Diz eklemi; menisküs, çapraz bağlar, kollateral bağlar ve kıkırdak dokusundan oluşan karmaşık bir biyomekanik yapıdır ve günlük yaşamda ağırlık taşıma, yürüme, koşma ve yön değiştirme gibi yüksek talepli hareketlere aracılık ettiği için yaralanmalara sıklıkla maruz kalmaktadır. Konservatif yaklaşımlarla giderilemeyen mekanik semptomlar, kilitlenme, boşalma hissi ve dirençli ağrı tabloları söz konusu olduğunda cerrahi seçenekler gündeme gelmektedir. Günümüzde diz cerrahisi, minimal invaziv artroskopik tekniklerden total protez uygulamalarına uzanan geniş bir yelpazede uygulanmakta ve hastaya özgü faktörler ışığında bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla planlanmaktadır. Bu içerikte diz artroskopisi başta olmak üzere diz cerrahisinin tanıdan rehabilitasyona uzanan tüm boyutları, Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji perspektifinden ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Diz Ameliyatı Nasıl Tanımlanır?
Diz ameliyatı, diz eklemi içinde ya da çevresinde yer alan yapıların onarımını, yeniden yapılandırılmasını veya değiştirilmesini amaçlayan cerrahi işlemlerin genel adıdır. Bu işlemler; menisküs yırtıklarının onarımı ya da parsiyel eksizyonu, ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu, arka çapraz bağ ve kollateral bağ yaralanmalarının cerrahi tedavisi, kıkırdak lezyonlarının tedavisi, serbest cisim çıkarılması, sinovyal doku örneklemesi ve ileri evre osteoartritte protez uygulamaları gibi çok farklı prosedürleri kapsamaktadır. Cerrahi kararın verilmesinde hastanın yaşı, aktivite düzeyi, mesleki gereksinimleri, radyolojik bulguların şiddeti ve konservatif tedaviye verilen yanıt birlikte değerlendirilmektedir. Semptomların süresi, önceki tedavi geçmişi ve eşlik eden sistemik hastalıklar da klinik karar sürecinin ayrılmaz parçalarındandır.
Modern ortopedi pratiğinde diz cerrahisinin büyük bölümü artroskopik yaklaşımlarla gerçekleştirilmektedir. Artroskopi; birkaç milimetrelik cilt kesileri üzerinden yerleştirilen fiber optik kamera ve özel enstrümanlarla eklem içi patolojinin hem tanımlanmasını hem de aynı seansta cerrahi olarak ele alınmasını olanaklı kılan bir yöntemdir. Bu yaklaşım, açık cerrahiye kıyasla daha az yumuşak doku travması, daha az ameliyat sonrası ağrı, daha düşük enfeksiyon oranı ve daha hızlı fonksiyonel geri dönüş sağlamaktadır. Yaygın osteoartrit, ileri deformite ve tüm kompartmanlarda dejenerasyon gibi durumlarda ise parsiyel veya total diz protezi uygulaması daha uygun bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Cerrahi yöntemin belirlenmesinde eklem hasarının anatomik dağılımı ve fonksiyonel etkileri belirleyici olmaktadır.
Diz cerrahisinin amacı yalnızca ağrının azaltılması değil, aynı zamanda eklemin biyomekanik dengesinin yeniden kurulmasıdır. Menisküs ve bağ dokuların korunmasına yönelik onarım stratejileri, uzun vadede eklem kıkırdağının korunması ve sekonder osteoartrit gelişiminin geciktirilmesi açısından belirleyicidir. Cerrahi endikasyon; ayrıntılı fizik muayene, MR ve gerektiğinde direkt grafi ile bilgisayarlı tomografi bulgularının bütüncül olarak değerlendirilmesi sonrasında konulmaktadır. Hasta beklentileri, günlük yaşam aktiviteleri ve spor katılım hedefleri, cerrahi planlamada göz önünde bulundurulan önemli parametrelerdir. Multidisipliner değerlendirme yaklaşımı, doğru endikasyonun belirlenmesinde ve gereksiz cerrahi girişimlerin önlenmesinde koruyucu bir rol üstlenmektedir.
Diz Ameliyatı Çeşitleri Nelerdir ve Size En Uygun Olanı Hangisidir?
Diz cerrahisinde uygulanan teknikler, patolojinin niteliğine ve eklemin genel durumuna göre farklılık göstermektedir. Artroskopik menisektomi ve menisküs onarımı en sık gerçekleştirilen prosedürlerdir. Menisektomide yırtık kısmın çıkarılmasıyla stabil bir çevre oluşturulurken, mümkün olduğunca sağlıklı menisküs dokusu korunmakta ve kontur restore edilmektedir. Menisküs onarımı yeterli kanlanmaya sahip zonlardaki taze yırtıklarda tercih edilmekte; iç-dış, dış-iç veya tümü içeriden sütür teknikleri ile gerçekleştirilmektedir. Menisküs kök yırtıklarında ise transtibial pull-out onarımı biyomekanik açıdan üstünlük sağlamaktadır. Toplam menisküs kaybı olan seçilmiş genç hastalarda menisküs allogreft transplantasyonu değerlendirilebilmektedir.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu; hamstring, kemik-patellar tendon-kemik veya kuadriseps otogreftleriyle uygulanmaktadır. Revizyon vakalarında ya da yüksek talepli sporcularda seçili olgularda allogreft kullanımı gündeme gelmektedir. Fiksasyon için biyokompozit veya metal vidalar, endobutton askı sistemleri ya da çapraz pin sistemleri kullanılmaktadır. Anatomik tek tünel tekniği ile çift demet rekonstrüksiyonu arasında hasta bazlı seçim yapılmakta, remnant koruyucu teknikler proprioseptif geri dönüşü desteklemek amacıyla tercih edilebilmektedir. Arka çapraz bağ, medial ve lateral kollateral bağ yaralanmalarında da benzer rekonstrüktif ilkeler geçerlidir; kompleks çok bağ yaralanmalarında kombine cerrahi planlama gerekmektedir. Kıkırdak lezyonlarında Outerbridge sınıflamasına göre mikrofraktür, osteokondral otogreft transferi, otolog kondrosit implantasyonu veya matriks destekli teknikler tercih edilebilmektedir.
Yaygın osteoartrit tablosunda parsiyel ya da total diz protezi uygulaması ön plana çıkmaktadır. Patellar instabilitede medial patellofemoral bağ rekonstrüksiyonu, gerektiğinde trochleoplasty veya tibial tuberkül transferi ile birlikte gerçekleştirilmektedir. Tekrarlayıcı sinovit tablolarında sinovektomi, pigmente villonodüler sinovit ve romatoid patolojiler için hem tanı hem tedavi amacıyla uygulanmaktadır. Septik artritte artroskopik lavaj ve debridman erken dönemde uygulandığında eklem hasarını sınırlamada değerli bir seçenek olarak kabul edilmektedir. Uygun tekniğin belirlenmesi; hastanın yaşına, aktivite beklentisine, eşlik eden kondral hasarın derecesine, eklem stabilitesine ve ekstremite dizilimine bağlı olarak yapılmaktadır. Bireysel cerrahi planlama, uzun dönem fonksiyonel sonuçların kalitesini doğrudan etkilemektedir.
Artroskopi ile Protez Arasında Ne Fark Vardır?
Diz artroskopisi ve diz protezi, farklı endikasyonlara ve farklı biyomekanik hedeflere yönelik cerrahi yaklaşımlardır. Artroskopi; menisküs yırtığı, çapraz bağ yaralanması, fokal kıkırdak lezyonu, serbest cisim ve sinovyal patoloji gibi eklem içi lokalize sorunlarda tercih edilen minimal invaziv bir yöntemdir. Küçük portaller üzerinden yapılan işlem, eklem yüzeyinin ve normal anatomik yapıların büyük ölçüde korunmasını sağlamaktadır. Bu nedenle özellikle genç ve aktif hastalarda ilk basamak cerrahi seçenek olarak değerlendirilmektedir. Aynı seansta hem tanı hem tedavi olanağı sunması, artroskopik yaklaşımın önemli avantajları arasında yer almaktadır.
Diz protezi ise ileri evre osteoartrit, romatoid artrit, avasküler nekroz ve travma sonrası ekleme yayılmış dejenerasyon durumlarında uygulanmaktadır. Bu yaklaşımda hasar görmüş kıkırdak ve subkondral kemik yüzeyleri metal ve polietilen bileşenlerle değiştirilmektedir. Parsiyel protez tek bir kompartmanı kapsarken total protez femorotibial ve gerektiğinde patellofemoral eklemi bir bütün olarak yeniden düzenlemektedir. Yüzey değişimi sırasında ekstremite mekanik ekseninin restore edilmesi, yumuşak doku dengesinin sağlanması ve implant hizalamasının doğru yapılması uzun dönem başarı açısından belirleyici olmaktadır. Protez cerrahisi, ağrının belirgin şekilde azaltılması ve eklem hizasının yeniden kurulması açısından etkili bir seçenek olarak kabul edilmektedir.
İki yöntem arasındaki temel fark, uygulama alanının kapsamı ve doku hasarı düzeyi ile ilişkilidir. Artroskopide iyileşme süresi kısa, ameliyat sonrası ağrı düşük ve normal aktiviteye dönüş hızlıdır. Portal insizyonlarının küçük olması kozmetik açıdan da avantaj sağlamaktadır. Protez cerrahisi ise daha uzun rehabilitasyon süreci gerektirmekte ve yüksek darbeli sportif aktivitelerde bazı sınırlamalar getirebilmektedir. Cerrahi kararın verilmesinde radyolojik evre, semptomların şiddeti, hastanın fonksiyonel beklentisi, yaşam tarzı ve eşlik eden komorbiditeler bir arada değerlendirilmektedir. Bazı olgularda önce artroskopik değerlendirme yapılmakta, protez cerrahisi ise belirli bir aşamadan sonra planlanmaktadır. Uygun endikasyonla uygulanan her iki teknik de yüksek başarı oranlarına sahiptir.
Diz Ameliyatı Hangi Adımlarla Uygulanır?
Diz cerrahisi öncesinde ayrıntılı bir preoperatif değerlendirme süreci yürütülmektedir. Fizik muayenede McMurray, Apley, Lachman, pivot shift, Thessaly ve valgus-varus stres testleri gibi spesifik manevralar kullanılmaktadır. Palpasyon, eklem hareket açıklığı ölçümü, patellar takip değerlendirmesi ve nörovasküler muayene rutin bileşenlerdir. MR görüntüleme menisküs, ligaman ve kıkırdak patolojilerinin değerlendirilmesinde altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Direkt grafi ile osteoartrit derecesi, serbest cisim, kırık ve eklem hizası incelenmekte; kompleks vakalarda ek olarak bilgisayarlı tomografi ile üç boyutlu planlama yapılmaktadır. Ameliyat öncesi laboratuvar testleri, elektrokardiyografi ve anestezi konsültasyonu ile hastanın sistemik durumu ayrıntılı biçimde değerlendirilmektedir.
Anestezi seçimi hasta özelliklerine göre spinal, epidural veya genel yöntemler arasında belirlenmekte; postoperatif ağrı yönetimini güçlendirmek için femoral sinir bloğu veya adduktör kanal bloğu gibi periferik sinir blokları eklenebilmektedir. Artroskopik girişimde diz yaklaşık doksan derece fleksiyonda konumlandırılmakta ve turnike kontrollü basınçla uygulanmaktadır. Cilt uygun antiseptik solüsyonla hazırlanmakta ve steril örtüm sağlanmaktadır. Anterolateral portalden kamera, anteromedial portalden ise özel enstrümanlar eklem içine yerleştirilmektedir. Laktatlı Ringer veya izotonik solüsyonla gerçekleştirilen sıvı distansiyonu sayesinde eklem içi anatomik yapılar berrak biçimde görüntülenmektedir. Ardından patellofemoral eklem, medial ve lateral bölmeler, interkondiler çentik ve arka bölmeler sistematik olarak taranmaktadır.
Diagnostik aşama tamamlandıktan sonra tespit edilen patolojiye özgü prosedür uygulanmaktadır. Menisektomi, menisküs onarımı, çapraz bağ rekonstrüksiyonu, mikrofraktür, kıkırdak debridmanı veya sinovektomi gibi işlemler tek seansta gerçekleştirilebilmektedir. Bağ rekonstrüksiyonlarında greft hazırlığı, tünel açılımı, greft geçirimi ve fiksasyon adımları sistematik biçimde tamamlanmaktadır. Basit menisektomi ortalama otuz dakika sürerken, kompleks çapraz bağ rekonstrüksiyonu doksan ile yüz yirmi dakika arasında değişebilmektedir. İşlem sonunda portaller uygun sütür teknikleriyle kapatılmakta, kompresif bandaj uygulanmakta ve gerektiğinde dizlik yerleştirilmektedir. Çoğu artroskopik girişim günübirlik uygulamalar biçiminde tamamlanmakta, protez cerrahilerinde ise kısa süreli hastane yatışı planlanmaktadır. Erken postoperatif dönemde soğuk uygulama, elevasyon ve ağrı yönetimi standart protokolün bir parçası olarak sürdürülmektedir.
Diz Ameliyatının Olası Riskleri ve Yan Etkileri Nelerdir?
Modern anestezi ve minimal invaziv tekniklerle birlikte diz cerrahisinin komplikasyon oranları belirgin biçimde azalmıştır. Bununla birlikte her cerrahi girişimde olduğu gibi bazı riskler söz konusudur. Derin ven trombozu ve pulmoner emboli, düşük oranlarda da olsa görülebilmektedir ve risk profiline göre mekanik veya farmakolojik profilaksi uygulanmaktadır. Erken mobilizasyon, elastik bandaj, ayak bileği pompalama egzersizleri ve uygun hidrasyon bu riskin azaltılmasında önemli bir yer tutmaktadır. Yaş, obezite, sigara kullanımı, oral kontraseptif kullanımı ve tromboembolik öykü değerlendirilmesi gereken temel faktörler arasındadır. Yüksek riskli olgularda profilaksi süresi kişiselleştirilmektedir.
Enfeksiyon oranları artroskopik girişimlerde oldukça düşük seyretmektedir. Ancak yüzeyel yara enfeksiyonundan derin eklem enfeksiyonuna uzanan bir yelpazede değerlendirme yapılmalıdır. Septik artrit gelişmesi durumunda erken tanı, intravenöz antibiyotik ve artroskopik lavaj ile debridman uygulaması gerekmektedir. Safen sinir infrapatellar dalı ve nadiren ortak peroneal sinir yaralanmaları gibi nörolojik komplikasyonlar da bildirilmektedir. Bu yaralanmaların büyük bölümü geçici duyu değişikliği biçiminde ortaya çıkmakta ve zamanla düzelmektedir. Nadir görülen kompartman sendromu tabloları ise acil değerlendirme gerektirmektedir. Turnike süresinin kontrollü tutulması, portal yerleşiminin anatomik olarak doğru yapılması ve dikkatli enstrümantasyon bu risklerin azaltılmasına katkı sağlamaktadır.
Ameliyat sonrası dönemde sinovit, effüzyon, hematoartroz ve eklem sertliği gibi lokal reaksiyonlar gözlenebilmektedir. Bu durumlar genellikle uygun soğuk uygulama, kompresyon ve fizyoterapiyle kontrol altına alınmaktadır. Menisküs onarımı sonrasında tekrarlayıcı yırtık oranı yaklaşık yüzde on ile yirmi arasında bildirilmekte; ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrasında tekrar yaralanma oranı yaklaşık yüzde beş ile on arasında değişmektedir. Tünel malpozisyonu, greft fiksasyon yetersizliği ve erken dönem aşırı yüklenme, rekonstrüksiyon başarısızlığının başlıca nedenleri arasında sayılmaktadır. Ekipmana bağlı kıkırdak yaralanmaları düşük oranda görülmekte olup deneyimli ellerde belirgin biçimde azalmaktadır. Ateş, artan ağrı, dizde belirgin şişlik, sıcaklık artışı ve akıntı gibi belirtiler enfeksiyon açısından uyarıcı olarak değerlendirilmeli ve hekime bildirilmelidir. Ayrıntılı bilgilendirme ve realistik beklenti yönetimi, komplikasyon algısının azaltılmasında belirleyici rol oynamaktadır.
Diz Ameliyatının Ardından İyileşme Süreci Nasıldır ve Hareket Programı Nasıl Uygulanır?
Diz cerrahisinin ardından iyileşme süreci; uygulanan tekniğe, dokusal yaralanmanın kapsamına ve hastanın kişisel özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Ameliyat sonrası ilk günlerde soğuk uygulama, elevasyon, kompresif bandaj ve etkin ağrı yönetimi ön planda tutulmaktadır. Bu dönemde ödemi azaltmak amacıyla ekstremitenin kalp seviyesi üzerinde konumlandırılması ve iki saatte bir on beş ile yirmi dakika buz uygulanması önerilmektedir. Erken dönem hareketlilik ile venöz staz ve eklem sertliği riski azaltılmaktadır. Yara bakımı, ilk pansuman değişimi ve dikişlerin uygun sürede alınması iyileşme sürecinin standart bileşenleri arasındadır. Uygulanan cerrahiye özgü yük vermeye izin verilen dönem ve yardımcı ekipman kullanımı ekip tarafından belirlenmektedir.
Menisektomi sonrasında koltuk değneği desteğiyle kısmi yük vererek erken mobilizasyon başlatılmaktadır. Menisküs onarımı yapılan olgularda dört ile altı hafta arası kısıtlı yük ve belirli hareket açıklığında dizlik kullanımı önerilmektedir. Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonundan sonra ise fazlı bir rehabilitasyon protokolü uygulanmakta; ilk iki hafta boyunca ödem kontrolü, eklem hareket açıklığının kazanılması ve kuadriseps aktivasyonu ön plana çıkmaktadır. Bu dönemde tam ekstansiyonun sağlanması, uzun vadeli fonksiyonel çıktı açısından belirleyicidir. İkinci aydan itibaren kuvvetlendirme, dördüncü aydan sonra ise nöromusküler ve pliometrik antrenmanlar programa eklenmektedir. Her fazın belirli hedefleri karşılanmadan bir sonraki basamağa geçilmemesi, doku iyileşmesinin biyolojik zaman çizelgesi ile uyumlu hareket edilmesini sağlamaktadır.
Rehabilitasyon sürecinde kuadriseps, hamstring, kalça ve gövde kaslarının kuvvetlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Propriosepsiyon egzersizleri, denge çalışmaları ve kapalı kinetik zincir aktiviteleri eklem stabilitesinin yeniden kazanılmasına katkı sağlamaktadır. Yürüyüş paterninin normalizasyonu, tek ayak yük aktarımı ve merdiven çıkma-inme mekaniği süreç içinde adım adım geliştirilmektedir. Aşamalı yük artırma, ağrının yol gösterici olarak kullanılması ve kompansatuvar hareket paternlerinin düzeltilmesi bu süreçte kritik ilkeler arasında yer almaktadır. Sürecin başarısı düzenli takip, uygun egzersiz uyumu ve fizik tedavi uzmanıyla iş birliği ile doğrudan ilişkilidir. Ağrı ve şişlik gibi kırmızı bayrak niteliğindeki bulguların takibi ise komplikasyonların erken tespit edilmesi açısından önem arz etmektedir. Uzun vadede eklem sağlığının korunması için ideal kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, uygun spor ekipmanı kullanımı ve dengeli beslenme önerilmektedir.
Diz Ameliyatı Olan Hastalar Ne Zaman Araba Kullanmaya ve İşe Dönmeye Başlayabilir?
Ameliyat sonrası günlük aktivitelere ve iş yaşamına dönüş süresi, uygulanan cerrahi tekniğe ve mesleğin fiziksel yoğunluğuna bağlı olarak değişmektedir. Basit artroskopik menisektomi sonrasında masa başı çalışan hastalar genellikle iki ile üç hafta içerisinde işe dönebilmektedir. Fiziksel iş kollarında ise bu süre dört ile altı hafta olarak planlanmaktadır. Menisküs onarımı gerçekleştirilen olgularda ise masa başı işlere dönüş dört ile altı hafta, ağır fiziksel işlere dönüş üç ile altı ay arasında değişebilmektedir. Bu farklılık, iyileşen dokunun biyolojik dayanıklılığını kazanma süresine bağlıdır. Uzun süre ayakta durma, ağır yük taşıma ve çömelme gerektiren mesleklerde iş yerinde geçici düzenlemeler yararlı olabilmektedir.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrasında masa başı işlere altı ile sekiz hafta içinde dönüş mümkün olabilmektedir. Fiziksel yük gerektiren mesleklerde ise altı ile dokuz ay boyunca uygun rehabilitasyon süreci tamamlanmadan tam olarak işe dönüş önerilmemektedir. Direksiyon başına geçme süresi de benzer prensiplere göre belirlenmektedir. Sağ dizden ameliyat olan hastalarda araç kullanımı için kas gücü ve reaksiyon süresinin yeterli düzeye ulaşması beklenmektedir. Genellikle basit artroskopilerden iki ile dört hafta sonra, çapraz bağ rekonstrüksiyonlarında ise altı ile sekiz hafta sonra araç kullanımına izin verilmektedir. Otomatik ve manuel şanzımanlı araçlar arasında güvenli sürüş için gerekli süreler farklılık gösterebilmektedir. Uzun yolculuklarda venöz dolaşımın desteklenmesi için mola verilmesi önerilmektedir.
Spora dönüş sürecinde ise objektif kriterlerin karşılanması esastır. Kas gücü değerlendirmesinde kontralateral tarafa göre yüzde doksanın üzerinde simetri, tek ayak sıçrama testlerinde yeterli performans, dörtlü hop testi bataryası ve fonksiyonel dinamik değerlendirme sonuçları belirleyici parametreler olarak kullanılmaktadır. Menisektomi sonrası altı ile sekiz hafta içinde sportif aktivitelere kademeli dönüş sağlanabilirken, menisküs onarımı sonrasında bu süre dört ile altı aya uzayabilmektedir. Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrası pivot ve temas içeren spor branşlarına dönüş, altı ile dokuz aylık kriter tabanlı bir sürecin ardından planlanmaktadır. Erken ve kontrolsüz spor dönüşleri, tekrarlayıcı yaralanma riskini belirgin biçimde artırmaktadır. Psikolojik hazır olma durumunun değerlendirilmesi ve hasta kendine güveninin ölçülmesi de modern kriter setlerinin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Zamana değil, karşılanan objektif hedeflere göre karar verilmesi bu sürecin önemli ilkelerinden biridir.
Diz Ameliyatı Sonrası Fizik Tedavi ve Egzersiz Programı Nasıl İlerler?
Diz cerrahisinin fonksiyonel başarısı, ameliyat kadar rehabilitasyon sürecinin doğru yönetilmesine bağlıdır. Fizik tedavi programı ameliyattan sonraki ilk günlerde başlatılmakta ve fazlar halinde ilerlemektedir. Birinci fazda ödem kontrolü, ağrı yönetimi, kuadriseps kasının yeniden aktivasyonu, pasif ve aktif yardımlı eklem hareket açıklığı egzersizleri uygulanmaktadır. Bu dönemde düz bacak kaldırma, ayak bileği pompalama, kısa yay kuadriseps kasılması ve gluteal set egzersizleri temel bileşenler arasında yer almaktadır. Erken dönemde tam ekstansiyonun kazanılması, uzun vadeli fonksiyonel sonuç açısından belirleyici olmaktadır. Yürüme paterni, ayna karşısında görsel geri bildirim eşliğinde adım adım normalize edilmektedir.
İkinci fazda kuvvetlendirme çalışmaları programa dahil edilmektedir. Kapalı kinetik zincir egzersizleri, mini squat, wall sit, bacak presi ve step-up gibi aktiviteler eklem üzerindeki stresi kontrollü biçimde artırarak kas gücünün kazanılmasını desteklemektedir. Hidroterapi seansları ağırlık taşımadan kuvvetlendirme sağlaması açısından değerli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Propriosepsiyon eğitimi, denge tahtası, mini trambolin ve tek ayak dengeleme egzersizleriyle bu dönemde başlatılmaktadır. Ayrıca kalça abduktör kasları, gluteal ve gövde stabilizasyon kasları özel olarak çalıştırılmakta; kinetik zincirin bir bütün olarak dengelenmesi hedeflenmektedir. Statik bisiklet ve eliptik cihaz gibi düşük etkili kardiyovasküler aktiviteler kondisyonun korunmasında yardımcı olmaktadır.
Üçüncü fazda ise ileri düzey nöromusküler kontrol, agilite ve pliometrik antrenmanlar devreye girmektedir. Yön değiştirme, hızlanma, yavaşlama ve zıplama-iniş mekaniği bu dönemde sistematik biçimde çalışılmaktadır. Program bireyselleştirilerek hastanın spor branşına özgü hareket paternleri yeniden inşa edilmektedir. Reaktif nöromusküler yanıt, çift görev egzersizleri ve spora özgü sportif simülasyon çalışmaları da bu faza sistematik olarak dahil edilmektedir. Yorgunluk altında hareket kalitesinin korunması, tekrarlayıcı yaralanma riskinin azaltılmasında kritik bir belirleyicidir. Sürecin sonlarına doğru objektif testler ile spora dönüş kararı verilmekte, hastaya özgü koruyucu strateji planlanmakta ve düzenli takip randevuları ile uzun dönem sonuçlar izlenmektedir. Rehabilitasyon süreci fizyoterapist, ortopedi hekimi ve gerektiğinde spor bilimcisinin ortak katkısıyla yürütülmektedir. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde diz cerrahisi ve rehabilitasyon süreci multidisipliner bir yaklaşımla planlanmakta; Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji ekibi tarafından hastanın yaşam kalitesini destekleyen kişiye özel programlar hazırlanmaktadır.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.






