Kadın Hastalıkları ve Doğum

Gebelikte Enfeksiyonlar

Gebelikte Enfeksiyonlar Üzerine Bir Değerlendirme, kişinin yaşına ve genel durumuna göre farklı seyir gösterebilen bir hastalıktır. Konunun ayrıntılarına göz atın.

Gebelik dönemi, kadın vücudunda hormonal, immünolojik ve dolaşımsal pek çok değişimin bir arada yaşandığı özel bir süreçtir. Bu değişimlerin bir sonucu olarak bağışıklık sistemi belirli mikroorganizmalara karşı görece daha duyarlı hale gelir ve bazı enfeksiyon tabloları gebelik öncesi döneme kıyasla daha sık ya da daha ağır seyredebilir. Anne adayının sağlığını korumanın yanı sıra fetüsün güvenli bir biçimde gelişimini sürdürebilmesi için gebelik boyunca enfeksiyon riskinin sistematik biçimde değerlendirilmesi büyük önem taşır. Bu değerlendirme yalnızca şikayet ortaya çıktığında değil, gebelik öncesi danışmanlıktan başlayarak doğum sonrası döneme kadar uzanan geniş bir zaman diliminde sürdürülür.

Gebelikte karşılaşılan enfeksiyonlar; bakteriyel, viral, paraziter ve mantar kaynaklı olmak üzere geniş bir yelpazede incelenir. Söz konusu etkenlerin bir kısmı anneyi doğrudan etkilerken bir kısmı plasenta yoluyla veya doğum sırasında bebeğe geçebilme potansiyeli taşır. Bu nedenle gebelik takibinde yalnızca annenin klinik bulguları değil, olası fetal etkiler de bir bütün olarak ele alınır. Enfeksiyonların bir bölümü belirti vermeden ilerleyebildiği için rutin izlem sırasında yapılan laboratuvar tetkikleri, ultrason değerlendirmesi ve gerekli hallerde ileri tanı yöntemleri klinik karar sürecinde belirleyici rol üstlenir.

İdrar yolu enfeksiyonları, gebelik döneminde en sık rastlanan bakteriyel tablolar arasında yer alır. Büyüyen uterusun üreterlere baskı uygulaması, progesteron etkisiyle düz kas tonusundaki azalma ve idrar akımındaki yavaşlama; bakterilerin çoğalması için elverişli bir zemin oluşturur. Asemptomatik bakteriüri olarak adlandırılan tabloda hastada belirgin bir şikayet bulunmasa dahi idrar kültüründe anlamlı düzeyde bakteri saptanabilir. Bu durumun zamanında fark edilmesi; piyelonefrit, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi istenmeyen sonuçların önlenmesine katkı sağlar. Bu nedenle gebeliğin erken dönemlerinde idrar kültürü alınması rutin izlemin önemli bir parçası olarak kabul edilir.

Genital sistem enfeksiyonları gebelikte özel bir dikkat gerektirir. Bakteriyel vajinozis, trikomoniyaz ve kandida enfeksiyonları; vajinal akıntı, kaşıntı, yanma gibi bulgularla kendini gösterebilir. Bakteriyel vajinozis, vajinal florada laktobasillerin azalması ve anaerob bakterilerin baskın hale gelmesiyle karakterizedir. Gebelikte bu tablonun erken membran rüptürü ve erken doğum riskiyle ilişkilendirildiği çalışmalar bulunmaktadır. Kandida enfeksiyonları ise hormonal değişimler ve vajinal pH’daki kayma nedeniyle gebelikte daha sık gözlenebilir. Tanı; klinik muayene, mikroskobik inceleme ve gerektiğinde kültür yöntemleriyle konur; uygun yaklaşımla yönetilir ve semptomların gerilemesi hedeflenir.

Grup B streptokok kolonizasyonu, gebeliğin son dönemlerinde titizlikle değerlendirilen bir başka konudur. Anne adayının vajinal ve rektal bölgesinde bu bakterinin varlığı, doğum sırasında yenidoğana geçiş yoluyla erken başlangıçlı neonatal enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle gebeliğin 35 ile 37. haftaları arasında yapılan tarama, doğumda uygulanacak profilaktik yaklaşımın planlanmasında belirleyicidir. Kolonizasyonu saptanan gebelerde doğum eyleminin başlamasıyla birlikte intrapartum profilaksi uygulanması; yenidoğanda ortaya çıkabilecek sepsis, pnömoni ve menenjit gibi ciddi tabloların görülme sıklığında belirgin bir azalma ile ilişkilendirilir.

TORCH grubu enfeksiyonlar, gebelikte fetal etkileri nedeniyle özel bir başlık altında incelenir. Bu grup içinde toksoplazmozis, rubella (kızamıkçık), sitomegalovirüs, herpes simpleks virüsü ve diğer bazı etkenler yer alır. Toksoplazma enfeksiyonu; çiğ ya da az pişmiş et tüketimi, iyi yıkanmamış sebze ve meyve tüketimi ve kedi dışkısıyla temas yoluyla bulaşabilir. Gebelik döneminde ilk kez geçirilen toksoplazmozis, fetüste görme bozukluklarından nörolojik etkilenmelere uzanan geniş bir tablo ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle gebelik öncesi ve gebelik sırasında yapılan serolojik değerlendirme, riskin belirlenmesinde önemli bir yer tutar.

Kızamıkçık virüsü, aşı ile önlenebilir bir enfeksiyon olmasına karşın bağışıklığı bulunmayan gebelerde ciddi fetal sonuçlara yol açabilme özelliği nedeniyle güncelliğini korur. Özellikle gebeliğin ilk trimesterinde geçirilen kızamıkçık; konjenital rubella sendromu ile karakterize kardiyak anomaliler, işitme kaybı, katarakt ve gelişme geriliği gibi bulgularla ilişkilendirilir. Gebelik planlayan kadınlarda bağışıklık durumunun önceden değerlendirilmesi ve gerekli görüldüğünde aşılamanın gebelik öncesinde tamamlanması, koruyucu hekimlik açısından temel bir yaklaşım olarak öne çıkar. Aşılamanın gebelik döneminde uygulanmaması, canlı virüs içeren aşıların taşıdığı teorik risk nedeniyle önerilen bir uygulamadır.

Sitomegalovirüs enfeksiyonu, gelişmiş toplumlarda dahi konjenital enfeksiyonların önde gelen nedenleri arasında sayılır. Enfeksiyon çoğu durumda anne adayında belirti vermeden ilerler; ancak fetüste işitme kaybı, mikrosefali ve nörogelişimsel etkilenme gibi sonuçlara yol açabilir. Küçük çocuklarla yakın temas halinde bulunan gebelerde el hijyenine özen gösterilmesi, salgı ve sekresyonlarla temasın en aza indirilmesi gibi basit önlemler bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Şüpheli temas ya da bulguların varlığında serolojik testler ve gerektiğinde ileri değerlendirmeler ile klinik karar verilir.

Hepatit B ve hepatit C enfeksiyonları, gebelikte hem anne sağlığı hem de perinatal bulaş potansiyeli açısından değerlendirilir. Rutin gebe izleminde hepatit B yüzey antijeninin taranması; taşıyıcı anne adaylarının belirlenmesi ve doğum sonrası yenidoğana uygun profilaksi uygulanabilmesi bakımından belirleyicidir. Hepatit C tarafında ise anneden bebeğe geçiş oranı görece düşük olmakla birlikte, viral yük ve eşlik eden faktörler bu riski etkileyebilir. HIV enfeksiyonu da gebelikte multidisipliner biçimde ele alınan bir başlıktır. Uygun antiretroviral yaklaşım, doğum şeklinin belirlenmesi ve emzirme kararlarının bireysel değerlendirilmesi ile perinatal bulaş oranı belirgin biçimde azaltılabilir.

Suçiçeği (varisella) enfeksiyonu, çocukluk döneminde geçirilmemiş ya da aşı ile bağışıklık kazanılmamış gebelerde önemli bir risk kaynağıdır. Gebeliğin belirli dönemlerinde geçirilen suçiçeği; konjenital varisella sendromu ile ilişkilendirilebilir. Doğuma yakın dönemlerde geçirilen enfeksiyon ise yenidoğanda ağır seyirli tablolara yol açabilir. Şüpheli temas durumlarında bağışıklık durumunun değerlendirilmesi ve gerekli görülen olgularda pasif immünizasyon seçeneklerinin gündeme alınması önerilir. Benzer biçimde parvovirüs B19 enfeksiyonu da fetal aneminin nadir görülmeyen nedenleri arasında yer alır ve şüpheli olgularda seri ultrason takibi ile değerlendirilir.

Solunum yolu enfeksiyonları gebelikte özellikle mevsimsel dönemlerde sık gündeme gelen bir başlıktır. İnfluenza enfeksiyonu, gebelerde diğer erişkin gruplara kıyasla daha ağır seyredebilme eğilimi gösterir. Bu nedenle gebelik döneminde inaktif influenza aşısının önerilmesi, hem anne sağlığının korunmasına hem de yenidoğanın ilk aylarda pasif bağışıklık kazanmasına katkı sağlar. Boğmaca aşısının gebeliğin belirli haftalarında uygulanması ise yenidoğanın kendi aşılama takvimi başlayana dek anneden geçen antikorlar aracılığıyla korunmasına olanak tanır. Aşılama kararları; anne adayının öyküsü, mevcut bağışıklık durumu ve klinik değerlendirme sonuçları birlikte ele alınarak şekillendirilir.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların gebelik dönemindeki yönetimi de titizlik gerektirir. Sifiliz, gonore ve klamidya gibi etkenler; erken doğum, düşük doğum ağırlığı, göz enfeksiyonları ve konjenital tablolar ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle gebelik izleminde bu etkenlere yönelik tarama testlerinin belirli aralıklarla uygulanması önerilir. Herpes simpleks virüsü kaynaklı genital enfeksiyonların özellikle doğuma yakın dönemde aktif olması durumunda doğum şeklinin planlanmasında rol oynayabilir. Aktif genital lezyonların varlığı, yenidoğanda ciddi seyredebilen neonatal herpes riskini azaltmak amacıyla sezaryen ile doğumun değerlendirilmesine yol açabilir.

Gıda ve su kaynaklı enfeksiyonlar arasında listeriozis gebelikte özel bir yere sahiptir. Listeria monocytogenes; pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri, hazır tüketime sunulan et ürünleri ve iyi yıkanmamış çiğ sebzeler aracılığıyla bulaşabilir. Gebelikte geçirilen listeriozis; düşük, ölü doğum ve yenidoğan enfeksiyonları ile ilişkilendirildiğinden beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi koruyucu yaklaşımın önemli bir parçasıdır. Benzer biçimde salmonella, shigella ve çeşitli parazitik etkenler de gastrointestinal semptomlarla kendini gösterebilir; dehidratasyonun önlenmesi ve etkene yönelik uygun yaklaşım klinik değerlendirmenin ardından belirlenir.

Gebelikte enfeksiyonlardan korunmada yaşam tarzına ilişkin genel önlemler belirleyici bir yer tutar. El hijyenine özen gösterilmesi, çiğ ya da az pişmiş hayvansal gıdaların tüketiminden kaçınılması, sebze ve meyvelerin akan su altında iyice yıkanması, kalabalık ve havalandırması yetersiz ortamların risk dönemlerinde sınırlandırılması gibi uygulamalar bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Evcil hayvanlarla temas eden gebe adaylarında hijyen kurallarına uyulması ve özellikle kedi kumu temizliğinin mümkün olduğunda başka bir bireyce yapılması önerilir. Seyahat planlamalarında ise gidilecek bölgeye özgü enfeksiyon risklerinin gebelik öncesinde değerlendirilmesi klinik açıdan anlamlıdır.

Aşılamanın gebelik dönemindeki yeri; hem anne adayının hem de yenidoğanın korunması bakımından çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirir. Gebelik öncesinde tamamlanması önerilen kızamıkçık ve suçiçeği gibi canlı aşıların ardından, gebelik boyunca uygulanabilen inaktif influenza ve boğmaca aşıları bağışıklık stratejisinin temel bileşenleri arasında yer alır. Aşılama planlaması; anne adayının bağışıklık geçmişi, kronik hastalıkları ve mevcut risk faktörleri göz önünde bulundurularak bireyselleştirilir. Bu yaklaşım, hem gebelik sürecinin daha güvenli biçimde yönetilmesine hem de doğum sonrası ilk aylarda yenidoğanın belirli enfeksiyonlara karşı korunmasına katkı sağlar.

Enfeksiyonların erken fark edilmesi kadar doğru biçimde yönetilmesi de gebelik takibinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ateş, alışılmadık akıntı, idrar yaparken yanma, karın ağrısı, döküntü, uzun süren öksürük ya da halsizlik gibi bulguların ihmal edilmemesi ve hekim değerlendirmesi ile ele alınması önerilir. Kullanılacak ilaçların gebelikteki güvenlik profili, gebelik haftası ve klinik tablo dikkate alınarak belirlenir. Bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması, bitkisel ürünlerin dahi hekim bilgisi dahilinde tercih edilmesi ve önerilen kontrollerin aksatılmaması, gebelik sürecinin güvenli biçimde yürütülmesine katkı sağlayan temel unsurlardır. Multidisipliner bir bakış açısıyla yürütülen gebe izleminde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı, neonatoloji ekibi ve diğer ilgili birimlerin iş birliği; anne ve bebek sağlığının bir bütün olarak değerlendirilmesine olanak tanır.

Познакомьтесь с нашими врачами-специалистами

Запишитесь на приём прямо сейчас или позвоните нам ради вашего здоровья.

WhatsApp Онлайн-запись