Beslenme ve Diyet

Graves Hastalığında (Aşırı Tiroid) Beslenme

Graves hastalığında iyot dengesi, kalori-protein ihtiyacının artışı, kemik sağlığı ve kafein-kalsiyum dengesi hakkında beslenme önerilerini detaylı keşfedin.

Graves hastalığı, bağışıklık sisteminin tiroid bezini hatalı biçimde uyarması sonucu ortaya çıkan ve tiroid hormonlarının fizyolojik sınırların üzerinde salgılanmasına yol açan otoimmün bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Bu klinik tabloda metabolik hız belirgin biçimde artmakta, vücudun enerji, protein, vitamin ve mineral gereksinimleri değişen düzeylerde yükselmektedir. Söz konusu hızlanmış metabolizma; istemsiz kilo kaybı, kas kütlesinde azalma, çarpıntı, terleme, sıcağa tahammülsüzlük ve sazaltma hızında değişiklik gibi bulgularla seyredebilmektedir. Bu nedenle Graves hastalığının yönetiminde tıbbi tedavinin yanı sıra dengeli, kişiselleştirilmiş ve klinik takip eşliğinde planlanmış bir beslenme yaklaşımı önemli bir bileşen olarak değerlendirilmektedir. Beslenme planlaması, hastalık seyrinin iyileşmeye katkı sağlayan destekleyici unsurlardan biri kabul edilmekte; ancak tek başına bir tedavi yöntemi olarak konumlandırılmamaktadır.

Hipertiroidizmin en belirgin metabolik sonuçlarından biri bazal metabolik hızdaki yükselmedir. Tiroid hormonlarının fazlalığı, hücresel düzeyde oksijen tüketimini ve enerji harcamasını artırmakta; bu durum günlük kalori gereksiniminde belirgin bir artışa neden olmaktadır. Bu sebeple Graves tanısı almış bireylerin enerji alımının, klinik durum ve antropometrik ölçümlere göre yeniden değerlendirilmesi önerilmektedir. Genel uygulamada, hastanın yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite düzeyi ve hastalık şiddeti dikkate alınarak günlük enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde on ile yüzde otuz arasında artırılması gündeme gelebilmektedir. Bu artışın sağlanmasında rafine şeker ve doymuş yağ ağırlıklı seçimler yerine; tam tahıllar, sağlıklı yağ kaynakları, yeterli miktarda kaliteli protein ve renkli sebze-meyveler tercih edilmektedir. Böylece hem enerji açığı kapatılmakta hem de mikro besin yoğunluğu korunmaktadır.

Protein gereksinimi, Graves hastalığında özellikle dikkat edilmesi gereken konulardan birini oluşturmaktadır. Artmış katabolik aktivite nedeniyle kas dokusunda yıkım hızlanmakta; istemsiz kilo kaybının önemli bir kısmı yağsız vücut kütlesindeki azalmadan kaynaklanmaktadır. Bu süreçte yetişkin bir bireyin gereksinimi, ideal vücut ağırlığının kilogramı başına yaklaşık bir ile bir buçuk gram aralığında öngörülmektedir. Yumurta, süt ve süt ürünleri, tavuk eti, hindi eti, balık, baklagiller ve tam tahıllarla oluşturulan kombinasyonlar yüksek biyoyararlanımlı protein kaynakları arasında yer almaktadır. Protein alımının üç ana öğüne ve uygun ara öğünlere dengeli biçimde dağıtılması, kas protein sentezinin desteklenmesi açısından önemli görülmektedir. Böbrek fonksiyonları normal olan bireylerde bu yaklaşım güvenli kabul edilmekte; ancak eşlik eden böbrek veya karaciğer sorunu bulunan hastalarda protein miktarı bireysel olarak yeniden düzenlenmektedir.

İyot, tiroid hormonlarının sentezinde temel rol üstlenen bir mineral olarak Graves hastalığında özel bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Hastalığın doğası gereği tiroid bezi zaten aşırı uyarılmış durumda bulunduğundan, dışarıdan alınan yüksek dozda iyotun hormon yapımını ek olarak tetikleyebileceği bildirilmektedir. Bu nedenle iyodür içeren takviyelerin, yosun bazlı ürünlerin, bazı öksürük şuruplarının ve iyot içeren kontrast maddelerin hekim onayı olmadan kullanılmaması önerilmektedir. Sofra tuzunun günlük makul miktarlarda tüketilmesi genellikle sorun oluşturmamakta; ancak aşırı iyotlu tuz, deniz yosunu, suşi sargısı olarak kullanılan yosunlar ve iyot yoğun deniz ürünlerinin sık tüketimi sınırlandırılmaktadır. Radyoaktif iyot tedavisi planlanan dönemde ise hekim tarafından geçici düşük iyotlu beslenme programı verilebilmekte ve bu plana titizlikle uyulması beklenmektedir.

Kalsiyum ve D vitamini dengesi, Graves hastalığında kemik sağlığı açısından özellikle önem kazanmaktadır. Uzun süreli ya da yetersiz kontrol edilen hipertiroidizm; kemik döngüsünü hızlandırmakta, kemik mineral yoğunluğunda azalmaya zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle yetişkinlerde günlük kalsiyum alımının yaklaşık bin ile bin iki yüz miligram aralığında tutulması hedeflenmektedir. Süt, yoğurt, ayran, kefir, peynir gibi süt ürünleri; koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam ve badem önemli kalsiyum kaynakları arasında yer almaktadır. D vitamini düzeyinin yetersiz olması, kalsiyumun bağırsaklardan emilimini olumsuz etkilediğinden, klinik değerlendirme sonrası gerekli görüldüğünde takviye düzenlenmektedir. Düzenli, kontrollü güneş teması ve fiziksel aktivite de kemik sağlığının korunmasında destekleyici unsurlar arasında değerlendirilmektedir.

Vitamin ve mineral desteği açısından Graves hastalığında dikkat çeken bir diğer konu selenyum ve çinko alımıdır. Selenyum, tiroid hormon metabolizmasında ve oksidatif stresin azaltılmasında rol oynayan bir mikro besin olarak bilinmektedir. Brezilya cevizi, ay çekirdeği, tam tahıllar, yumurta ve balık doğal selenyum kaynakları arasında öne çıkmaktadır. Çinko ise bağışıklık sisteminin dengelenmesinde ve protein metabolizmasında etkin bir mineral olarak değerlendirilmektedir. Kırmızı et, kümes hayvanları, kabak çekirdeği, kaju ve baklagiller çinko açısından zengin kabul edilmektedir. Ancak bu mineraller için yüksek doz takviyelerin hekim ya da diyetisyen onayı olmadan kullanılması önerilmemekte; gereksinimin öncelikle dengeli beslenmeyle karşılanması ön planda tutulmaktadır. Magnezyum eksikliğinin kas krampları ve uyku düzensizlikleriyle ilişkilendirilebildiği de göz önünde bulundurulmaktadır.

Kafein içeren içeceklerin tüketimi, Graves hastalığında dikkatli planlanması gereken alanlardan birini oluşturmaktadır. Hastalığın doğal seyrinde çarpıntı, sinirlilik, uyku güçlüğü ve titreme gibi belirtiler sıklıkla görülebilmektedir. Kafein, sempatik sinir sistemini uyarıcı etkisi nedeniyle bu belirtilerin şiddetini artırabilmektedir. Bu sebeple Türk kahvesi, espresso, enerji içecekleri, kolalı içecekler ve yüksek miktarda siyah çay tüketimi sınırlandırılmaktadır. Kafeinsiz alternatifler, ılık bitki çayları ve yeterli miktarda su tüketimi tercih edilmektedir. Ancak bitki çaylarının da bazı türlerinin hormon dengesi veya ilaç metabolizması ile etkileşebileceği unutulmamakta; düzenli ve yoğun bitkisel ürün kullanımı öncesinde hekim görüşü alınması önerilmektedir. Alkol tüketimi de karaciğer üzerindeki olası ek yük ve ilaç etkileşimleri nedeniyle nadiren ve sınırlı miktarda değerlendirilmektedir.

Sıvı dengesinin korunması, hızlanmış metabolizmanın doğal sonucu olarak Graves hastalığında özel bir öneme sahiptir. Artmış terleme, daha sık idrara çıkma ve solunum hızındaki olası artış, vücut su kayıplarını yükseltebilmektedir. Bu nedenle yetişkinlerde günlük sıvı alımının, eşlik eden böbrek veya kalp yetmezliği gibi bir kısıtlama bulunmadığı sürece, iki ile iki buçuk litre civarında olması önerilmektedir. Şekersiz açık bitki çayları, ayran, sade maden suyu ve filtre edilmiş su uygun sıvı seçenekleri arasında değerlendirilmektedir. Şeker ilavesi yüksek meyve sularının ve gazlı içeceklerin sık tüketimi; glisemik dalgalanmalar, diş sağlığı sorunları ve gereksiz enerji yükü açısından sınırlandırılmaktadır. Sıcak iklim, yoğun fiziksel aktivite ve ateşli dönemlerde sıvı ihtiyacının yeniden değerlendirilmesi gerekli görülmektedir.

Sazaltma sistemi semptomları, Graves hastalığı seyrinde göz ardı edilmemesi gereken bir başka konudur. Bağırsak geçiş süresinin kısalmasına bağlı olarak sık dışkılama, hafif şiddette ishal benzeri tablolar ve emilim güçlükleri ortaya çıkabilmektedir. Bu süreçte aşırı yağlı, kızartma ağırlıklı, baharatı yoğun ve işlenmiş hazır gıdaların tüketimi sınırlandırılmaktadır. Posa alımı; tam tahıllar, kurutulmuş ve taze meyveler, sebzeler ve baklagiller aracılığıyla orta düzeyde tutulmakta, ani ve aşırı lif artışlarından kaçınılmaktadır. Probiyotik içeren yoğurt, kefir ve fermente süt ürünleri bağırsak florasının desteklenmesine katkı sağlayabilmektedir. Sazaltma güçlüğü yaşayan bireylerde küçük porsiyonlar halinde sık öğün yaklaşımının yeğlenmesi, hem enerji alımının sürdürülmesi hem de tokluk konforunun artırılması açısından uygun bulunmaktadır.

Glütenle ilişkili hassasiyet konusu, otoimmün tiroid hastalıklarında zaman zaman gündeme gelen başlıklar arasında yer almaktadır. Bazı klinik çalışmalarda otoimmün tiroid hastalıkları ile çölyak hastalığı arasında birliktelik sıklığının genel topluma oranla biraz daha yüksek olabileceği bildirilmektedir. Ancak bu durum, Graves tanısı alan her bireyin glütensiz beslenmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Glütenden uzak durma kararı; gastrointestinal yakınmalar, otoantikor düzeyleri ve gerekli görüldüğünde ileri tetkiklerle desteklenen bir değerlendirme sonucunda alınmaktadır. Kanıtlanmış bir çölyak veya glüten duyarlılığı tanısı bulunmaksızın gelişigüzel uygulanan glütensiz beslenme; mikro besin eksikliklerine, yetersiz lif alımına ve gereksiz ekonomik yüke yol açabilmektedir. Bu nedenle bireysel kararlar yerine, hekim ve diyetisyen değerlendirmesinin esas alındığı bir yaklaşım önerilmektedir.

Goitrojen olarak adlandırılan ve tiroid hormon yapımını teorik düzeyde etkileyebilen bazı bitkisel besinler de tartışılan konular arasındadır. Lahana, brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası, turp ve soya bu grupta sıkça anılan örneklerdir. Hipotiroidi tablosunda bu besinlerin aşırı çiğ tüketimi sınırlandırılırken, hipertiroidi tablosunda dengeli ve pişirilmiş tüketimin genellikle ciddi bir sorun oluşturmadığı kabul edilmektedir. Pişirme süreci, bu sebzelerdeki goitrojenik bileşiklerin etkisini belirgin biçimde azaltmaktadır. Bununla birlikte, antitiroid ilaç kullanan bireylerde özellikle soya bazlı ürünlerin yüksek miktarda ve ilaç saatlerine yakın tüketimi, emilim üzerinde olası etkileri nedeniyle dikkatli planlanmaktadır. Bireysel beslenme kararları, klinik tablo ve kullanılan tedavi şemasına göre uzman görüşüyle şekillendirilmektedir.

İşlenmiş gıdalar, katkı maddeleri ve trans yağ açısından zengin endüstriyel ürünlerin tüketimi Graves hastalığında sınırlandırılan başlıca alanlardan birini oluşturmaktadır. Yüksek oranda eklenmiş şeker içeren atıştırmalıklar, hazır kek ve bisküviler, kızartılmış paketli ürünler ve şarküteri ürünleri; hem enerji yoğunluğu yüksek hem de mikro besin değeri düşük seçenekler olarak değerlendirilmektedir. Bunun yerine ev koşullarında, taze malzemelerle hazırlanan, basit pişirme yöntemleri kullanılan öğünler önerilmektedir. Haşlama, fırında pişirme, buharda pişirme ve ızgara yöntemleri; besin değerinin korunması açısından uygun bulunmaktadır. Tuz tüketiminin kontrol altında tutulması, eşlik edebilen kan basıncı dalgalanmaları ve kalp yükü açısından da önem taşımaktadır. Sade baharatlar, taze otlar ve limon gibi doğal lezzet artırıcılar tuz ihtiyacını azaltmaya yardımcı olabilmektedir.

Tıbbi tedavi ile beslenme arasındaki ilişki, Graves hastalığında bütüncül yaklaşımın temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Antitiroid ilaçların düzenli ve doğru saatlerde alınması, etkinliklerinin sürdürülebilmesi açısından önem kazanmaktadır. Bazı besin gruplarının veya takviyelerin ilaç emilimi üzerinde etkileri olabildiğinden, kullanım zamanlamasının hekim önerileri doğrultusunda planlanması beklenmektedir. Radyoaktif iyot uygulaması veya cerrahi yaklaşım sonrası gelişebilecek hipotiroidi tablosunda ise beslenme planı yeniden gözden geçirilmekte; enerji, iyot ve mikro besin gereksinimleri farklı bir düzleme taşınmaktadır. Bu nedenle beslenme önerilerinin durağan bir reçete olarak değil; hastalık dönemi, laboratuvar bulguları, kilo seyri ve eşlik eden hastalıklar gözetilerek güncellenen dinamik bir plan biçiminde ele alınması önerilmektedir.

Psikososyal etkenler ve yaşam tarzı uygulamaları da beslenme planının başarısını belirleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Graves hastalığında sık karşılaşılan kaygı, huzursuzluk ve uyku bozuklukları, iştah düzeninde dalgalanmalara yol açabilmektedir. Düzenli öğün saatleri, sakin bir ortamda yenen öğünler, ekran karşısında hızlı yeme alışkanlığından kaçınma ve yeterli uyku süresi; metabolik dengenin korunmasına katkı sağlamaktadır. Hekim onayı doğrultusunda planlanan, aşırıya kaçmayan, yürüyüş ve hafif direnç egzersizleri gibi düşük etkili fiziksel aktiviteler, kas kütlesinin korunması ve kemik sağlığının desteklenmesi bakımından yararlı bulunmaktadır. Yoğun dayanıklılık sporları, kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki olası ek yük gözetilerek bireysel değerlendirmeye bırakılmaktadır.

Sonuç olarak Graves hastalığında beslenme yaklaşımı; tek tip bir liste ya da kesin kurallar bütünü olarak değil, klinik tabloya, laboratuvar bulgularına, ilaç tedavisine ve bireysel toleranslara göre şekillenen kapsamlı bir destek planı olarak değerlendirilmektedir. Yeterli ve dengeli enerji alımı, yeterli kaliteli protein, dikkatli planlanmış iyot tüketimi, kemik sağlığını destekleyen kalsiyum ve D vitamini, antioksidan içerikten zengin sebze ve meyveler, kontrollü kafein kullanımı ve yeterli sıvı alımı bu planın belirleyici bileşenleri arasında yer almaktadır. Beslenme, tıbbi tedavinin yerine geçen bir uygulama olarak değil; tedaviye eşlik eden, iyileşme sürecini destekleyen ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sunan bir bileşen olarak konumlandırılmaktadır. Bu nedenle bireysel planlamanın endokrinoloji uzmanı ve beslenme uzmanı iş birliğinde, düzenli takip eşliğinde yapılması önerilmektedir.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment