Ortopedi ve Travmatoloji

Cirugía del LCP (ligamento cruzado posterior) (reconstrucción del LCP)

¿Qué es la cirugía del LCP (ligamento cruzado posterior) y cómo se realiza? Conozca la técnica de reconstrucción del LCP, los síntomas y la recuperación.

Arka çapraz bağ (PCL - Posterior Cruciate Ligament), diz eklemini oluşturan dört ana bağdan biridir ve tibianın femur altına doğru geriye kaymasını (posterior translasyon) önleyen birincil sabitleyicidir. Yaklaşık iki santimetre kalınlığa ulaşan bu güçlü yapı, ön çapraz bağın neredeyse iki katı kopma direncine sahiptir; bu nedenle yırtıklarına daha nadir rastlanır ancak koptuğunda tedavisi çok daha karmaşık bir cerrahi süreci beraberinde getirir. Genellikle dashboard travmaları, yüksek enerjili spor yaralanmaları ve dizin aşırı fleksiyonda yere düşmesi sonucunda hasar gören PCL, kısmen kopmalarda konservatif yöntemlerle iyileşme potansiyeline sahipken tam kat kopmalarda özellikle çoklu bağ yaralanmasına eşlik ediyorsa cerrahi rekonstrüksiyon zorunlu hale gelir. PCL rekonstrüksiyonu, otogreft veya allogreft kullanılarak tek demet ya da çift demet tekniğiyle transtibial tünel veya tibial inlay yaklaşımıyla uygulanan, arkuat kompleks, posterolateral köşe ve menisküs değerlendirmesini de kapsayan ileri düzey bir arka bağ cerrahisidir. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde, ISAKOS ve AAOS rehberlerine bağlı kalarak, hastanın yaş, aktivite düzeyi ve eşlik eden yaralanmaları temelinde bireyselleştirilmiş bir tedavi planlaması sunmaktayız.

Arka Çapraz Bağ Ön Çapraz Bağdan Neden Daha Az Yırtılır?

Arka çapraz bağın ön çapraz bağa kıyasla belirgin biçimde daha az yırtılmasının temelinde anatomik yapısı, kalınlığı ve dizde üstlendiği biyomekanik pozisyon yer alır. PCL, ortalama on üç ile on altı milimetre çap arasında değişen kesit alanıyla ACL’den yaklaşık iki kat daha kalın bir bağdır ve tensil dayanımı bin sekiz yüz newton düzeyine ulaşırken ACL bunun yarısı kadar bir yüke tolerans gösterebilir. Bu güçlü fiber yapısı sayesinde PCL, günlük yaşam aktiviteleri ve pek çok spor faaliyetinde maruz kaldığı geleneksel kuvvetleri sorunsuz absorbe eder ve ciddi bir travma olmaksızın kolay kolay yırtılmaz.

Bağın anatomik yerleşimi de koruyuculuğuna katkı sunar. Çapraz bağlar dizin merkezinde interkondiler notch içinde konumlanır; ancak PCL, notchun posterior kompartımanına ve tibia platosunun arka bölgesine yerleşmiş olduğu için gündelik hiperekstansiyon ya da rotasyonel torsiyon streslerinden büyük ölçüde korunur. ACL, dizin ekstansiyona zorlandığı, valgus stresine maruz kaldığı ve pivot hareketlerinin sık yaşandığı futbol, basketbol, kayak gibi sporlarda kolaylıkla yaralanabilirken PCL kopması için tibianın femura göre kuvvetli bir posterior kayma göstermesi gerekir ve bu mekanizma özel yüksek enerjili koşullarda ortaya çıkar. Dashboard travması, dizin fleksiyonda yere direkt darbe alması ve zeminden yükselen aracın tibiaya bindirdiği kompresyon bu senaryoların başında gelir.

Klinik istatistikler bu farkı somut biçimde ortaya koyar. Ön çapraz bağ yaralanmaları ile arka çapraz bağ yaralanmaları arasında yaklaşık on ile bir oranı gözlemlenmekte; yani her on ACL yırtığına karşılık yalnızca bir PCL yırtığı raporlanmaktadır. Ancak izole PCL yırtıklarının kaçırılma oranı yüksektir; hasta hafif şişlik ve derin diz ağrısı ile başvurup posterior draver testi yapılmadığında tanı atlanabilir. Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğimizde diz travması geçirmiş her hastada rutin olarak posterior draver, quadriceps active test ve step-off değerlendirmesi yapılarak izole PCL yırtıklarının gözden kaçırılması engellenir.

PCL Yırtığı Genellikle Hangi Travma Mekanizmasıyla Oluşur?

PCL yırtıkları, dizin fleksiyon pozisyonunda iken tibia proksimalinin posteriora doğru itilmesini gerektiren belirgin bir kuvvet vektörü sonucunda ortaya çıkar. En klasik ve literatürde en çok tanımlanan mekanizma dashboard yaralanmasıdır. Araba içi trafik kazalarında koltukta oturan yolcunun kalçası ve dizi doksan derece fleksiyondayken önündeki panoya çarpması, tibia proksimalinin ani ve şiddetli biçimde posteriora ötelenmesine yol açar; bu kuvvet PCL’nin tolere edebileceği eşik gerilimin üzerine çıktığında bağ orta cisminden veya insersiyondan yırtılır. Emniyet kemeri kullanımı bu mekanizmanın frekansını azaltmış olsa da yolcu koltuğu yaralanmalarında h├ól├ó en sık nedendir.

Spor kaynaklı PCL yırtıkları ikinci büyük etyoloji grubunu oluşturur. Futbol oyuncularında ayak zeminde plantar fleksiyonda sabitken diz üzerine düşme, kayak sporcularında geri kayma sırasında botun tibiaya bindirdiği baskı ve rugby, Amerikan futbolu gibi kontakt sporlarında oyuncunun dizini fleksiyonda yere değdirmesi tipik senaryolardır. Bunun yanı sıra motosiklet kazaları, dizin doğrudan yüksek enerjili bir darbe alması ve düşük hızlı da olsa dizin hiperfleksiyonda takla atarak yere çakılması PCL’yi zorlayan diğer nedenler arasındadır. Hiperekstansiyon travmalarında da bağın femoral insersiyon bölgesinden kopması mümkündür ancak ekstansiyon mekanizması ACL için daha yıkıcıdır.

Yüksek enerjili PCL yırtıklarında sıklıkla izole bağ yaralanması yerine multiligamentöz tablolar karşımıza çıkar. Posterolateral köşe (arkuat kompleks) yaralanması, medial kollateral bağ hasarı, menisküs yırtıkları ve popliteal damar sinir yapıları eşlik edebilir. Bu tabloya diz dislokasyonu diyoruz ve acil ortopedik değerlendirme gerektirir. Hastanemizin ortopedi ekibi olarak trafik kazası ve yüksek enerjili spor travmasıyla gelen olgularda periferik nabız, ayak bileği brakial indeksi ve peroneal sinir muayenesini rutin uygulamakta, damar yaralanmasından şüphelenildiğinde acil BT anjiyografi ile değerlendirme yapmaktayız.

Kısmi PCL Yırtıkları Cerrahi Olmadan İyileşebilir mi?

Kısmi PCL yırtıklarının konservatif yöntemlerle iyileşme potansiyeli, ön çapraz bağın aksine oldukça yüksektir ve bu ayrım tedavi kararının odak noktasını oluşturur. PCL, dizin posterior kapsülünden zengin bir kan akımı alır ve interkondiler notchun sinovial doku bakımından iyi beslenen bir bölgesinde yer aldığı için mikroskobik düzeyde sürekli yenilenme kapasitesi taşır. Ayrıca lifin bir bölümü kopsa dahi geri kalan sağlam demetler dizin posterior sabitliğini kısmen sürdürebilir; hasta immobilizasyonu doğru uyguladığında koptuğu bölgede skar dokusu köprüsü oluşabilir ve fonksiyonel süreklilik yeniden kazanılabilir. Bu doğal iyileşme kapasitesi, cerrahi kararın ACL kadar acil verilmemesinin temel nedenidir.

Konservatif tedavi başarısı yaralanmanın derecesine sıkı sıkıya bağlıdır. Uluslararası klasifikasyona göre Grade I yırtıklarda posterior tibial kayma sıfır ile beş milimetre arasındadır ve genellikle brace ve fizyoterapi ile hasta tam iyileşme gösterir. Grade II yırtıklarda kayma beş ile on milimetre arasında seyreder; izole olması durumunda konservatif tedavi başarı şansı yüksektir ancak sporcularda ve fiziksel talebi ağır hastalarda rezidüel laksite ortaya çıkabilir. Grade III yırtıklarda kayma on milimetreyi aşar, çoğu vaka multiligamentöz yaralanmanın parçasıdır ve konservatif yönetim genellikle yetersiz kalır. Kısmi Grade I ve Grade II yırtıkların yaklaşık yüzde yetmiş ile seksen arasında konservatif tedaviyle asemptomatik yaşama döndüğü literatürde raporlanmıştır.

Konservatif tedavi protokolü dinamik PCL brace, kontrollü aktivite modifikasyonu ve odaklı quadriceps kuvvetlendirme egzersizlerini içerir. Jack brace olarak bilinen dinamik PCL breysi, tibiaya sürekli anterior itici kuvvet uygulayarak yerçekiminin ve hamstring gruplarının posterior çekimini nötralize eder ve yırtık bölgenin skar oluşumuna elverişli bir gerilim ortamında iyileşmesine izin verir. Quadriceps kuvvetlendirme, posterior tibial kaymayı aktif olarak engellediği için PCL yırtıklarının rehabilitasyonunun kilit taşıdır. Hastanemizde Grade I ve izole Grade II hastalar altı ile on iki hafta boyunca yakın takiple konservatif tedavi altında değerlendirilir; stabilite kazanılamayan olgularda cerrahi rekonstrüksiyon planlanır.

PCL Rekonstrüksiyonu İçin Otogreft mi Yoksa Allogreft mi Tercih Edilir?

PCL rekonstrüksiyonunda greft seçimi, cerrahinin uzun dönem sonuçlarını belirleyen en kritik parametrelerin başında gelir ve otogreft ile allogreft arasında yapılan tercih hastanın yaşı, aktivite düzeyi, eşlik eden bağ yaralanmaları ve verici bölge morbiditesine dair toleransı temel alınarak şekillendirilir. Otogreftler hastanın kendi vücudundan alındığı için biyolojik entegrasyon süreci hızlı, immünojenik reaksiyon riski minimal ve enfeksiyon aktarım olasılığı yok denecek kadar azdır. En sık kullanılan otogreft kaynakları hamstring tendonları, quadriceps tendonu ve kemik-patellar tendon-kemik greftleridir; her birinin PCL rekonstrüksiyonunda avantajı ve dezavantajı bulunur.

Hamstring otogrefti semitendinosus ve grasilis tendonlarının birleştirilmesiyle hazırlanır ve kesitsel alan olarak yeterli olsa da PCL’nin ihtiyaç duyduğu uzunluk açısından zaman zaman yetersiz kalabilir. Bu nedenle özellikle çift demet rekonstrüksiyonda quadriceps tendonu greftinin popülaritesi giderek artmaktadır. Kalın, tek parça ve gerektiğinde kemik bloğu ile birlikte alınabilen quadriceps tendonu PCL boyutları ve dayanımı açısından ideale yakın bir greft olarak kabul edilir. Kemik-patellar tendon-kemik grefti hem femoral hem tibial tarafta kemik-kemik iyileşmesi sağladığı için sağlam bir fiksasyon oluştururken donor bölge patellofemoral ağrı riskini beraberinde getirir.

Allogreftler ise kadavradan hazırlanan Aşil tendonu, tibialis anterior, tibialis posterior ve patellar tendon greftlerini kapsar. Kalkaneal kemik bloğu ile birlikte hazırlanabilen Aşil tendonu allogrefti, PCL rekonstrüksiyonunda uzunluk ve kalınlık açısından mükemmele yakın özelliklere sahiptir. Allogreft kullanımı donor bölge morbiditesi olmaması, ameliyat süresini kısaltması ve çoklu bağ rekonstrüksiyonunda birden fazla greft ihtiyacını karşılayabilmesi gibi güçlü avantajlar sunar. Ancak entegrasyon süreci daha yavaş, uzun dönem tekrar yırtılma oranları özellikle genç sporcularda otogrefte göre daha yüksek ve nadir de olsa enfeksiyon aktarım riski bulunmaktadır. Hastanemizin ortopedi bölümünde kırk yaş altı sporcularda otogreft, kombine multiligament rekonstrüksiyonda ve daha yaşlı hastalarda allogreft öncelikli olarak tercih edilmektedir.

Tek Demet ve Çift Demet PCL Rekonstrüksiyon Teknikleri Arasında Ne Fark Vardır?

PCL’nin anatomik yapısı iki farklı fonksiyonel demetten oluşur; anterolateral demet ve posteromedial demet olarak adlandırılan bu iki lif grubu farklı diz fleksiyon açılarında farklı gerginlik profilleri gösterir. Anterolateral demet, tüm PCL fiber hacminin yaklaşık yüzde altmışını oluşturur ve dizin altmış ile doksan derece arasındaki fleksiyon aralığında maksimum gerginliğe ulaşır; posteromedial demet ise daha ince fakat ekstansiyona yakın açılarda gerginleşerek dizin tam açılış pozisyonunda posterior sabitliğe katkı sağlar. Tek demet rekonstrüksiyonu klasik olarak anterolateral demeti yeniden inşa ederken, çift demet tekniği her iki demeti ayrı ayrı restore etmeyi hedefler.

Tek demet rekonstrüksiyonu daha basit, daha kısa süreli ve teknik olarak daha kolay uygulanabilir bir yaklaşımdır. Femoral tarafta interkondiler notchun anterolateral kadranında tek bir tünel açılır, tibial tarafta PCL insersiyon çukuruna tek bir tünel yönlendirilir ve tek bir greft bu iki tünel arasında geçirilerek fiksasyon sağlanır. Ameliyat süresi ortalama doksan ile yüz yirmi dakika arasında değişir, komplikasyon oranı düşüktür ve rehabilitasyon protokolü daha standarttır. Ancak biyomekanik çalışmalar tek demet rekonstrüksiyonunun tam anatomik gerginlik profilini reprodükte edemediğini, özellikle düşük fleksiyon açılarında rezidüel posterior kayma bırakabildiğini göstermektedir.

Çift demet rekonstrüksiyonunda iki ayrı femoral tünel ve iki ayrı tibial tünel açılır, iki farklı greft veya bölünmüş tek greft kullanılarak her iki demet anatomik konumlarına yerleştirilir. Bu teknik biyomekanik olarak daha üstündür; kadavra çalışmalarında posterior kaymayı tek demete kıyasla önemli ölçüde daha iyi kontrol ettiği gösterilmiştir. Ancak klinik sonuçlarda beklenen üstünlük her zaman belirgin biçimde ortaya çıkmamakta; ameliyat süresi uzamakta, teknik zorluk artmakta ve tünel yerleşim hataları riski yükselmektedir. Cerrahi ekibimiz izole PCL yaralanmasında sporcu ve genç hastalarda çift demet, standart aktivite talebi olan hastalarda ise tek demet tekniğini bireysel değerlendirmeyle uygulamaktadır.

PCL Ameliyatında Tibial Tünel Yerine Tibial Inlay Tekniği Ne Zaman Uygulanır?

PCL rekonstrüksiyonunda tibial tarafın hazırlanışı, ameliyatın başarısını ve komplikasyon profilini doğrudan etkileyen kritik bir aşamadır. İki temel yaklaşım vardır; transtibial tünel tekniği ve tibial inlay tekniği. Transtibial teknikte tibia proksimalinden posterior PCL insersiyonuna doğru bir tünel açılır, greft bu tünel içinden geçirilerek femoral tünele ilerletilir. Bu yaklaşımın temel dezavantajı, greftin tibial tünelin arka kenarında keskin bir açıyla kıvrılmasıdır; killer turn olarak adlandırılan bu keskin dönüş noktası greftte mikro yıpranma, incelme ve zamanla başarısızlıkla sonuçlanabilecek streslere neden olur. Ayrıca posterior tibial tünelin popliteal damar sinir yapılarına yakınlığı ciddi bir vasküler yaralanma riski oluşturur.

Tibial inlay tekniği bu iki problemi de eleyen bir alternatif olarak Bergfeld tarafından popülerize edilmiştir. Bu yaklaşımda hasta yan yatar veya prone pozisyonda hazırlanır, dizin posterior fossasına ulaşılarak medial gastroknemius yaklaşımı ile PCL’nin tibial insersiyon yatağına doğrudan erişilir. Greftin kemik bloğu tibia posteriorunda hazırlanan yuvaya interference vida veya kortikal buton ile sabitlenir, ardından greftin diğer ucu klasik anterior artroskopik yaklaşımla femoral tünele geçirilir. Bu teknik killer turn açısını tamamen ortadan kaldırır ve greft anatomik olarak tibia yüzeyinden femura doğru düz bir hat çizer. Popliteal yapıların direkt görüş altında korunması sağlanır, transtibial teknikteki kör tünel yönlendirmesinin damar yaralanma riski minimize edilir.

Tibial inlay tekniği özellikle revizyon PCL rekonstrüksiyonlarında, transtibial teknikle daha önce başarısız olmuş olgularda ve popliteal anatomi açısından yüksek riskli kabul edilen hastalarda birincil tercih olarak gündeme gelir. Ayrıca kombine multiligament yaralanmalarında posterolateral köşe eş zamanlı onarılıyorsa aynı posterior yaklaşımdan iki cerrahi hedefe ulaşılabilir. Dezavantajı hasta pozisyonunun değiştirilmesini gerektirmesi, ameliyat süresini uzatması ve prone pozisyonun anesteziyolojik yönetim gerekliliklerini artırmasıdır. Hastanemizin ortopedi cerrahları transtibial ve tibial inlay teknikleri arasında hasta özelinde karar almakta, revizyon olgularda ve kombine posterolateral köşe onarım gerektiren durumlarda inlay tekniğini öncelikli olarak kullanmaktadır.

Arka Çekmece Testi Ameliyat Başarısını Değerlendirmede Nasıl Kullanılır?

Arka çekmece testi (posterior drawer test), PCL yaralanmalarının tanısında ve ameliyat sonrası fonksiyonel sonucun objektif değerlendirilmesinde altın standart klinik testtir. Hasta sırtüstü pozisyonda yatarken diz doksan derece fleksiyona alınır, ayak muayene masasına sabitlenir ve tibia proksimali her iki elle kavranarak posteriora doğru itilir. Sağlıklı bir dizde yaklaşık üç ile beş milimetre arası fizyolojik posterior kayma gözlenirken PCL yırtığı bulunan bir dizde bu kayma belirgin biçimde artar. Klinik uygulamada kaymanın miktarına göre yaralanma Grade I, Grade II veya Grade III olarak sınıflandırılır; Grade I altında beş milimetre, Grade II beş ile on milimetre arası ve Grade III on milimetre üzerindeki kaymayı ifade eder.

Arka çekmece testinin bir diğer bileşeni step-off değerlendirmesidir. Normal dizde tibia platosu medial femoral kondil düzeyinden yaklaşık bir santimetre anteriorda yer alır ve palpasyonla belirgin bir basamak hissedilir. PCL yırtığında bu basamak azalır, kaybolur veya inversiona geçer; tibia femurun arkasına düşer. Step-off değerlendirmesi milimetrik hassasiyet gerektirir ve deneyimli hekim elinde kaymanın kantitatif ölçümüne yakın bilgi sağlar. Postoperatif değerlendirmede bu testin sistematik olarak tekrarlanması, greftin fonksiyonel entegrasyonunu ve rekonstrüksiyonun mekanik başarısını takip etmek için vazgeçilmezdir.

Ameliyat başarısının objektif değerlendirilmesinde arka çekmece testi klinik muayene bulguları ile birlikte KT-1000 veya KT-2000 arthrometre gibi kantitatif ölçüm cihazlarıyla desteklenir. Bu cihazlar posterior kaymayı milimetre hassasiyetle ölçer ve kontralateral sağlıklı diz ile karşılaştırma yapılmasına olanak tanır. Stres röntgenografi de postoperatif izlemin standart bileşenlerindendir; Telos veya benzeri cihazlarla tibiaya sabit kuvvet uygulanırken çekilen lateral grafide posterior kayma milimetrik ölçülür ve önceki ölçümlerle kıyaslanır. Polikliniğimizde PCL rekonstrüksiyonu geçiren hastaların üçüncü ay, altıncı ay ve birinci yıl kontrollerinde arka çekmece testi, KT-1000 ölçümü ve stres röntgen protokolü rutin uygulanmakta; rezidüel laksite tespit edildiğinde rehabilitasyon protokolü revize edilmektedir.

PCL Ameliyatı Sonrası Diz Neden Uzun Süre Ekstansiyon Breysi ile Sabitlenir?

PCL rekonstrüksiyonu sonrası uygulanan uzun süreli ekstansiyon breysi immobilizasyonu, ameliyatın en spesifik ve ACL rehabilitasyonundan en belirgin biçimde ayrılan protokol farkını oluşturur. Bu yaklaşımın temelinde greftin iyileşme sürecinde maruz kalacağı biyomekanik streslerin yönetimi yer alır. Fleksiyon pozisyonunda dizde tibia proksimali doğal olarak yerçekimi etkisiyle ve hamstring kaslarının çekim kuvvetiyle posteriora doğru kaymaya eğilimlidir; bu kayma yeni yerleştirilmiş greftin üzerine sürekli gerilim yükler ve iyileşme sürecinde greftin uzamasına, gevşemesine veya erken başarısızlığına yol açabilir. Diz ekstansiyona alındığında ise tibia posterior kayma eğilimi minimize olur ve greft güvenli bir gerilim aralığında iyileşme fırsatı bulur.

Postoperatif ekstansiyon breysi genellikle ilk dört ile altı hafta boyunca yirmi dört saat kesintisiz kullanılır; hasta uyurken, banyoda ve fizyoterapi seansı dışında breysin çıkarılmaması istenir. Bu dönemde parsiyel yük verme kısıtlıdır; hasta ilk iki hafta koltuk değneği ile hiç yük vermeden yürür, üçüncü haftadan itibaren tolere edilen ağırlıkta parsiyel yük başlanır. Fleksiyon aralığı ilk iki hafta sıfır derece, üçüncü haftadan itibaren dereceli olarak açılır ve altıncı haftada doksan dereceye ulaşılır. Tam fleksiyona yaklaşık üçüncü ayda izin verilir. Bu kademeli protokol greftin biyolojik entegrasyonuna paralel olarak mekanik yükün kontrollü artırılmasını sağlar.

Ekstansiyon breysinin bir diğer önemli işlevi hastanın istemsiz olarak diz fleksiyona alma refleksinden korunmasıdır. Ağrılı bir dizde hasta doğal olarak antaljik pozisyon arar ve dizini hafif fleksiyonda tutmaya eğilimlidir. Bu pozisyon PCL grefti için son derece zararlıdır. Rijit breys hem mekanik olarak dizi ekstansiyonda kilitler hem de hastaya sürekli bir postural farkındalık kazandırarak fleksiyondan kaçınmayı otomatikleştirir. Dinamik PCL breysi olarak bilinen özel modeller ise tibiaya sürekli anterior itici kuvvet uygulayarak greftin gerilim profilini daha da ideal bir aralıkta tutar. Hastanemizin fizyoterapi ekibi hastalarımıza standart breys eğitimi yanı sıra breys içi izometrik quadriceps aktivasyon egzersizleri öğreterek adele atrofisini de aynı anda önlemektedir.

Yer Çekiminin Grefte Etkisi Rehabilitasyon Protokolünü Nasıl Şekillendirir?

PCL rehabilitasyonu, yerçekiminin greft üzerinde yarattığı sabit posterior yükün yönetimi üzerine inşa edilir ve bu detay protokolün ACL rehabilitasyonundan radikal biçimde ayrılmasının başlıca nedenidir. Hasta sırtüstü yatarken diz fleksiyonda desteksiz bırakıldığında tibia proksimali kendi ağırlığı ve baldır kaslarının pasif çekim etkisiyle femur alt ucunun arkasına doğru sarkar. Bu pozisyonda PCL greftinin üzerine sürekli bir uzunluk gerilimi biner ve iyileşme aşamasındaki fibrovasküler doku bu strese yeterince direnç gösteremeyerek greftin uzamasına neden olur. Uzamış bir PCL grefti rezidüel laksite bırakır ve ameliyatın uzun dönem başarısını doğrudan tehlikeye atar.

Bu nedenle PCL rehabilitasyon protokolü hastanın pasif fleksiyon çalışmalarını yüzüstü prone pozisyonda gerçekleştirmesini önerir. Yüzüstü pozisyonda tibia yerçekimine karşı çalışır; ayak bileğine hafif ağırlık eklendiğinde bile tibia anteriora doğru itilir ve greft gevşek bir konumda bulunur. Bu pozisyon greftin gerilim yükünden korunarak kontrollü fleksiyon aralığının kazanılmasına imkan verir. Erken dönemde bu prensibin ihlali, örneğin sırtüstü yatarken pasif fleksiyon çalışması yaptırılması, greftin uzamasına ve postoperatif üçüncü ayda tekrar rezidüel posterior sublüksasyonun ortaya çıkmasına yol açar.

Rehabilitasyon programı boyunca hamstring aktivasyonu da yerçekimi prensibi çerçevesinde dikkatle yönetilir. Hamstring kasları tibiayı posteriora çekerek PCL greftini gerdiği için ilk on iki haftada izole hamstring güçlendirme egzersizleri yasaklanır. Bunun yerine quadriceps kuvvetlendirmesi ön plana çıkarılır; quadriceps kontraksiyonu tibiayı anteriora çekerek greftin üzerine binen posterior yükü aktif olarak nötralize eder. Straight leg raise, quad set, terminal knee extension gibi egzersizler protokolün ilk basamağını oluşturur. Kapalı kinetik zincir egzersizler ikinci fazda uygun mekanik ortamda başlatılır. Hastanemizin rehabilitasyon programı bu prensipleri kesin kurallar çerçevesinde uygulamakta ve hastalar altıncı ay sonunda bireysel kontrollü hamstring güçlendirme egzersizlerine kademeli geçiş yapmaktadır.

PCL Rekonstrüksiyonu Sonrası Yüzüstü Pasif Fleksiyon Egzersizi Neden Önemlidir?

Yüzüstü pasif fleksiyon egzersizi, PCL rehabilitasyonunda greftin korunması ile fleksiyon aralığının kazanılması arasındaki kritik dengeyi kuran temel egzersiz protokolüdür. Hasta yüzükoyun pozisyonda muayene masasına uzanır, kalça hafif abduksiyonda pozisyonlanır ve dizin fleksiyonu tibia ayak bileğinden yerçekimi ile aşağı doğru bırakılarak veya bir kayışın nazik çekimiyle sağlanır. Bu pozisyonda tibia proksimali yerçekimi vektörü tarafından anteriora doğru itilir; hamstring kaslarının pasif rezistansı olmasa dahi tibia femur önüne kayar ve PCL grefti hiçbir posterior gerilim yükü altında kalmaz. Böylece dizin fleksiyon aralığı greft güvenliği kompromize edilmeden kademeli olarak artırılır.

Sırtüstü pasif fleksiyon egzersizinde ise tam tersi bir mekanik ortaya çıkar. Hasta sırtüstü yatarken diz fleksiyona alındığında tibia proksimali yerçekimi tarafından aşağı yani posteriora doğru itilir. Bu pozisyonda greft üzerine tekrarlanan gerilim yükleri biner ve zamanla mikro uzamalar meydana gelir. Bu nedenle PCL rehabilitasyon programı süresince özellikle ilk üç ay boyunca sırtüstü pasif fleksiyon yasak kabul edilir; hasta ve yakınları bu konuda net biçimde eğitilmelidir. Uyku pozisyonunda dahi hastaya yastıkla desteklenmiş ekstansiyon pozisyonu önerilir.

Yüzüstü pasif fleksiyon egzersizi aşamalı olarak ilerletilir. İlk iki haftada sıfır ile otuz derece arası çalışılır, üçüncü hafta altmış dereceye ulaşılır, altıncı haftada doksan derece hedefi konur ve on ikinci haftadan itibaren tam fleksiyona kadar açılır. Her egzersiz seansı sonrası dizde şişlik ve efüzyon değerlendirilir; şişliğin artması greft üzerine aşırı stres bindiğinin göstergesi olabilir ve protokolün geri çekilmesini gerektirebilir. Aktif fleksiyon egzersizleri altıncı aydan itibaren başlatılır çünkü aktif fleksiyon hamstring aktivasyonunu içerir ve hamstring aktivasyonu daha önce belirtildiği gibi greft üzerine posterior yük bindirir. Fizyoterapi ekibimiz hastalara bu prensipleri detaylı biçimde öğretmekte ve prone pozisyonda evde uygulanabilecek egzersiz videoları sunmaktadır.

Posterolateral Köşe Yaralanması PCL ile Birlikte Nasıl Onarılır?

Posterolateral köşe (arkuat kompleks) yaralanmaları izole PCL yırtıklarının aksine sıklıkla PCL ile birlikte ortaya çıkar ve tedavi edilmediğinde PCL rekonstrüksiyonunun başarısızlığının en önemli nedenlerinden biri olarak öne çıkar. Posterolateral köşe, lateral kollateral bağ, popliteus tendonu, popliteofibular bağ, arkuat bağ ve fabellofibular bağ gibi yapılardan oluşan kompleks bir anatomik ünitedir. Bu köşe dizin varus stresine, tibianın eksternal rotasyonuna ve kombine posterolateral rotasyon streslerine karşı sabitlik sağlar. PCL yaralanmasına eşlik eden posterolateral köşe hasarı gözden kaçırıldığında tibia hem posteriora hem eksternal rotasyona kayar; bu kombine kayma yeni yerleştirilen PCL grefti üzerine katlanarak binen bir yük oluşturur ve grefti erken dönemde başarısızlığa sürükler.

Posterolateral köşe yaralanmasının tanısı dial testi, varus stres testi ve external rotation recurvatum testi ile ortaya konur. Dial testi hasta prone pozisyonda iken diz otuz ve doksan derece fleksiyonda ayak eksternal rotasyona döndürülerek yapılır; sağlıklı tarafla karşılaştırıldığında on derece veya daha fazla eksternal rotasyon farkı posterolateral köşe hasarını gösterir. Otuz derecede pozitif ve doksan derecede negatif dial testi izole posterolateral köşe yaralanmasını, her iki açıda pozitif dial testi ise PCL ile kombine yaralanmayı işaret eder. MR görüntüleme popliteus tendonu, LCL ve arkuat bağ değerlendirmesinde tanıya yardımcı olur.

Kombine PCL ve posterolateral köşe yaralanmalarında iki cerrahi hedef aynı seansta gerçekleştirilir. PCL rekonstrüksiyonu klasik teknikle veya tibial inlay yaklaşımıyla tamamlandıktan sonra posterolateral köşe onarımı yapılır. Anatomik olarak popliteus tendonu ve LCL ayrı greftlerle rekonstrükte edilir; LaPrade tekniği olarak bilinen bu yaklaşım fibula başından ve femoral epikondilden geçen anatomik tünellerle popliteus, popliteofibular bağ ve LCL’nin biyomekanik olarak restorasyonunu sağlar. Alternatif olarak Larson tekniği ile tek greft üzerinden lateral fibula ve femoral tarafın basitleştirilmiş rekonstrüksiyonu uygulanabilir. Cerrahi ekibimiz olarak kombine yaralanmalarda LaPrade tekniğini birincil tercih etmekte, hasta özelinde anatomik tam rekonstrüksiyonu hedeflemekteyiz.

Sporcular Arka Çapraz Bağ Ameliyatından Sonra Ne Zaman Sahaya Dönebilir?

Arka çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrası spora dönüş süresi, ön çapraz bağ rekonstrüksiyonundan belirgin biçimde daha uzun ve daha temkinli bir süreçtir. ACL rekonstrüksiyonu sonrası altı ile dokuz aylık dönemde profesyonel sporcular kontrollü olarak sahaya dönebilirken PCL rekonstrüksiyonu sonrası dokuz ile on iki ay minimum bir süre gerektirir ve bazı olgularda tam spora dönüş on iki ile on sekiz aya kadar uzayabilir. Bu uzun sürecin ardında PCL greftinin yerçekimi ve hamstring çekim kuvvetlerine karşı süreklilik gösteren bir yükün altında iyileşmesi ve tam biyolojik entegrasyonun ACL greftine kıyasla daha yavaş seyretmesi yatar.

Spora dönüş kararı sadece zaman kriterine değil, objektif fonksiyonel değerlendirme kriterlerine dayandırılır. Kuadriseps ve hamstring kuvvet ölçümlerinde kontralateral sağlıklı bacakla karşılaştırıldığında en az yüzde doksan simetri sağlanmış olmalıdır. Tek ayak sıçrama testleri, çapraz sıçrama testi, üçlü sıçrama testi ve zamanlanmış altı metre sıçrama testinde sağlıklı bacakla karşılaştırma yüzde doksan seviyesinde olmalıdır. KT-1000 arthrometre ölçümü kontralateral bacakla karşılaştırıldığında iki milimetreden az fark göstermelidir. Bu kriterlerin tümü karşılandığında sporcunun sahaya dönüşü mekanik olarak güvenli kabul edilir.

Spora dönüş süreci ani değil kademeli bir geçişle planlanır. Dokuz ile on iki ay arası düz koşu, koşu bandında hız artışı ve spora özgü pozisyonel egzersizler başlatılır. On iki ile on beş ay arası pivot ve cutting hareketler kontrollü ortamda antrenmana katılır. Tam maç temposuna dönüş genellikle on beş ile on sekiz ay arasında olur. Spora dönüş oranları izole PCL rekonstrüksiyonu için ön yaralanma seviyesine yüzde elli ile yetmiş, kombine multiligament rekonstrüksiyonu sonrasında ise yüzde otuz ile elli aralığında raporlanmıştır. Bu rakamlar ACL rekonstrüksiyonu sonrasındaki yüzde seksen ile doksan spora dönüş oranından belirgin biçimde düşüktür. Ortopedi ekibimiz profesyonel sporcularımıza bireyselleştirilmiş dönüş takvimi hazırlamakta ve objektif kriterler karşılanmadan sahaya çıkışa izin vermemektedir.

PCL Cerrahisi Sonrası Kondromalazi ve Erken Osteoartrit Riski Nasıl Değişir?

Kronik PCL yetmezliği, tedavi edilmediğinde diz ekleminin kartilaj yüzeylerinde ilerleyici hasarla sonuçlanır ve erken osteoartrit gelişimine önemli bir zemin hazırlar. Rezidüel posterior tibial kayma, medial femoral kondilin tibia platosuna karşı normal olmayan bir açıyla ve konumla yüklenmesine neden olur. Bu kronik biyomekanik uyumsuzluk medial kompartman kartilajında mikrotravma zincirini başlatır, kartilajın matriks proteoglikan içeriği azalır, kondrositler apoptoza uğrar ve zaman içinde kondromalazi tablosu ortaya çıkar. Patellofemoral eklemde de anormal traksiyon güçleri patellar kartilajın posterior yüzünde erozyona yol açar. Uzun dönem takip çalışmaları kronik PCL yetmezliğinin on ile on beş yıllık dönemde belirgin osteoartrit gelişimine yaklaşık üç kat artmış risk oluşturduğunu göstermektedir.

PCL rekonstrüksiyonu bu ilerlemeyi durdurma potansiyeli taşır ancak koruyucu etkisi ACL rekonstrüksiyonundakine oranla daha tartışmalıdır. Rekonstrüksiyon sonrası dizin posterior sabitliği rutin klinik ölçümlerde normale döndürülse dahi milimetrik düzeyde rezidüel laksite kalabilir ve bu subtle biyomekanik anormallik kartilaj üzerinde kronik stres etkisini sürdürebilir. Yine de erken PCL rekonstrüksiyonu geciken cerrahiye kıyasla kartilaj koruyucu etki bakımından üstündür. Yaralanmadan sonraki ilk üç ay içinde yapılan rekonstrüksiyonların altı ay üzerinde geciken olgulara kıyasla belirgin biçimde daha az kondral hasarla ilişkilendirildiği raporlanmıştır.

Rekonstrüksiyon sonrası kondral koruma stratejisi rehabilitasyonun temel amacıdır. Erken parsiyel yük verme, doğru fleksiyon aralığında pasif ve aktif egzersizler, hamstring aktivasyonunun kontrolü ve quadriceps kuvvetinin kontralateral bacakla simetrik hale getirilmesi kartilaj yüklenmesini normalleştirir. Aşırı kilo yönetimi, çevresel kas gruplarının güçlendirilmesi ve spora dönüşün objektif kriterlere bağlanması uzun dönem kartilaj koruması için vazgeçilmez unsurlardır. Polikliniğimiz rekonstrüksiyon sonrası hastalarımıza uzun dönem yıllık kontrol programı önermekte, radyografik takip ve gerektiğinde MR ile kartilaj değerlendirmesi yaparak erken osteoartrit belirtilerini yakalamayı hedeflemektedir.

Rekonstrüksiyon Sonrası Kalıcı Arka Sublüksasyon Görülürse Ne Yapılır?

PCL rekonstrüksiyonu sonrası kalıcı posterior sublüksasyon, ameliyatın istenen mekanik sabitliği sağlayamadığı ve tibia proksimalinin klinik olarak anlamlı biçimde posteriora kaymayı sürdürdüğü durumdur. Bu tablo greft başarısızlığının farklı derecelerini yansıtabilir; hafif rezidüel laksite bazen fonksiyonel olarak kabul edilebilir bir sınırda kalabilirken belirgin arka sublüksasyon hastanın günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayıcı bir sorun oluşturur. Rezidüel laksitenin ortaya çıkışı ameliyat sonrası ilk üç ay içinde erken tanımlanabilir; posterior draver testinde artmış kayma, KT-1000 ölçümünde iki milimetreyi aşan asimetri ve stres röntgende belirgin posterior yer değiştirme tanının objektif kanıtlarıdır.

Kalıcı posterior sublüksasyonun nedenlerinin sistematik değerlendirilmesi revizyon stratejisinin temelini oluşturur. Femoral veya tibial tünel yerleşim hataları en sık karşılaşılan teknik problemdir; bilgisayarlı tomografi rekonstrüksiyonu ile tünel pozisyonları detaylı değerlendirilir. Greft seçim veya boyut yetersizliği, fiksasyon başarısızlığı, gözden kaçmış posterolateral köşe yaralanması ve rehabilitasyon protokolüne uyumsuzluk diğer önemli nedenler arasında yer alır. Özellikle gözden kaçmış posterolateral köşe hasarı, PCL rekonstrüksiyonu tek başına ne kadar mükemmel yapılırsa yapılsın grefti kısa sürede başarısızlığa götürür ve bu olguların revizyonunda posterolateral köşe onarımı zorunludur.

Revizyon PCL rekonstrüksiyonu teknik olarak zorlu bir cerrahidir ve deneyimli merkezlerde yapılmalıdır. Mevcut tüneller yeni greft için uygun değilse tünellerin genişletilmesi, kemik grefti ile doldurulup iki aşamalı revizyon planlanması veya tünel açısının modifikasyonu gerekebilir. Tibial inlay tekniği revizyon olgularda tekrarlanan tibial tünel açma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için birincil tercih olarak öne çıkar. Allogreft kullanımı revizyon cerrahide sıklıkla tercih edilir; ameliyat süresini kısaltır ve donor bölge morbiditesini önler. Eşlik eden posterolateral köşe onarımı revizyonun ayrılmaz parçasıdır. Postoperatif rehabilitasyon primer cerrahiden daha yavaş ve daha korumacı bir protokolle yürütülür. Cerrahi ekibimiz revizyon PCL cerrahisinde detaylı preoperatif planlama, üç boyutlu görüntüleme değerlendirmesi ve multidisipliner yaklaşımla hastalarımıza güvenli bir revizyon süreci sunmaktadır.

PCL rekonstrüksiyonu, ön çapraz bağ cerrahisinden anatomik konumu, greft biyomekaniği ve rehabilitasyon protokolü bakımından belirgin biçimde ayrılan, teknik olarak daha zorlu ve yönetimi daha kompleks bir arka bağ cerrahisidir. Ameliyatın başarısı greftin doğru seçimi, tünel yerleşimlerinin milimetrik hassasiyeti, eşlik eden posterolateral köşe yaralanmalarının atlanmaması ve postoperatif rehabilitasyonun yerçekimi prensibi çerçevesinde disiplinli uygulanmasına bağlıdır. Yüzüstü pasif fleksiyon egzersizi, uzun süreli ekstansiyon breysi ve gecikmiş hamstring aktivasyonu bu protokolün ayrılmaz parçalarını oluşturur. Sporcularda spora dönüş genellikle dokuz ile on iki ay arasında objektif fonksiyonel kriterlerin karşılanmasıyla başlar ve tam maç temposu on iki ile on sekiz aya uzayabilir. Bu yazıda paylaşılan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve size özel tanı, tedavi veya cerrahi kararının yerine geçmez. Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde diz travması veya PCL yaralanmasından şüphelenilen her hasta mutlaka bireysel muayene edilmekte, ileri görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilmekte ve tedavi planı hekim ile yüz yüze görüşülerek şekillendirilmektedir. Detaylı bilgi ve muayene randevusu için kliniğimize başvurabilir, uzman ekibimizden bireyselleştirilmiş değerlendirme talep edebilirsiniz.

Conozca a Nuestros Médicos Especialistas

Reserve una cita ahora o llámenos por su salud.

WhatsApp Cita en Línea