Ortopedi ve Travmatoloji

Tennis Elbow Surgery (Lateral Epicondylitis Surgery)

What is tennis elbow surgery and how is it performed? Information on lateral epicondylitis surgery, symptoms, who it is for and the recovery process.

Tenisçi dirseği ameliyatı, tıbbi adıyla lateral epikondilit cerrahisi, dirseğin dış yüzeyinde yer alan lateral epikondil çıkıntısına yapışan ekstansör tendon grubunun, özellikle de ekstansör karpi radialis brevis (ECRB) tendonunun kronik dejenerasyonu sonucu ortaya çıkan inatçı ağrı tablosunda uygulanan cerrahi bir müdahaledir. Hastalık ilk olarak 1873 yılında Runge tarafından tanımlanmış, ardından 1883'te Major "lawn tennis elbow" terimini kullanarak literatüre kazandırmış olsa da bugün yapılan araştırmalar hastaların yalnızca yüzde onunun aktif tenis oyuncusu olduğunu, geri kalanının bilgisayar kullanımı, tornavida çevirme, boya işi, marangozluk, kasap ve müzisyen gibi bilek ekstansiyonunu tekrarlayan mesleklerde çalışan bireyler olduğunu göstermektedir. Nirschl'in anjiyofibroblastik hiperplazi olarak isimlendirdiği bu patoloji, tendonun içinde normal kollajen dokusunun yerini alan gri-kırmızı renkli, sağlıksız granülasyon dokusudur ve tendonun mekanik yük taşıma kapasitesini ciddi biçimde bozar. Konservatif yöntemlerle iyileşmenin sağlanamadığı olgularda cerrahi, bu dejenere dokunun titiz bir şekilde temizlenmesi ve kemik yatakta iyileşme cevabının uyandırılması amacıyla gündeme gelir. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde tenisçi dirseği ameliyatları, hem klasik açık Nirschl-Pettrone tekniği hem de artroskopik yaklaşımlarla, hastanın yaşam tarzı ve mesleki gereksinimlerine göre bireyselleştirilerek gerçekleştirilmektedir.

Tenisçi Dirseği Hangi Aşamada Cerrahi Müdahale Gerektirir?

Lateral epikondilit hastalarının büyük çoğunluğu, uygun konservatif tedavi protokolleriyle altı ile on iki ay içerisinde şikayetlerinden kurtulabilmektedir. Ancak belirli bir hasta grubunda, tüm cerrahi dışı seçeneklere rağmen ağrı devam eder ve günlük yaşam aktiviteleri ciddi biçimde kısıtlanır. Cerrahi kararın verilebilmesi için ilk şart, hastanın en az altı ay boyunca kesintisiz ve doğru uygulanmış konservatif tedavi almış olmasıdır. Bu süre içinde aktivite modifikasyonu, karşı kuvvet bandı (counter-force brace) kullanımı, buz uygulaması, steroid dışı antiinflamatuar ilaçlar, fizik tedavi programında eksentrik egzersizler, kortikosteroid enjeksiyonları veya trombositten zengin plazma (PRP) uygulamaları denenmiş olmalıdır. İkinci koşul, hastanın ağrı düzeyinin görsel analog skala üzerinde en az beş puan olması ve tutma gücünün karşı ekstremiteye kıyasla en az yüzde otuz oranında azalmış olmasıdır.

Cerrahi karar aşamasında gece ağrısının varlığı, kavanoz açma ve kapı kolu çevirme gibi basit hareketlerdeki zorluk, mesleki verimin ciddi biçimde bozulması ve uyku kalitesinin bozulması da değerlendirilir. Manyetik rezonans görüntülemede ECRB tendonunun intratendinöz sinyal artışı, tendon kalınlaşması ve kısmi yırtık bulguları cerrahi kararı destekler niteliktedir. Yüksek çözünürlüklü ultrasonografide hipoekojenik alanlar, neovaskülarizasyon ve kalsifikasyon odakları da önemli göstergelerdendir. Ancak görüntüleme bulguları tek başına cerrahiye götürmez, mutlaka klinik tabloyla korele olmalıdır. Bir yıl konservatif tedaviye rağmen ağrının fonksiyonel kapasiteyi düşürdüğü, mesleki performansı bozduğu ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği durumlarda cerrahi endikasyon güçlenir. Diyabetik hastalar, ipsilateral omuz veya boyun patolojisi olanlar ve iş göremezlik davası süren bireylerde cerrahi sonuçların bir miktar daha düşük olabileceği bilinmelidir.

Konservatif Tedavi Ne Kadar Süre Denenmeden Ameliyat Kararı Verilmez?

Uluslararası ortopedi cemiyetlerinin ortak görüşü, tenisçi dirseği tanısı konulan hastada en az altı aylık, ideal olarak on iki aylık kapsamlı konservatif tedavi programının uygulanması gerektiği yönündedir. Bu sürenin bu kadar uzun tutulmasının en önemli nedeni, lateral epikondilit hastalığının doğal seyrinin kendi kendine iyileşmeye eğilimli olmasıdır. Yayınlanmış prospektif çalışmalar, tedavi almasa dahi hastaların yaklaşık yüzde seksen beşinin bir yıl içinde şikayetlerinin gerilediğini göstermektedir. Bu nedenle cerrahi acele bir karar değildir ve tendonun kendini onarmasına yeterli zaman tanınmalıdır. Konservatif tedavi süreci, ilk üç ayda ağrı kontrolüne yönelik istirahat, aktivite modifikasyonu, buz, oral antiinflamatuar ilaçlar ve karşı kuvvet bantlarını içerir.

Üçüncü aydan itibaren fizik tedavi ön plana çıkar ve Alfredson protokolü olarak bilinen ağır eksentrik yüklenme egzersizleri, tendonun kollajen sentezini artırarak iyileşmeyi teşvik eder. Altıncı ay dolduğunda hala ağrı devam ediyorsa kortikosteroid enjeksiyonu düşünülür ancak son yıllarda yapılan çalışmalar steroidin uzun dönem etkinliğinin düşük olduğunu, hatta bir yıllık takipte plaseboya kıyasla daha kötü sonuçlar verebildiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle klinik pratikte artık PRP enjeksiyonu, trombositlerden salınan büyüme faktörleri sayesinde tendon iyileşmesini biyolojik olarak destekleyen bir seçenek olarak tercih edilmektedir. Peerbooms ve Krogh gibi araştırmacıların randomize kontrollü çalışmaları, PRP'nin bir yıllık takipte kortikosteroide belirgin üstünlük sağladığını göstermiştir. Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) de orta düzey kanıtla desteklenen bir seçenektir. Tüm bu yaklaşımlar sıralı bir şekilde uygulanmadan cerrahi kararı verilmemesi hem hasta hem de cerrah açısından etik bir zorunluluktur.

Lateral Epikondilit Cerrahisinde Hangi Tendon Dokusu Temizlenir?

Ameliyatın hedef dokusu, ekstansör karpi radialis brevis (ECRB) tendonunun lateral epikondile yapıştığı bölgede oluşan patolojik dokudur. Cerrahi eksplorasyon sırasında ECRB origininde sağlıklı tendonun beyaz-parlak görünümü yerine, gri, kırık, jelatinöz, "haşlanmış yengeç eti" olarak da tanımlanan sağlıksız doku dikkati çeker. Bu doku Nirschl tarafından anjiyofibroblastik tendinozis olarak adlandırılmış olup histopatolojik incelemede kollajen liflerin düzensizleşmiş, hyalinize alanlar, mukoid dejenerasyon, artmış fibroblast sayısı ve neovaskülarizasyon gösterir. Klasik enflamatuar hücre infiltrasyonu belirgin değildir, bu nedenle "tendinit" yerine "tendinozis" terimi tercih edilmektedir. Cerrahi debridman sırasında bu patolojik doku bistüri ve keskin küret yardımıyla dikkatlice eksize edilir. Tendonun sağlıklı kısımlarına dokunulmaması, yalnızca hastalıklı odağın çıkarılması esastır.

Ekstansör kompartmanın anatomik yapısı gözetildiğinde ECRB tendonunun üstünde ekstansör karpi radialis longus (ECRL) tendonu yer alır ve genellikle cerrahi ekspozür için ECRL lifleri boyunca uzunlamasına bir yarık açılır. Bu yaklaşım tendonun anatomik bütünlüğünü korurken derindeki ECRB'ye erişim sağlar. Bazı hastalarda ekstansör digitorum communis tendonunun ön kısmında da patolojik değişiklikler bulunabilir ve bu bölge de kontrol edilerek gerektiğinde debridman yapılır. Debridmanın kapsamı önemlidir; yetersiz temizlenmiş doku rekürrense yol açarken, aşırı agresif eksizyon lateral kollateral ligament kompleksine zarar vererek dirsek instabilitesine neden olabilir. Bu nedenle cerrahi sırasında lateral ulnar kollateral ligamentin (LUCL) integritesi mutlaka korunmalı, eksizyon ECRB origininin ön kısmıyla sınırlı tutulmalıdır. Temizlik sonrası lateral epikondil kortikal kemik yüzeyinde küçük dekortikasyon işlemi uygulanarak kanamalı yatak oluşturulur ve iyileşme cevabı uyandırılır.

Artroskopik ve Açık Cerrahi Teknikleri Arasında Ne Fark Vardır?

Lateral epikondilit cerrahisinde açık ve artroskopik olmak üzere iki temel yaklaşım vardır ve her ikisinin de kendine özgü avantajları ile sınırlılıkları bulunur. Açık teknikte lateral epikondil üzerine üç ila dört santimetre uzunluğunda oblik bir kesi yapılır, ekstansör aponerürozis identifiye edilir ve ECRB tendonuna direkt görsel erişim sağlanır. Bu yöntemin en önemli üstünlüğü, patolojik dokunun tam olarak görülebilmesi, debridman kapsamının kontrol edilebilmesi ve gerektiğinde tendon onarımının yapılabilmesidir. Baker tarafından tanımlanan artroskopik teknikte ise dirsek eklemi içine iki ya da üç küçük portal yerleştirilerek intraartiküler pencereden ECRB'nin derin kısmı görüntülenir ve motorlu tıraşlayıcı ile debridman yapılır. Ancak ECRB'nin origini eklem içinden değil eklem dışından değerlendirilebildiği için görüş alanı sınırlıdır.

Artroskopik yaklaşımın avantajları arasında minimal invaziv olması, eklem içi patolojilerin (plika sendromu, kondromalazi, serbest cisim) eş zamanlı tedavi edilebilmesi, kozmetik olarak daha küçük skar bırakması ve postoperatif rehabilitasyonun daha erken başlatılabilmesi sayılabilir. Bununla birlikte artroskopik teknikte posterior interosseöz sinir yaralanması, LUCL yaralanmasına bağlı posterolateral rotatuar instabilite ve yetersiz debridman gibi riskler daha yüksektir. Cerrahın deneyimi bu teknikte kritik önem taşır. Açık tekniğin dezavantajları ise daha büyük insizyon, cilt altı hematom, cilt sinirinin nöropraksik yaralanması ve iyileşme sürecinin nispeten uzun olmasıdır. Yayınlanmış meta-analizler, iki yöntem arasında uzun dönem sonuçlar açısından anlamlı fark bulunmadığını ancak artroskopik yaklaşımın erken postoperatif dönem konforu ve işe dönüş süresi açısından hafif üstünlük gösterebildiğini bildirmektedir. Teknik seçimi, hastanın patoloji özelliklerine, eşlik eden intraartiküler bulgulara ve mesleki gereksinimlerine göre bireyselleştirilerek yapılır.

Ekstansör Karpi Radialis Brevis Tendonu Neden Hedef Alınır?

Ekstansör karpi radialis brevis kası, önkolun radial kompartmanının derin katmanında yer alan ve bileğin ekstansiyonu ile radial deviasyonundan sorumlu güçlü bir kastır. Bu kasın origini lateral epikondilin ön alt kısmında, sıkı bir fibröz bağlantıyla kemiğe yapışır ve önkol boyunca uzanarak üçüncü metakarpın tabanına insersiyo yapar. Nirschl'in kadavra çalışmaları ve klinik gözlemleri, lateral epikondilit patolojisinin özellikle ECRB origininde yoğunlaştığını, ekstansör digitorum communisin ancak vakaların bir kısmında etkilendiğini göstermiştir. Bu bölgenin özellikle hastalığa yatkın olmasının anatomik ve biyomekanik nedenleri vardır. Öncelikle ECRB origini rölatif olarak avasküler bir bölgede yer alır ve tekrarlayan mikrotravmalar sonucu oluşan hasarın onarımı için yeterli kan akımı sağlanamaz.

Biyomekanik açıdan ECRB, kapitulum humeri üzerinden geçerek dirseğin ekstansiyon ve fleksiyon hareketleri sırasında sürekli olarak kapitulum ile mekanik teması olan bir tendondur. Bu temas yüzeyi, kronik mikrotravmatik hasarın odak noktasını oluşturur. Ayrıca ECRB tendonunun proksimal kısmı, ECRL tendonunun altında sıkışan bir anatomik pozisyondadır ve bilek ekstansiyonu sırasında bu bölgede mekanik stres yoğunlaşır. Tekrarlayan bilek ekstansiyon-fleksiyon siklusları, bilhassa dirseğin ekstansiyonda olduğu tenis backhand vuruşu, tornavida çevirme, bilgisayar faresi kullanımı ve klavye yazımı sırasında ECRB origini maksimum stres altında kalır. Anjiyofibroblastik hiperplazi olarak isimlendirilen histopatolojik değişiklik zaman içinde tendonun yük taşıma kapasitesini azaltır ve ağrı ile fonksiyon kaybına neden olur. Cerrahi debridmanın hedefinin ECRB olması, patolojinin bu tendonda odaklanmasının doğrudan bir sonucudur ve tedavinin başarısı büyük ölçüde bu odağın doğru tanımlanıp temizlenmesine bağlıdır.

Nirschl Prosedürü ile Klasik Hohmann Tekniği Arasındaki Farklar Nelerdir?

Lateral epikondilit cerrahisinin tarihçesinde iki isim özellikle ön plandadır. Alman cerrah Hohmann, 1926 yılında yayınladığı çalışmasında lateral epikondil üzerine yapışan tüm ekstansör kas grubunun origininden serbestleştirilmesini önermiştir. Bu klasik teknik "genişletilmiş origin gevşetmesi" olarak da bilinir ve ekstansör kas kütlesinin epikondildeki yapışma yerinden tamamen kesilerek proksimale kaydırılmasını içerir. Hohmann prosedürü teknik olarak basit ve hızlıdır ancak modern anlayışa göre lateral epikondilit patolojisinin tüm ekstansör grubunu değil, esas olarak ECRB'yi ilgilendirdiği gerçeği göz ardı edilmiş olur. Bu nedenle sağlıklı tendon dokusuna gereksiz zarar verilir ve postoperatif kavrama gücünde belirgin azalma görülebilir.

Robert Nirschl'in 1979 yılında Pettrone ile birlikte yayınladığı prosedür ise günümüzde lateral epikondilit cerrahisinin altın standardı kabul edilmektedir. Nirschl-Pettrone tekniğinde tüm ekstansör origini değil, yalnızca ECRB tendonundaki patolojik anjiyofibroblastik doku selektif olarak eksize edilir. Sağlıklı tendon dokusu korunur, lateral kollateral ligament kompleksine dokunulmaz ve lateral epikondil kortikal yüzeyi ince bir dekortikasyonla kanamalı hale getirilerek biyolojik iyileşme cevabı uyandırılır. Bu yaklaşımın en önemli avantajı, patolojik odağın hedeflenmesi sayesinde kavrama gücünün korunması, dirseğin biyomekanik stabilitesinin bozulmaması ve iyileşme süresinin daha kısa olmasıdır. Nirschl prosedürünün başarı oranı yayınlanmış çeşitli seriler bazında yüzde seksen beş ile doksan arasında bildirilmektedir. Hohmann tekniği tarihsel önemini korusa da günümüzde artık nadiren tercih edilmektedir ve modern lateral epikondilit cerrahisi büyük ölçüde Nirschl'in tanımladığı anatomiye özgü, patoloji hedefli yaklaşım üzerine inşa edilmiştir.

Ameliyat Sırasında Radial Sinir Yaralanma Riski Nasıl Önlenir?

Radial sinir ve onun terminal dalı olan posterior interosseöz sinir, lateral epikondilit cerrahisinin en önemli anatomik risklerini oluşturur. Radial sinir humerusun spiral oluğundan geçerek dirseğin ön yüzünden aşağı iner ve lateral epikondil hizasında yüzeyel (superfisyal radial) ve derin (posterior interosseöz) olmak üzere iki dala ayrılır. Posterior interosseöz sinir daha sonra supinatör kasının iki başı arasındaki Frohse arkadan geçerek arka kompartmana ulaşır ve bu nokta cerrahi diseksiyon sahasına yaklaşık dört ila beş santimetre uzaklıktadır. Açık Nirschl prosedüründe insizyon lateral epikondil merkezine ve hafif oblik yerleştirildiğinde, ECRB debridmanı sırasında sinir yapılarına anlamlı bir risk oluşmaz. Ancak diseksiyonun aşağı doğru genişletilmemesi, tenotomi mesafesinin lateral epikondil altında bir santimetreyi aşmaması gerekir.

Artroskopik teknikte risk daha yüksektir çünkü ön ve orta portallerin yerleştirilmesi sırasında radial sinire yakın komşulukta çalışılır. Anterolateral portal, radial sinire yalnızca üç ila beş milimetre uzaklıktadır ve yanlış açıyla giriş yapılırsa doğrudan yaralanma olabilir. Bu riski azaltmak için ekleme önce sıvı distansiyonu yapılır, sinirler eklemden uzaklaştırılır ve portallerin dış kenarları palpasyonla dikkatle belirlenir. Radial sinir yaralanması gelişirse hastada bilek ekstansiyonu, parmak ekstansiyonu ve başparmak abdüksiyonu güçsüzlüğü görülür. Erken tanı ve konservatif takiple çoğu nöropraksik lezyon üç ila altı ay içinde tamamen düzelir; ancak kesici yaralanmalar mikrocerrahi onarım gerektirir. Deneyimli merkezlerde tüm lateral epikondilit ameliyatları detaylı anatomik oryantasyonla, turnike altında ve büyütücü loop yardımıyla gerçekleştirilerek nörovasküler yapıların güvenliği en üst düzeyde tutulur.

PRP veya Kök Hücre Enjeksiyonu Cerrahiye Alternatif Olabilir mi?

Trombositten zengin plazma (PRP) ve kök hücre enjeksiyonları, son yıllarda ortopedik uygulamalarda giderek yaygınlaşan biyolojik tedavi seçenekleridir. PRP'nin temeli, hastadan alınan kanın santrifüj edilmesiyle elde edilen ve trombosit konsantrasyonu normalin dört ila altı katına çıkarılmış plazmadır. Trombositlerden salınan transforming growth factor beta, platelet-derived growth factor, vascular endothelial growth factor ve insulin-like growth factor gibi büyüme faktörleri, tendon iyileşmesini biyolojik olarak destekler. Peerbooms 2010 ve Krogh 2013 gibi randomize kontrollü çalışmalar, PRP enjeksiyonunun kortikosteroide kıyasla iki yıllık takipte belirgin biçimde daha üstün sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur. Bu çalışmalarda PRP grubunun yaklaşık yüzde yetmiş beşi başarılı sonuç bildirirken, steroid grubunda başarı yüzde kırk civarında kalmıştır.

Kök hücre enjeksiyonları, özellikle mezenkimal kök hücrelerin yağ dokusundan (adipoz kaynaklı) veya kemik iliğinden elde edilerek tendon dokusuna aktarılmasını içerir. Bu hücrelerin tenosit farklılaşması yaparak tendonu biyolojik olarak yenileme potansiyeli olduğu düşünülmektedir. Ancak henüz PRP kadar geniş kanıt tabanına sahip değildir ve yüksek maliyeti nedeniyle rutin uygulama kısıtlıdır. Bu enjeksiyonların cerrahiye tam alternatif olup olamayacağı sorusunun yanıtı hasta seçimine bağlıdır. Konservatif tedaviyle altı ay iyileşmeyen ancak henüz tam yıllık takip tamamlanmamış hastalarda PRP mantıklı bir seçenektir. Ancak yıllardır süren, MR'da ileri tendon dejenerasyonu ve kısmi yırtık gösteren, mesleki verimi belirgin bozulmuş hastalarda cerrahi debridman hala en etkili çözümdür. Ayrıca hem PRP hem de cerrahi arasında karar verilirken hastanın yaşı, aktivite düzeyi, mesleki gereksinimleri ve önceki tedavi yanıtları değerlendirilerek bireysel plan oluşturulmalıdır.

Dirseğin Kavrama Gücü Ameliyattan Sonra Ne Zaman Normale Döner?

Kavrama gücü, lateral epikondilit hastalarının en çok şikayet ettiği fonksiyon kayıplarından biridir ve ameliyat sonrası dönemde iyileşme sürecinin en önemli parametrelerinden biridir. Ameliyat öncesi dönemde hastaların dinamometre ile ölçülen kavrama gücü, karşı ekstremiteye kıyasla genellikle yüzde otuz ile elli oranında azalmış durumdadır. Ameliyat sonrası ilk iki hafta içinde kavrama gücü daha da azalır çünkü postoperatif ağrı, cerrahi sahada oluşan ödem ve tendon iyileşmesinin erken evresi kasların tam kontraksiyonuna izin vermez. Üçüncü haftadan itibaren aktif hareket egzersizlerinin başlatılmasıyla kavrama gücü kademeli olarak artmaya başlar ve altıncı haftada ameliyat öncesi seviyesine ulaşır.

Kavrama gücünün normale dönmesi tipik olarak üç ile altı ay arasında gerçekleşir. Alt ekstremite tendonlarına kıyasla üst ekstremite tendonlarının iyileşme süreci daha hızlıdır ancak tam biyolojik olgunlaşma için altı ay gereklidir. Bu süreçte progresif dirençli egzersizler, izometrik kontraksiyonlar, elastik bant egzersizleri, kilogram yavaş artışlı ağırlık kaldırma çalışmaları uygulanır. Alfredson protokolüne benzer eksentrik yükleme egzersizleri, tendonun kollajen sentezini uyararak biyomekanik dayanıklılığı artırır. Hastaların yüzde seksen beşi altı ay sonunda karşı ekstremite ile karşılaştırılabilir kavrama gücüne ulaşırken, bir yıl sonunda bu oran yüzde doksana çıkabilir. Fizik tedavi programına düzenli katılım, evde egzersizlerin aksatılmaması ve sabırlı bir rehabilitasyon süreci kavrama gücünün tam düzelmesi için hayati önem taşır. Aşırı erken ve yoğun yüklenme rekürrense yol açabileceğinden, kuvvet çalışmalarının program dahilinde ve doğru zamanlamayla yapılması gerekir. Kavrama gücü değerlendirmesinin objektif dinamometre ölçümleriyle takip edilmesi, rehabilitasyon programının bireyselleştirilmesi açısından değerlidir.

Tenis, Golf ve Ağırlık Sporları Ne Zaman Yeniden Yapılabilir?

Spor aktivitelerine dönüş, lateral epikondilit cerrahisi sonrası rehabilitasyonun en önemli dönüm noktalarından biridir ve her spor dalının biyomekanik gereksinimlerine göre farklı zamanlama gerektirir. İlk dört hafta sıkı bir immobilizasyon ve pasif hareket dönemidir; hiçbir sportif aktivite yapılmamalıdır. Beşinci ile sekizinci haftalar arasında hafif kardiyovasküler aktiviteler (yürüyüş, sabit bisiklet, alt vücut egzersizleri) başlatılır, ancak dirseği kullanan hareketlerden kaçınılır. Sekizinci haftadan itibaren kontrollü kuvvet çalışmaları eklenir; elastik bantla dirençli bilek ekstansiyonu, hafif ağırlıklarla ön kol güçlendirmesi yapılır. Bu aşamada dirseğe yüklenme günlük yaşam aktivitelerinin ötesine geçmemelidir.

Golf ve tenis gibi rotasyonel yüklenme içeren sporlar, cerrahiden yaklaşık on iki ila on altı hafta sonra kademeli olarak başlatılabilir. Ancak bu geri dönüş, yumuşak vuruşlarla, kısa oturumlarla ve pozisyonel olarak dikkatli yapılmalıdır. Tenis oyuncuları için özellikle backhand tekniği yeniden değerlendirilmeli, çift el backhand tercih edilmeli, uygun raket ağırlığı ve tel gerginliği seçilmelidir. Golf oyuncuları da grip tekniklerini gözden geçirmeli ve profesyonel bir destek almalıdır. Ağırlık kaldırma sporları için tam dönüş genellikle altıncı aydan sonra düşünülür. Halter, powerlifting ve CrossFit gibi yüksek yüklenme gerektiren aktivitelerde önce izole kas grubu egzersizleri, ardından kompozit hareketler ve nihayetinde tam performans seviyesine geri dönüş kademeli olarak sağlanır. Profesyonel sporcularda spora dönüş kararı, dinamometrik değerlendirme, hastanın öz güveni ve spor psikoloğunun katkısıyla bireyselleştirilir. Tam performansa geri dönüş çoğu hastada altı ay ile dokuz ay arasında gerçekleşir ve doğru rehabilitasyon uygulandığında rekürrens oranı yüzde beş ile on arasında kalır.

Bilgisayar Başında Çalışanlar Kaç Hafta Sonra İşe Dönebilir?

Modern iş yaşamında bilgisayar başında çalışmak, klavye ve fare kullanmak lateral epikondilitin en yaygın tetikleyici nedenlerinden biri haline gelmiştir. Bu nedenle bilgisayar başında çalışan hastalarda ameliyat sonrası işe dönüş, hem iyileşmeyi olumsuz etkilememek hem de ekonomik kaygıları göz önünde bulundurmak açısından kritik bir konudur. Genel olarak masa başı işlerde çalışan hastalar, cerrahiden iki ile üç hafta sonra işe kısmi mesaiyle geri dönebilir. İlk dönemde günlük çalışma süresi dört saati aşmamalı, her yarım saatte bir on dakikalık ara verilerek dirsek dinlendirilmeli ve germe egzersizleri yapılmalıdır. Dördüncü haftadan itibaren tam mesaiye kademeli olarak geçilebilir, ancak ergonomik düzenlemeler zorunludur.

Ergonomik iyileştirmeler, işe dönüş sürecinin sürdürülebilirliği açısından temeldir. Klavyenin dirsek eklem seviyesinde tutulması, önkolun masaya paralel olması, bileğin nötr pozisyonda tutulması ve mouse'un vücuda yakın konumlandırılması önem taşır. Ergonomik klavye, dikey mouse, bilek destekleri ve ayarlanabilir sandalye gibi ekipmanlar dirseğe binen stresi azaltır. Yazılım geliştirici, çevirmen, muhasebeci ve yazar gibi yoğun tuşlayan meslek gruplarında sesli komut yazılımları ve konuşma-metne çeviri programları kullanılarak dirsek yükü minimize edilebilir. Toplantı ve telefon görüşmeleri zamanlarında dirseğin dinlendirilmesi de faydalıdır. Belli bir süre boyunca hastanın mesleğine uygun biçimde iş rotasyonu yapması, mola sıklığının artırılması ve önemli deadline'ların ertelenmesi de sürdürülebilir işe dönüşün önemli bileşenleridir. Ağır fiziksel iş yapan hastalar için (marangoz, kasap, tesisatçı) işe dönüş süresi daha uzun tutulur ve genellikle sekizinci hafta ile on ikinci hafta arasında planlanır. Meslek grubuna göre işe dönüş planlaması, cerrah, fizyoterapist ve gerektiğinde iş yeri hekimiyle birlikte yapılmalıdır.

Ameliyat Sonrası Fizik Tedavi Protokolü Nasıl Uygulanır?

Fizik tedavi, lateral epikondilit cerrahisi başarısının en kritik belirleyicilerinden biridir ve doğru zamanlamayla, doğru progresyonla ve doğru intensite ile uygulanmalıdır. Protokol dört ana dönemde ele alınır. Birinci dönem cerrahiden hemen sonraki iki hafta olup koruma dönemidir. Dirsek arka splint ile doksan derece fleksiyonda immobilize edilir, cerrahi saha etrafında ödem kontrolü, buz uygulaması ve elevasyon yapılır. Bu dönemde parmak, bilek ve omuz eklemi için hafif aktif hareketler yapılmasına izin verilir ancak dirseğin ekstansiyon veya bilek dorsifleksiyon direnç egzersizleri yasaktır. Yara yeri bakımı ve dikişlerin alınması bu dönemde yapılır.

İkinci dönem üçüncü haftadan altıncı haftaya kadar süren aktif hareket dönemidir. Splint çıkarılır ve dirseğin pasif ile aktif eklem hareket açıklığı geri kazanılmaya başlanır. İlk hafta pasif fleksiyon-ekstansiyon egzersizleri fizyoterapist eşliğinde yapılır, ikinci hafta aktif hareket eklenir, üçüncü hafta pronasyon-supinasyon çalışmaları programa dahil edilir. Ağrı sınırında yumuşak germe egzersizleri, hafif izometrik kasılmalar ve proprioseptif egzersizler bu dönemin temel bileşenleridir. Üçüncü dönem yedinci haftadan on ikinci haftaya kadar süren kuvvetlendirme dönemidir. Elastik bantla dirençli egzersizler başlatılır, hafif dumbbell egzersizleri (yarım kilogram-bir kilogram) eklenir, Alfredson eksentrik yüklenme protokolü uygulanır ve önkol kaslarının izokinetik değerlendirmesi yapılır. Dördüncü dönem üçüncü aydan itibaren süren fonksiyonel geri dönüş dönemidir; spor spesifik antrenmanlar, iş simülasyonu egzersizleri, plyometrik çalışmalar ve tam yüklenme çalışmaları programa alınır. Rehabilitasyonun her aşamasında ağrı, ödem ve fonksiyon durumu değerlendirilerek program hastaya özel olarak modifiye edilir. Ev egzersiz programının motivasyonlu ve düzenli olarak uygulanması, klinikte alınan fizik tedavi seanslarının etkinliğini artırır.

Lateral Epikondilit Cerrahisi Sonrası Ağrı Neden Devam Edebilir?

Cerrahi sonrası ağrının devam etmesi, hem hasta hem de cerrah için hayal kırıklığı yaratan bir durumdur ve genellikle çok faktörlü nedenlere bağlıdır. Yayınlanmış serilerde başarısız lateral epikondilit cerrahisi oranı yüzde beş ile on beş arasında bildirilmektedir ve bunun ardında yatan nedenlerin doğru analizi, tedavi planlaması açısından önemlidir. Birinci neden yanlış tanıdır; radial tünel sendromu, servikal radikülopati (özellikle C6-C7 seviyesi), plika sendromu, posterolateral rotatuar instabilite, radiokapiteller osteoartrit ve fibromiyalji gibi durumlar lateral epikondiliti taklit edebilir ve ayırıcı tanıda gözden kaçarsa cerrahi başarısızlıkla sonuçlanır. Postoperatif dönemde persistent ağrı olan hastalarda mutlaka ayrıntılı yeni bir muayene, servikal MR, elektromiyografi ve gerektiğinde tanısal enjeksiyonlar yapılmalıdır.

İkinci neden yetersiz debridmandır; patolojik ECRB dokusu tam olarak eksize edilmediğinde ağrı devam edebilir. Üçüncü neden aşırı debridmana bağlı lateral ulnar kollateral ligament yaralanması ve posterolateral rotatuar instabilitedir; bu durumda hasta dirseğin dış kısmında ağrı, mekaniksel takılma hissi ve güvensizlik yaşar. Dördüncü neden kutanöz sinir yaralanmasına bağlı nöroma oluşumu ve karmaşık bölgesel ağrı sendromudur; bu tabloda hafif dokunmayla bile şiddetli ağrı ve hipersensitivite görülür. Beşinci neden rehabilitasyon uyumsuzluğudur; ev egzersizlerinin yapılmaması, aşırı erken yüklenme veya tam tersi immobilizasyonda kalma iyileşmeyi olumsuz etkiler. Altıncı neden psikososyal faktörlerdir; iş göremezlik davası, depresyon, iş yerinde memnuniyetsizlik ve sekonder kazanç durumları cerrahi sonuçları önemli ölçüde etkiler. Kalıcı ağrının değerlendirilmesinde multidisipliner yaklaşım (ortopedi, fizik tedavi, ağrı yönetimi, psikiyatri) uygulanır ve gerekli görülürse revizyon cerrahisi planlanır. Revizyon cerrahisinin başarı oranı ilk cerrahiye kıyasla daha düşüktür ve bu nedenle indikasyonlar dikkatle konulmalıdır.

Karşı Dirsekte Aynı Sorun Gelişirse Yeniden Ameliyat Gerekir mi?

Lateral epikondilit, bilateral gelişme potansiyeli olan bir hastalıktır ve tek taraflı hastalık için ameliyat olan hastaların yaklaşık yüzde on beşinde karşı dirsekte de zamanla benzer şikayetler ortaya çıkabilir. Bu durum genellikle mesleki ve sportif alışkanlıkların devam etmesi, kompansatuvar kullanım artışı ve genetik yatkınlıkla ilişkilidir. Karşı dirsekte hastalık geliştiğinde, tedavi kararı yine aynı prensiplere göre verilir. Hasta ilk kez hastalık geçiriyormuş gibi kapsamlı bir konservatif tedavi programına alınır ve en az altı ile on iki ay konservatif seçenekler denenmeden cerrahi düşünülmez. Bir dirseği ameliyat olan hastanın karşı dirseğinin de mutlaka aynı yolla tedavi edilmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir.

Karşı dirsek için tedavi kararı verilirken hastanın önceki cerrahisinden aldığı deneyim, memnuniyet düzeyi ve şu anki genel sağlık durumu değerlendirilir. Önceki cerrahiden çok memnun ve fonksiyonel kazanım elde etmiş hastalarda, karşı dirsek için de erken cerrahi kararı verilebilir. Ancak önceki cerrahiden tam memnuniyet sağlanamayan hastalarda cerrahi daha temkinli düşünülmelidir. Bilateral hastalıkta iki dirseğin aynı seansta ameliyat edilmesi teorik olarak mümkün olsa da pratikte önerilmez; çünkü postoperatif dönemde iki üst ekstremitenin aynı anda kısıtlı olması hastanın günlük yaşam bağımsızlığını ciddi biçimde bozar. Bu nedenle bilateral cerrahi gerekli olduğunda önce daha semptomatik dirsek ameliyat edilir, rehabilitasyon tamamlandıktan sonra üç ile altı ay ara verilerek karşı dirsek ameliyatı planlanır. Bilateral hastalıkta önleyici yaklaşımlar (ergonomik düzenlemeler, aktivite modifikasyonu, önleyici germe programları) de büyük önem taşır. Hastanemizde her hastanın uzun dönem takibi yapılır, karşı dirsek şikayetleri erken tanınır ve gerekli önlemler zamanında alınarak hastanın yaşam kalitesi optimal düzeyde tutulur. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzman kadrosu, dirsek cerrahisi konusundaki uluslararası standartları takip ederek hastalarına güncel ve kanıta dayalı tıp anlayışıyla hizmet vermeye devam etmektedir.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment