Göz Hastalıkları

Tränenwege-Operation (DCR / Dakryozystorhinostomie)

Die Tränenwege-Operation drainiert den verstopften Kanal über ein neues, in die Nasenhöhle geöffnetes Fenster. Informieren Sie sich bei unserem Koru Ankara Augenheilkunde-Team.

Sürekli gözyaşı akıntısı, tekrarlayan iç göz köşesi enfeksiyonları ve mukoz akıntıyla seyreden nazolakrimal kanal tıkanıklığı, günlük yaşam konforunu belirgin biçimde azaltan ve okuloplastik cerrahi alanında en sık başvurulan sorunlardan birini oluşturmaktadır. Dakriyosistorinostomi kısaltmasıyla anılan gözyaşı kanalı ameliyatı, tıkalı doğal drenaj yolunun devre dışı bırakılıp lakrimal kese ile burun boşluğu arasında yeni bir açıklık oluşturulması esasına dayanan mikrocerrahi bir girişim olarak kabul görmektedir. Eksternal, endoskopik ve lazer yardımlı yaklaşımlarla uygulanabilen bu operasyon, doğru endikasyon, ayrıntılı ön değerlendirme ve tecrübeli bir ekip eşliğinde yüksek başarı oranlarıyla epifora şikayetini ortadan kaldırmaktadır. Konuya ilişkin tanı, cerrahi teknik seçimi, iyileşme süreci ve komplikasyon yönetimi başlıklarına odaklanan aşağıdaki bilgilendirme, Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünün klinik yaklaşımı çerçevesinde ele alınmaktadır.

DSR Ameliyatı (Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığı Operasyonu) Nasıl Tanımlanır?

Dakriyosistorinostomi, tıbbi literatürde DSR kısaltmasıyla anılan ve nazolakrimal kanalın tıkalı olduğu olgularda uygulanan rekonstrüktif bir gözyaşı drenaj cerrahisi olarak tanımlanmaktadır. Ameliyatın temel hedefi, kese ile burun arasındaki doğal iletim yolunun bypass edilerek lakrimal kese ile orta meatustaki nazal mukoza arasında kalıcı, geniş çaplı ve mukoza kaplı yeni bir açıklık, yani rinostomi ostiumu oluşturulmasıdır. Bu sayede üst punktumdan alt punktuma kadar uzanan gözyaşı toplama sistemi işlerliğini sürdürürken, alt uçtaki kemik ve mukoza engelinin ötesine akım yeniden sağlanmaktadır.

Anatomik olarak lakrimal drenaj sistemi; üst ve alt kapaklardaki punktumlar, kanalikülüsler, ortak kanalikül, lakrimal fossa içindeki kese, kemik kanal olan duktus nazolakrimalis ve nihai olarak burun boşluğunun alt meatusunda sonlanan Hasner valvinden meydana gelmektedir. Bu yolun herhangi bir seviyesinde gelişen darlık, kısmi veya tam tıkanıklık, gözyaşının konjonktiva forniksinde birikmesine ve kapak kenarından akmasına, yani epiforaya yol açmaktadır. Ostiumun cerrahi yolla oluşturulması, hem hidrostatik hem de hidrodinamik anlamda drenaj basıncını normalize etmektedir.

DSR ameliyatı, temelde iki büyük teknik grubuna ayrılmaktadır. Eksternal yaklaşımda medial kantal bölgeden yapılan küçük bir cilt kesisiyle lakrimal keseye ulaşılırken, endonazal endoskopik yaklaşımda burun içi endoskopi ile nazal mukoza tarafından kese odasına girilmektedir. Her iki yöntemin de kendine özgü avantajları, endikasyonları ve kısıtlılıkları bulunmakta; hasta odaklı seçim, cerrahın deneyimi ve mevcut nazal anatomiyle şekillenmektedir. Modern okuloplastik cerrahi pratiğinde uygun endikasyonla gerçekleştirilen dakriyosistorinostomi, %85 ile %95 arasında değişen başarı oranlarıyla altın standart tedavi seçeneği konumunu korumaktadır.

Cerrahinin bir başka temel bileşeni, silikon stent olarak bilinen ince tüpün üst ve alt kanaliküllerden geçirilerek yeni ostiuma sabitlenmesidir. Bu tüpler, restenozu önleme amacıyla üç ile altı ay arasında yerinde bırakılmakta ve daha sonra poliklinik ortamında güçlük yaşanmadan çıkarılmaktadır. Ayrıca marsupialization tekniğiyle kese mukozası ile nazal mukoza arasında oluşturulan flap birleşmesi, ostiumun mukoza kaplı ve dolayısıyla stabil kalmasında belirleyici rol oynamaktadır. Böylece kanamayı, granülasyon dokusu oluşumunu ve geç dönem tıkanmayı minimuma indiren bir onarım gerçekleştirilmektedir.

Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığının Başlıca Şikayetleri Nelerdir?

Nazolakrimal kanal tıkanıklığının en tipik ve ilk fark edilen bulgusu, epifora adı verilen sürekli gözyaşı akıntısıdır. Kişi, rüzgarlı havada, soğukta veya odak gerektiren okuma, bilgisayar kullanımı gibi durumlarda gözyaşının kapağın alt kenarından yanağa doğru aktığını ifade etmektedir. Şikayetin derecesi hafiften şiddetliye kadar değişkenlik göstermekte olup, klinik değerlendirmede Munk skoru gibi standardize sistemlerle sıklık ve yoğunluk derecelendirilmektedir. Bu skorlamalar, ameliyat kararında ve postoperatif başarı takibinde nesnel bir çerçeve sunmaktadır.

Bir diğer sık şikayet, iç göz köşesinden çıkan mukoid, bazen mukopürülan akıntıdır. Kese içerisinde staz nedeniyle biriken salgı, parmak ucuyla lakrimal fossa üzerine hafif basıldığında punktumdan geri kaçmakta; bu bulgu klinikte reflü testi olarak tanımlanmaktadır. Reflü sırasında berrak, jelimsi veya sarımsı akıntının gözlenmesi, kese içerisinde birikim ve muhtemelen kronik dakriosistit varlığına işaret etmektedir. Hastalar sabahları uyandıklarında kirpiklerin birbirine yapışması, kapak kenarlarında kabuklanma ve gözde ıslak his tanımlamaktadır.

Tekrarlayan dakriosistit atakları, tıkanıklığın önemli komplikasyonları arasında yer almaktadır. Medial kantal bölgede ani başlayan kızarıklık, ısı artışı, ağrılı şişlik ve palpasyonda dolgunluk klasik akut dakriosistit tablosunu oluşturmakta; bazen fistülleşerek cilt yüzeyine drene olabilmektedir. Kronik seyirli olgularda ise şişlik daha az belirginken persistan pürülan akıntı ön plana çıkmaktadır. Rekürren enfeksiyon epizotları hem konjonktivit gelişimine zemin hazırlamakta hem de kornea ülseri gibi ciddi tablolar için risk faktörü oluşturmaktadır.

Bulanık görme, gözde yabancı cisim hissi, kaşıntı ve fotofobi, kronik gözyaşı birikimi ve eşlik eden yüzey inflamasyonuna bağlı ikincil şikayetler arasındadır. Uzun süreli epifora, kapak kenarında maserasyona ve alt kapakta ekzematöz dermatit gelişimine yol açabilmektedir. Ayrıca sürekli gözyaşı silme hareketi alt kapakta mekanik ektropiyonu tetiklemekte, bu durum tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Sosyal yaşam, mesleki performans ve psikolojik iyilik hali üzerinde belirgin bir olumsuz etki oluşturan bu tablonun ayrıntılı sorgulanması, cerrahi endikasyon değerlendirmesinin ilk basamağını meydana getirmektedir.

Ayırıcı tanı kapsamında kuru göz sendromuna bağlı reflü lakrimasyon, kapak malpozisyonları, konjonktivit, blefarit, punktumal stenoz ve izole kanaliküler tıkanıklıklar sorgulanmaktadır. Kuru gözde subjektif olarak gözde kum hissi, yanma ve batma daha ön planda iken NLDO olgularında saf akıntı belirtileri belirgindir. Bu ayrımın doğru yapılması gereksiz cerrahi girişimden kaçınılmasını sağlamaktadır. Anamnezde geçirilmiş travma, sinüs cerrahisi, radyoterapi öyküsü, sistemik hastalıklar, uzun süreli topikal ilaç kullanımı ve alerji varlığı özellikle sorgulanmaktadır.

DSR Ameliyatı Hangi Adımlarla Uygulanır ve Cerrahi Teknik Alternatifleri Nelerdir?

Eksternal dakriyosistorinostomi, uzun yıllardır altın standart olarak kabul edilen klasik Toti tekniğinin modifiye edilmiş güncel versiyonuyla uygulanmaktadır. İşleme hasta supin pozisyonda alınarak, medial kantal bölge, burun yan duvarı ve nazal kavite tampon aracılığıyla vazokonstriktör ve topikal anestezik ile hazırlanmaktadır. Ardından medial kantusun yaklaşık 8 ile 10 milimetre iç kısmına, doğal cilt kıvrımlarına paralel olarak 10 ile 15 milimetre uzunluğunda küratif bir cilt insizyonu planlanmaktadır. Cilt altı diseksiyon körnü, medial kantal tendon ve angüler damarların dikkatlice geçilmesiyle sürdürülmektedir.

Diseksiyon periost seviyesine ulaştığında lakrimal fossanın üzerini örten periost, geniş bir flep şeklinde kaldırılmakta ve kese laterale doğru retrakte edilmektedir. Bu aşamada kemik pencere, yani osteotomi oluşturulmakta; Kerrison rongeur, bone punch veya trefin yardımıyla lakrimal fossanın ön yarısı, ön etmoid hücreler ve maksillanın frontal proçesi çıkarılarak yaklaşık 12 ile 15 milimetrelik oval bir açıklık meydana getirilmektedir. Kemik penceresinin yeterli genişlikte olması, uzun dönem başarı için kritik parametrelerin başında gelmektedir. Osteotomiyi izleyerek kese ile nazal mukoza dikkatle H şeklinde açılmakta, ön ve arka flapler oluşturularak marsupialization gerçekleştirilmektedir.

Kese ile nazal mukoza flaplerinin absorbe olabilen ince sütürlerle karşılıklı olarak birleştirilmesinin ardından, önceden punktumlardan geçirilmiş bikanaliküler silikon stent nazal boşluğa çekilerek burun içinde sabitlenmektedir. Stent, mukoza flaplerinin iyileşme sürecinde ostiumu açık tutmakta ve granülasyon dokusu gelişimini sınırlamaktadır. Periost yeniden yerine alınmakta, cilt altı dokular ve cilt katmanlı olarak kapatılmaktadır. Cilt kesisi doğal kıvrım hattına paralel yerleştirildiğinden, uygun sütür tekniğiyle geç dönemde belirgin kozmetik iz oluşmamakta, hastaların büyük çoğunluğu skardan şikayet etmemektedir.

Endonazal endoskopik dakriyosistorinostomide ise cerrahi tamamen burun içinden gerçekleştirilmekte, cilt kesisi yapılmamaktadır. Kese lokalizasyonu, ışık probu ile lakrimal fossaya verilen transillüminasyondan veya anatomik referanslardan tespit edilmektedir. Nazal mukoza flep şeklinde kaldırıldıktan sonra maksillanın frontal proçesi ve lakrimal kemik özel drill veya rongeur ile çıkarılarak keseye ulaşılmaktadır. Kese medial duvarı geniş biçimde açılmakta ve daha önce hazırlanan nazal mukoza flepleriyle marsupialize edilmektedir. Silikon tüp aynı prensiple burun içine çekilmektedir. Kombine septoplasti veya fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi gereken seçilmiş vakalarda endonazal yaklaşım tek seansta multipl cerrahi imkanı sunmaktadır.

Lazer yardımlı dakriyosistorinostomi, endonazal veya transkanaliküler rotayla uygulanmakta olup KTP, diode, holmium ve erbium tipi lazerlerle kemiğin fotoablasyonu gerçekleştirilmektedir. Yöntem, hızlı ve minimal invaziv olma avantajıyla öne çıkmakta; ancak eksternal ve konvansiyonel endoskopik teknikle karşılaştırıldığında ostiumun daha küçük kalması, mukoza flep oluşturulamaması ve termal hasar nedeniyle uzun dönem başarı oranı görece düşük seyretmektedir. Balon dakriyoplasti parsiyel tıkanıklıklarda ve pediatrik olgularda; Jones tüp yerleştirilmesi olarak bilinen konjonktivo-dakriyosistorinostomi ise total kanaliküler tıkanıklık durumunda tercih edilmektedir. Cerrahi teknik seçimi bireysel anatomik özelliklere, patoloji lokalizasyonuna ve hastanın beklentilerine göre belirlenmektedir.

Açık, Endoskopik ve Lazer DSR Teknikleri Arasında Ne Fark Vardır?

Eksternal, endoskopik ve lazer dakriyosistorinostomi teknikleri, temel prensipte aynı hedefe hizmet etmekle birlikte cerrahi rota, ekipman gereksinimi, öğrenme eğrisi ve klinik sonuçlar açısından belirgin farklılıklar taşımaktadır. Eksternal teknik, medial kantal bölgeden yapılan küçük bir cilt kesisiyle keseye doğrudan görsel erişim sağlarken; endonazal endoskopik teknik nazal endoskopiyle burun içinden lakrimal fossaya ulaşılmasına olanak vermektedir. Lazer yardımlı yaklaşımda ise transkanaliküler veya endonazal rotadan lazer enerjisiyle kemik pencere oluşturulmakta ve mukoza flep hazırlanamamaktadır.

Eksternal teknik, geniş ve stabil bir ostium oluşturulmasına, kese-nazal mukoza flaplerinin doğrudan birbirine sütüre edilmesine ve dolayısıyla uzun dönem yüksek başarı oranlarına imkan tanımaktadır. Uzun dönem başarı oranı literatürde %85 ile %95 aralığında bildirilmektedir. Buna karşılık göz iç köşesinde küçük bir cerrahi iz kalması, medial kantal tendon fonksiyonuna dikkatli yaklaşım gerekliliği ve angüler damar yaralanma riski gibi kısıtlılıklar bulunmaktadır. Modern kapatma tekniklerinde kesi doğal cilt kıvrımına yerleştirildiğinden kozmetik sonuçlar oldukça tatmin edici olmaktadır.

Endonazal endoskopik dakriyosistorinostominin en belirgin avantajı, cilt kesisi olmaması ve dolayısıyla dıştan görünür bir izin oluşmamasıdır. Bu yaklaşım ayrıca medial kantal tendonun ve gözyaşı pompa mekanizmasının bozulmasını önlemektedir. Aynı seansta septum deviasyonu düzeltmesi, konka bulloza cerrahisi veya fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi kombine edilebilmektedir. Deneyimli ellerde başarı oranı eksternal tekniğe yakın seyretmekte, %80 ile %90 aralığında bildirilmektedir. Ancak nazal anatominin daralttığı olgularda görüş kısıtlılığı, kanamanın manipülasyonu zorlaştırması ve öğrenme eğrisi eğitim döneminde başarıyı azaltabilmektedir.

Lazer yardımlı yaklaşım, hızlı cerrahi süresi, minimal kanama ve düşük postoperatif rahatsızlık gibi avantajlar sunmaktadır. Ancak fotoablasyonla oluşturulan ostiumun görece küçük çapı, marsupialization yapılamaması ve termal hasarın yol açtığı skar kontraksiyonu nedeniyle restenoz oranları daha yüksek seyretmektedir. Başarı oranları %70 ile %85 arasında bildirilmekte olup, özellikle uzun dönem takiplerde eksternal ve endoskopik konvansiyonel yöntemlerin gerisinde kalmaktadır. Buna karşın antikoagülan kullanan, kanama diyatezi olan veya kısa cerrahi süresi gereken hastalarda seçilmiş endikasyonlarda tercih edilebilmektedir.

Teknik seçiminde patolojinin lokalizasyonu, kese boyutu, önceki cerrahi öyküsü, nazal anatomi, kombine sinüs patolojisi ve hastanın kozmetik beklentisi belirleyici rol oynamaktadır. Küçük fibrotik kese, geçirilmiş cerrahi ve belirgin nazal deviasyon eksternal tekniği önerirken; kombine sinüs cerrahisi gereksinimi endoskopik yaklaşımı ön plana çıkarmaktadır. Deneyimli okuloplastik cerrahlar, aynı seansta gerekirse teknik değişikliği yapabilecek esneklikle planlamaktadır. Bireyselleştirilmiş tercih ile yüksek başarı ve düşük komplikasyon oranı hedeflenmektedir.

Süt Çocuklarında Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığına Nasıl Yaklaşılır?

Konjenital nazolakrimal kanal tıkanıklığı, yenidoğanların yaklaşık yüzde altı ila yirmisinde görülen ve büyük çoğunluğunda kendiliğinden düzelen bir doğumsal durum olarak tanımlanmaktadır. Tıkanıklığın en sık nedeni, alt uçtaki Hasner valvinin membranöz olarak açılmamış kalmasıdır. Bebeklerde yaşamın ilk haftalarından itibaren gözde sulanma, iç köşede mukoid birikim, kirpiklerde yapışıklık ve zaman zaman ağlarken bile normalden fazla gözyaşı akıntısı gözlenmektedir. Enfeksiyon bulguları eşlik etmediğinde, klasik yaklaşım konservatif kalmayı öngörmektedir.

Konservatif tedavinin temelini, Crigler manevrası olarak bilinen lakrimal kese masajı meydana getirmektedir. Ebeveynler, işaret parmağı ucuyla iç göz köşesindeki kese üzerine, günde üç ila dört kez, iki-üç dakika süreyle sıvazlar tarzda basınç uygulayarak kese içeriğini alt uca doğru yönlendirmektedir. Bu masaj hidrostatik basınçla Hasner valvi seviyesindeki membranın açılmasına katkı sağlamaktadır. Eşlik eden konjonktivit ataklarında topikal antibiyotik damla tedavisi eklenmekte, ancak asıl amaç enfeksiyonu kontrol altına almak olarak belirlenmektedir. Konjenital olguların yaklaşık %90 kadarı ilk on iki ay içinde konservatif yaklaşımla düzelmektedir.

Yaşamın ilk yılını dolduran ve şikayetleri devam eden bebeklerde, genellikle bir yaş ile on iki-on sekiz ay arasında probing, yani lakrimal kanal sondalama işlemi gündeme gelmektedir. İşlem, kısa süreli genel anestezi altında yapılmakta; Bowman probu üst ya da alt punktumdan geçirilerek kanaliküler yol takip edilmekte, ardından keseye ve nazolakrimal kanala ilerlemektedir. Alt uçtaki membran mekanik olarak açılmakta, işlem sonrası gerektiğinde salinle irrigasyonla açıklık teyit edilmektedir. İlk sondalama başarısı %80 ile %90 aralığında bildirilmektedir.

İlk probingin başarısız olduğu, iki yaş üzeri veya kompleks anatomiye sahip olgularda ise silikon tüp entübasyonu veya balon dakriyoplasti gündeme gelmektedir. Bikanaliküler ya da monokanaliküler silikon tüp genellikle üç ila altı ay yerinde bırakılarak stabil bir açıklık sağlanmaktadır. Balon dakriyoplaste özel kateter ile parsiyel darlık genişletilmekte, özellikle rekürren olgularda başarı sağlamaktadır. Cerrahi seçenekler tükendiğinde veya lakrimal fossa üzerinde belirgin distansiyon oluşmuş dakriyosel varlığında pediatrik dakriyosistorinostomi düşünülmektedir.

Süt çocuğunda akut dakriyosistit gelişmesi, hızlı müdahale gerektiren bir tablo olarak değerlendirilmektedir. Ateş, medial kantusta belirgin şişlik ve kızarıklık gözlendiğinde, yatarak sistemik antibiyotik tedavisi başlanmakta; sepsis ve preseptal-orbital sellülit ihtimali göz önünde bulundurulmaktadır. Akut inflamasyon kontrol altına alındıktan sonra sondalama veya cerrahi planlanmaktadır. Dakriyosel olgularında ise gerekirse acil probing gündeme gelmektedir. Pediatrik olguların yönetimi, çocuk oftalmolojisi ve okuloplastik cerrahi tecrübesi gerektiren, aile bilgilendirmesi ile başarısı belirgin artan bir süreç olarak öne çıkmaktadır.

DSR Ameliyatının Ardından İyileşme Süreci Nasıl İlerler ve Bakım Nasıl Yapılmalıdır?

Dakriyosistorinostomi sonrası iyileşme süreci, cerrahi tekniğe, hastanın genel durumuna ve postoperatif bakıma büyük ölçüde bağlıdır. Eksternal DSR uygulanan hastalarda operasyon genellikle günübirlik veya en fazla bir gecelik yatış ile tamamlanmakta; endoskopik yaklaşımlarda ise uygunluk halinde aynı gün taburcu edilme mümkün olmaktadır. Cerrahi bölgeye uygulanan buz kompresi, ilk yirmi dört ila kırk sekiz saatte ödem ve morlukları belirgin şekilde azaltmaktadır. Baş yükseltilmiş pozisyonda dinlenme, venöz drenajı desteklemekte ve rahatsızlığı hafifletmektedir.

İlk günlerde kanlı-mukoid nazal akıntı, iç göz köşesinden geri kaçan pembemsi salgı ve hafif burun tıkanıklığı beklenen bulgular arasında yer almaktadır. Bu durum, cerrahi bölgedeki normal iyileşme sürecinin bir yansıması olarak yorumlanmakta ve endişe kaynağı olarak değerlendirilmemektedir. Hastalara nazal salinli sprey veya izotonik solüsyonla yıkama önerilmekte; nazal kavitede kabuklanmayı azaltarak ostiumun açık kalmasına destek olmaktadır. İlk bir-iki hafta boyunca burun sümkürme, ağır kaldırma, öne eğilme ve sıcak duş gibi intranazal basınç artışına yol açacak aktivitelerden kaçınılması gerekmektedir.

Topikal antibiyotik-kortikosteroid kombinasyon damlaları, cerrahi tarafa günde birkaç kez uygulanmakta; bu tedaviye eşlik eden nazal steroid sprey ostium çevresindeki inflamasyon kontrolünde ve granülasyon dokusu oluşumunun engellenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ağrı yönetimi genellikle basit analjeziklerle sağlanmakta, güçlü opioid gereksinimi nadir olmaktadır. Cilt sütürleri yaklaşık beş ila yedi gün içinde alınmakta, eritem ve ödemin çözülmesiyle birlikte insizyon hattı doğal cilt kıvrımına gömülmektedir. Kozmetik açıdan tatmin edici sonuç için sütür bakımı ve güneşten koruma büyük önem taşımaktadır.

Silikon stent yerleştirilen olgularda tüp, yaklaşık üç ila altı ay boyunca yerinde bırakılmaktadır. Bu süre zarfında hastalar tüpe müdahale etmemekte, gözü aşırı ovmamakta ve düzenli poliklinik kontrollerine katılmaktadır. Kontrollerde ostium değerlendirmesi, lavaj testi ve endoskopik inceleme yapılmakta; erken restenoz belirtileri fark edilirse balon dilatasyon veya lokal steroid enjeksiyonu gibi ek girişimler planlanabilmektedir. Silikon tüp alım işlemi, poliklinik ortamında topikal anestezi altında güçlük yaşanmadan gerçekleştirilmektedir. Alım sonrası hasta genellikle kısa süre içinde epifora şikayetinin belirgin azaldığını ifade etmektedir.

Uzun dönem başarının değerlendirilmesi için genellikle altı aylık takip yeterli olmakta; ancak yüksek risk grubundaki hastalarda bir yıl ve üzerinde izlem sürdürülmektedir. Sigara kullanımı, kronik rinosinüzit, alerjik rinit ve kontrolsüz diyabet, iyileşme sürecini olumsuz etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Bu koşulların medikal yönetimi ve yaşam tarzı düzenlemeleri, kalıcı başarı için desteklenmektedir. Ameliyatın tam işlevsel sonucunun ortaya çıkması bazen birkaç ayı bulmakta; hasta bu süreçte hekimiyle düzenli iletişim halinde kalmaktadır.

DSR Ameliyatı Öncesinde Hangi Göz ve Kanal Testleri ile Görüntüleme Yöntemleri İstenir?

Dakriyosistorinostomi öncesi değerlendirme, doğru endikasyon, uygun teknik seçimi ve başarı oranının maksimize edilmesi için titizlikle planlanan çok basamaklı bir süreç olarak yürütülmektedir. Öncelikle ayrıntılı anamnez alınmakta; epifora süresi, sıklığı, tetikleyen faktörler, geçirilmiş travma, sinüs operasyonu, radyoterapi öyküsü, tekrarlayan konjonktivit ve dakriyosistit atakları sorgulanmaktadır. Kullanılan sistemik ve topikal ilaçlar, alerji öyküsü, antikoagülan tedavi ve komorbiditeler ayrıntılı biçimde kaydedilmektedir.

Klinik muayenede kapak pozisyonu, punktum açıklığı, medial kantal tendon bütünlüğü, göz kürelerinin pozisyonu ve konjonktiva değerlendirilmektedir. Kese üzerine yapılan hafif basıncın punktumdan reflüye yol açması, kese içi birikime ve kronik dakriyosistite işaret etmektedir. Ardından fluorescein disappearance testi olarak bilinen boya kaybolma testi uygulanmakta; her iki konjonktival forniksten yerleştirilen fluorescein damlanın beş dakika sonra hala göz yüzeyinde durup durmadığı değerlendirilmektedir. Uzamış kalış epiforayı objektif olarak doğrulamaktadır.

Kanaliküler değerlendirme kapsamında Bowman probu ile sondalama ve serum fizyolojik ile irrigasyon gerçekleştirilmektedir. Punktumdan verilen sıvının burun boşluğuna geçmesi normal fonksiyonu, punktumdan geri kaçması alt sistem tıkanıklığını, diğer punktumdan geri gelmesi ise ortak kanaliküler tıkanıklığı düşündürmektedir. Sert stop, kemik seviyesinde tıkanıklığın karakteristik bulgusu olarak kabul edilmektedir. Jones I ve Jones II testleri ise fonksiyonel tıkanıklıkların değerlendirilmesinde tarihsel değere sahiptir. Bu klinik testler, cerrahi planlamada temel yol gösterici konumundadır.

Görüntüleme çalışmaları içinde dakriyosistografi, kese-nazolakrimal kanal boyunca radyoopak madde verilerek elde edilen radyografik yöntem olarak lokalize edici bilgi sağlamaktadır. Dakriyosintigrafi ise radyoaktif işaretli göz damlasının drenaj hızını ölçerek fonksiyonel değerlendirme sunmaktadır. Bilgisayarlı tomografi, özellikle tümör şüphesi, geçirilmiş kompleks travma, revizyon cerrahisi ve sinüs patolojisi eşlik ettiğinde tercih edilmekte; nazolakrimal kanalın ve komşu kemik yapıların ayrıntılı değerlendirilmesine olanak vermektedir. Manyetik rezonans görüntüleme yumuşak doku patolojilerinde ve kese-tümör ayrımında bilgi verici olabilmektedir.

Nazal endoskopik değerlendirme, endoskopik DSR planlanan tüm olgularda zorunlu olarak yapılmakta; septum deviasyonu, orta konka hipertrofisi, nazal polip ve sinüzit bulguları saptandığında cerrahi plan buna göre şekillenmektedir. Ayrıca preoperatif göz muayenesinde görme keskinliği, göz içi basıncı, ön segment ve fundus değerlendirmesi tamamlanmaktadır. Sistemik değerlendirme kapsamında rutin kan tetkikleri, koagülasyon profili ve gerektiğinde kardiyolojik konsültasyon planlanmaktadır. Bu ayrıntılı ön hazırlık, cerrahi sürecin sorunsuz yürümesini ve başarı oranının maksimize edilmesini sağlamaktadır.

DSR Ameliyatında Hangi Anestezi Yöntemi Tercih Edilir ve İşlem Ne Kadar Sürer?

Dakriyosistorinostomide anestezi seçimi, cerrahi teknik, hastanın genel sağlık durumu, işbirliği kapasitesi ve cerrahın tercihine göre bireyselleştirilmektedir. Lokal anestezi ile monitörize sedasyon, seçilmiş yetişkin olgularda güvenli ve etkili bir seçenek olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşımda medial kantal bölgeye infiltratif lokal anestezik uygulanmakta; supraorbital ve infratroklear sinir blokajları eklenmektedir. Nazal kaviteye lidokain ve vazokonstriktör emdirilmiş tampon yerleştirilerek burun içi mukoza da anesteziye ve dekonjesyona alınmaktadır.

Genel anestezi, uzun cerrahi süresi, kombine sinüs cerrahisi, çocuk hastalar, anksiyeteli erişkinler ve kompleks revizyon olgularında öncelikli olarak tercih edilmektedir. Endotrakeal entübasyon ile hava yolu güvence altına alınmakta, orofarengeal tampon aracılığıyla nazofarengeal kanın yutulması engellenmektedir. Kontrollü hipotansiyon uygulaması, cerrahi alanda kanamayı azaltarak görüş kalitesini arttırmakta ve süreyi kısaltmaktadır. Modern anestezi teknikleri sayesinde postoperatif bulantı, kusma ve uyanıklık gecikmesi minimum düzeyde tutulmaktadır. Preoperatif değerlendirmede anestezi uzmanınca ASA skoru belirlenmekte ve gerekli önlemler planlanmaktadır.

İşlem süresi, seçilen teknik ve olgu kompleksitesine göre değişkenlik göstermektedir. Deneyimli ellerde eksternal DSR yaklaşık altmış ila doksan dakika arasında tamamlanmaktadır. Endonazal endoskopik yaklaşımda süre otuz ila altmış dakikaya inebilmektedir. Lazer yardımlı işlemler yirmi ila kırk dakika gibi daha kısa sürelerde tamamlanabilmekle birlikte, hazırlık ve yerleştirme aşamaları eklendiğinde toplam anestezi süresi benzerdir. Revizyon cerrahileri, kombine septoplasti, sinüs cerrahisi veya bilateral olgularda toplam süre bir buçuk ile iki buçuk saati bulmaktadır.

Peroperatif dönemde hemodinamik stabilite, kanama kontrolü ve ekipman yönetimi büyük önem taşımaktadır. Endoskopik yaklaşımlarda yüksek çözünürlüklü kamera sistemi, ışık kaynağı ve mikromotorlu drill gerekmektedir. Eksternal yaklaşımda ise cerrahi mikroskop veya loop büyüteç, ince cerrahi aletler ve bipolar koter setleri kullanılmaktadır. Silikon stent takımı, kese ve nazal mukoza flap manipülasyonu için gerekli mikroaletlerin hazır bulundurulması cerrahi konforu arttırmaktadır. Antikoagülan kullanımının cerrahi öncesinde uygun sürede kesilmesi, kanama komplikasyonlarını minimuma indirmektedir.

Ameliyat sonrası hasta, derlenme odasında bir süre gözlem altında tutulmakta; hemodinamik parametreler, ağrı düzeyi ve nazal kanama açısından değerlendirilmektedir. Genel anestezi alan hastalarda uyanma dönemi ve oryantasyon takibi tamamlandıktan sonra servise alınmakta ya da uygunluk halinde aynı gün taburcu edilmektedir. Taburcu öncesinde ilaç kullanımı, nazal bakım, aktivite kısıtlamaları ve kontrol randevusu konularında hasta ve yakınlarına ayrıntılı bilgilendirme yapılmaktadır. Bu bilgilendirmenin doğru anlaşılması, postoperatif komplikasyonların erken tanınmasına ve tedavi başarısının kalıcı olmasına katkı sağlamaktadır.

Gözyaşı kanalı tıkanıklığı, kalıcı akıntı ve tekrarlayan enfeksiyonlarla yaşam kalitesini belirgin biçimde bozan; ancak günümüz cerrahi imkanlarıyla yüksek başarı oranıyla tedavi edilebilen bir sorundur. Uygun endikasyonla planlanan dakriyosistorinostomi, doğru teknik seçimi, deneyimli ekip ve ayrıntılı postoperatif izlem ile hastaların büyük çoğunluğunu şikayetsiz kılmaktadır. Sürekli sulanan göz, iç köşede birikinti veya tekrarlayan iltihaplanma gibi bulgular varlığında değerlendirmede gecikilmemesi, komplikasyon riskini azaltmakta ve tedavi seçeneklerinin çeşitliliğini korumaktadır. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları bölümü, okuloplastik ve lakrimal cerrahi alanındaki güncel yöntemleri hasta odaklı bir yaklaşımla uygulamaktadır. Kişiye özel değerlendirme ve uygun cerrahi planlama için Koru Hastanesi Göz Hastalıkları ekibiyle iletişime geçmek uygun bir başlangıç oluşturmaktadır.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Lernen Sie unsere Fachärzte kennen

Vereinbaren Sie jetzt einen Termin oder rufen Sie uns für Ihre Gesundheit an.

WhatsApp Online-Termin