGF alan bebeklerde damar olgunlaşması daha yavaş gerçekleştiği için 65-70 haftaya kadar sıkı takip önerilir ve reaktivasyon riski gözden kaçırılmaz.

Uzun dönem izlemde bebek altıncı ayından itibaren siklopleji altında refraksiyon değerlendirmesi, göz hareketleri, göz kırpma refleksi, örtme testi ve fundoskopik değerlendirme ile takip edilir. Bir yaşından itibaren yıllık düzenli göz muayenesi planlanır; kırma kusuru varlığında gözlük reçetesi, ambliyopi varlığında kapama tedavisi ve şaşılık varlığında ortoptik değerlendirme başlatılır. Çocuğun okul öncesi ve okul döneminde görme keskinliği, kontrast duyarlılığı ve göz hareketleri ayrıntılı biçimde değerlendirilir. Aileye ve pediatri hekimine, çocuğun görsel gelişiminin desteklenmesi ve gerekli müdahalelerin zamanında yapılabilmesi için düzenli izlemin önemi vurgulanır.

Prematüre Bebeklerde ROP Gelişimini Önlemek İçin Oksijen Tedavisi Nasıl Ayarlanır?

Prematüre bebeklerde ROP gelişimini azaltmak için en etkili girişimlerden biri, yenidoğan yoğun bakımda uygulanan oksijen tedavisinin fizyolojik hedeflere göre titre edilmesidir. Erken çalışmalarda 100 civarında hedeflenen periferik oksijen satürasyonlarının hem oksijene bağlı serbest radikal hasarına hem retinal damarların vazokonstriksiyonuna neden olarak ROP riskini artırdığı gösterilmiştir. Günümüzde SUPPORT, BOOST-II ve COT çalışmalarından elde edilen veriler ışığında, çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerde hedef SpO2 aralığı 91-95 olarak kabul edilmekte; alarm sınırları alt 88, üst 96-97 civarında ayarlanmaktadır.

Bu hedef aralığın sürdürülmesi, sadece hedef değeri belirlemekle sağlanmaz; hemşirelik ekibinin sürekli monitörizasyon dikkati, oksijen karışım kontrolünde otomasyon (kapalı çevrim kontrol sistemleri), FiO2'nin küçük artışlarla ayarlanması ve dalgalı satürasyonların (hipoksi-hiperoksi salınımı) önlenmesi ile mümkün olur. Ani ve büyük FiO2 değişikliklerinin, sık ve derin hipoksik-hiperoksik dalgalanmaların ROP başlangıcını ve progresyonunu belirgin biçimde etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle solunum destek stratejileri hem beyin, kalp ve akciğer koruması hem retina koruması hedefiyle multidisipliner biçimde planlanır.

Oksijen dışı önleyici stratejiler arasında dengeli enteral beslenme ile IGF-1 seviyelerinin yükseltilmesi, anne sütünün öncelenmesi, enfeksiyon kontrolü, transfüzyon endikasyonlarının rasyonel yönetimi, kanguru bakımı ve gelişimsel destek programları yer alır. Antenatal steroid uygulaması, yenidoğan resüsitasyonunun doğru yürütülmesi ve mümkün olduğunca invaziv olmayan solunum desteği (nCPAP, HFNC) tercihi de ROP riskini azaltıcı stratejiler arasında değerlendirilir. Bu çok boyutlu koruyucu yaklaşım, ROP tarama ve tedavi programının hemen öncesinde başlayan ve retinanın olgunlaşmasına kadar süren bir kalite döngüsünün parçasıdır.

ROP lazer tedavisi, prematüre bebeklerde geri döndürülemez körlüğü önlemek için zamanında karar verilmesi ve doğru teknikle uygulanması gereken hayati bir müdahaledir. Tedavi başarısı; erken ve yeterli tarama, doğru evrelendirme, tip 1 ROP kriterlerine dayalı tedavi kararı, deneyimli göz hekimi ve anestezi ekibi ile yürütülen güvenli işlem ve titiz bir postoperatif izlemin bir arada sağlanmasına bağlıdır. Anti-VEGF ajanlarının klinik pratiğe girmesiyle birlikte tedavi seçenekleri zenginleşmiş, özellikle posterior yerleşimli ve agresif seyirli olgularda kombine yaklaşımlar retina damar olgunlaşmasına şans tanıyacak biçimde uygulanır hale gelmiştir. Ancak her tedavi seçeneğinin kendine özgü avantajları, riskleri ve reaktivasyon profili olduğu için karar süreci ailenin bilgilendirilmesi ve bebeğin bireysel özelliklerinin değerlendirilmesi ile şekillenmelidir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümü, ROP tarama, tedavi ve uzun dönem izlem süreçlerini yenidoğan yoğun bakım ünitesi ile eş güdüm içinde yürüterek her bebeğe bireysel takip planı sunmayı hedefler.

Bu içerikte yer alan bilgiler, prematüre retinopatisi ve lazer tedavisi hakkında bilimsel arka plan sunmayı amaçlayan bilgilendirme niteliğindedir; hekim muayenesinin, tarama programının veya bireysel tedavi kararının yerini tutmaz. Prematüre doğum öyküsü olan bebeklerin ailelerinin, doğumdan itibaren belirlenen tarama programına eksiksiz katılması, planlanan kontrol tarihlerini kaçırmaması ve bebeklerinde göz kaçırma, renkli refleks farklılığı, ışığa aşırı hassasiyet veya nesneleri takip etmede gecikme gibi bulgular fark ettiklerinde bekletmeden bir göz hekimine başvurmaları önerilir. Erken tanı ve zamanında müdahale, ROP'un yol açabileceği kalıcı görme kayıplarının önlenmesinde en belirleyici faktördür; bu süreçte aile, pediatri ekibi ve göz hekimi arasındaki iş birliği çocuğun uzun dönem görme sağlığı için taşıyıcı bir zemin oluşturur.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment