Mediastinoskopi, göğüs boşluğunun orta kısmında yer alan mediasten adı verilen anatomik bölgenin, boyun kökünden yapılan küçük bir kesi aracılığıyla optik sistemli bir aletle görüntülenmesi ve bu bölgede bulunan lenf bezlerinden ya da kitlelerden doku örneği alınması esasına dayanan cerrahi bir tanı yöntemidir. Trakea yani soluk borusu, aort ve dallarının önündeki ve yanlarındaki lenf istasyonlarına doğrudan ulaşım imk├ónı sağlayan bu girişim, göğüs cerrahisi pratiğinde onlarca yıldır altın standart konumunu koruyan bir uygulamadır. Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi ekibi, mediastinoskopi işlemini genel anestezi altında, ameliyathane koşullarında ve gerekli tüm hasta güvenliği önlemleri alınarak gerçekleştirmekte; hem tanısal doğruluk hem de komplikasyon oranlarının minimize edilmesi açısından güncel klinik kılavuzlar ile uyumlu bir yaklaşım benimsemektedir. İşlem, akciğer kanseri evrelemesinden sarkoidoz tanısına, lenfoma araştırmasından açıklanamayan mediastinal kitlelerin değerlendirilmesine kadar geniş bir hastalık yelpazesinde kesin tanıya ulaşmanın kritik bir basamağıdır.
Mediastinoskopi ilk kez 1959 yılında İsveçli göğüs cerrahı Eric Carlens tarafından tanımlanmış ve o günden bu yana teknik olarak sürekli geliştirilmiştir. Günümüzde klasik servikal yaklaşımın yanı sıra video destekli mediastinoskopi, VAMLA yani video assisted mediastinoscopic lymphadenectomy ve TEMLA yani transservikal genişletilmiş mediastinal lenfadenektomi gibi ileri teknikler de klinik uygulamada yerini almıştır. Bu tekniklerin her biri farklı klinik senaryolarda tercih edilmekte ve mediastinal patolojinin niteliğine göre seçim yapılmaktadır. Optik sistemin çözünürlüğünün artması, video destekli görüntüleme sayesinde işlem sırasında ekipteki tüm hekimlerin aynı görüntüyü paylaşabilmesi ve endoskopik enerji cihazlarının gelişimi, mediastinoskopiyi daha güvenli ve daha kapsamlı bir işlem h├óline getirmiştir. Endobronşiyal ultrasonografi eşliğinde iğne aspirasyonu yani EBUS-TBNA gibi minimal invaziv yöntemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte mediastinoskopinin endikasyonları belirli ölçüde değişmiş olsa da, tanısal duyarlılığın en yüksek olduğu ve doku örneğinin en geniş şekilde alınabildiği yöntem olma özelliğini sürdürmektedir.
Mediastinoskopi Hangi Hastalıkların Tanısında Kullanılır?
Mediastinoskopi, klinik pratikte oldukça geniş bir hastalık grubunun tanısında başvurulan bir girişimdir. En sık kullanım alanı hiç kuşkusuz akciğer kanserinin cerrahi öncesi evrelemesidir. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı almış ya da radyolojik olarak akciğer kanseri kuvvetle şüphelenilen hastalarda, mediastende bulunan lenf bezlerinin tümör tarafından tutulup tutulmadığının kesin olarak belirlenmesi, tedavi stratejisinin belirlenmesinde kritik önem taşır. Bir hastanın küratif cerrahi adayı olup olmadığı, neoadjuvan kemoterapi ya da kemoradyoterapi almasının gerekip gerekmediği ve prognozun ne yönde şekilleneceği büyük ölçüde mediastinal evrelemenin doğruluğuna bağlıdır. Bu nedenle mediastinoskopi, PET-BT ve toraks bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinin ortaya koyduğu şüpheli tutulumların histopatolojik olarak doğrulanmasında olmazsa olmaz bir basamak olarak konumlanır.
Akciğer kanserinin yanı sıra sarkoidoz, mediastinoskopinin en sık başvurulduğu diğer önemli hastalık grubudur. Sarkoidoz, mediastinal ve hiler lenfadenopati ile karakterize sistemik granülomatöz bir hastalıktır ve tanı için nonkazeifiye granülomların histopatolojik olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bunun dışında lenfoma, tüberküloz lenfadenit, mediastinal timik lezyonlar, retrosternal guatr uzanımlarının ayırıcı tanısı, kastelman hastalığı, metastatik karsinom taraması ve nedeni açıklanamayan mediastinal lenf bezi büyümeleri de mediastinoskopi endikasyonlarını oluşturur. Bazı hastalarda mediasten kaynaklı bası bulgularının nedenini araştırmak, superior vena kava sendromu gelişen olgularda etiyolojiyi netleştirmek ve kemoterapiye yanıtın değerlendirilmesi için de bu girişim kullanılabilir.
Mediastinoskopinin bir diğer önemli kullanım alanı ise cerrahi tedavinin başlangıç noktası h├óline geldiği durumlardır. Örneğin sağ üst lob tümörlerinde, aortopulmoner pencerede yer alan lenf bezlerinin durumu klasik servikal mediastinoskopi ile değerlendirilemediğinden, genişletilmiş mediastinoskopi ya da VAMLA gibi ileri teknikler ile bu istasyonlar araştırılır. Ayrıca akciğer transplantasyonu adaylarında donor uygunluğunun belirlenmesinde, bronşiyal karsinoid tümörlerin evrelemesinde ve mediastinal fibrozis şüphesinde de mediastinoskopi tercih edilen yöntemler arasında yer alır. Girişimin doğru endikasyonda ve doğru teknikle uygulanması, hem tanısal başarıyı artırır hem de gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçilmesini sağlar.
Mediasten Bölgesindeki Lenf Bezleri Neden Biyopsi ile İncelenir?
Mediasten, akciğerlerin arasında kalan ve içerisinde kalp, büyük damarlar, trakea, özofagus, timus ve çok sayıda lenf istasyonu bulunan anatomik bir alandır. Bu bölgede yer alan lenf bezleri, akciğerlerden, plevradan, özofagustan ve komşu yapılardan gelen lenfatik akımın süzüldüğü kritik istasyonlardır. Bu nedenle akciğer kanseri başta olmak üzere pek çok malign hastalıkta ilk metastaz yolu mediastinal lenf bezleri üzerinden gerçekleşir. Görüntüleme yöntemleri lenf bezlerinin büyüklüğü, şekli ve metabolik aktivitesi hakkında bilgi verse de, malignite tanısı ancak histopatolojik inceleme ile konulabilir. Radyolojik olarak büyümüş görünen bir lenf bezinin gerçekten tümör içerip içermediği ya da normal boyutlarda görülen bir lenf bezinin mikrometastaz taşıyıp taşımadığı sadece biyopsi ile kesinleşir.
PET-BT görüntülemesinde FDG tutulumu artmış olan lenf bezleri metastaz açısından şüpheli kabul edilir; ancak inflamatuar hastalıklar, geçirilmiş enfeksiyonlar, sarkoidoz ve reaktif lenfadenopatiler de yüksek metabolik aktivite gösterebilir. Bu durum, PET-BT'nin yanlış pozitiflik oranını artırır ve tek başına PET-BT bulgusuna dayanarak tedavi kararı vermek klinik hataya neden olabilir. Örneğin, PET pozitif bir lenf bezine dayanılarak küratif cerrahiden vazgeçilen bir hasta, aslında benign lenfadenopati taşıyor olabilir ve bu durum tedavi şansının kaybedilmesine yol açar. Öte yandan PET-BT'de normal görünen bir lenf bezi, histopatolojik olarak mikrometastaz taşıyabilir ve cerrahi sonrası nüks riskini önemli ölçüde artırabilir.
Bu bilinmezliklerin ortadan kaldırılabilmesi için mediastinal lenf bezlerinin histopatolojik doğrulaması zorunludur. Biyopsi ile alınan doku örnekleri sadece malignite tanısı koymakla kalmaz, aynı zamanda tümör tipini, moleküler alt tipini, EGFR, ALK, ROS1, PD-L1 gibi hedeflenebilir moleküler belirteçlerin varlığını da ortaya koyar. Bu bilgiler, günümüz akciğer kanseri tedavisinde kişiselleştirilmiş tedavi seçimlerinin temelini oluşturmaktadır. Sarkoidoz, lenfoma ve tüberküloz gibi non-malign hastalıkların tanısı da yine biyopsi ile mümkündür. Dolayısıyla mediastinal lenf bezlerinin biyopsi ile incelenmesi, hem tanısal netlik sağlamak hem de tedavi planlamasına yön vermek açısından vazgeçilmez bir uygulamadır.
Servikal Mediastinoskopi ile Genişletilmiş Mediastinoskopi Arasında Ne Fark Vardır?
Servikal mediastinoskopi, klasik Carlens tekniği olarak da bilinen ve boyun kökünden yapılan yaklaşık iki ila üç santimetrelik bir kesi ile pretrakeal fasya diseksiyonu yapılarak mediastenin üst ve orta bölümüne ulaşılan bir işlemdir. Bu yaklaşım ile paratrakeal bölge, subkarinal alan ve trakeobronşiyal açı bölgeleri değerlendirilebilir. Yani sınıflamaya göre 2R, 2L, 4R, 4L ve 7 numaralı lenf bezi istasyonlarına ulaşım mümkündür. Servikal mediastinoskopi, akciğer kanseri evrelemesinde en sık kullanılan tekniktir ve dünya genelinde onlarca yıldır standart uygulama olarak kabul edilmektedir. İşlem sırasında endoskop, pretrakeal fasyanın açılmasının ardından künt diseksiyonla mediastene ilerletilir ve trakea etrafındaki lenf bezleri sistematik olarak taranır.
Genişletilmiş mediastinoskopi ise Ginsberg tarafından 1987 yılında tanımlanan ve klasik servikal yaklaşımın ulaşamadığı aortopulmoner pencere ile ön mediastene erişim sağlayan bir modifikasyondur. Bu teknikte de kesi aynı bölgeden yapılır, ancak diseksiyon innominat arter ile sol karotis arteri arasından ilerletilerek aortik ark üzerinden aortopulmoner pencereye ulaşılır. Yani 5 numaralı yani subaortik ve 6 numaralı yani paraaortik lenf bezi istasyonları örneklenebilir. Genişletilmiş mediastinoskopi, özellikle sol üst lob tümörlerinde önemli bir yere sahiptir; çünkü bu tümörlerin en sık metastaz yaptığı istasyonlar 5 ve 6 numaralı istasyonlardır ve klasik servikal mediastinoskopi ile bu bölgeler değerlendirilemez.
Bu iki tekniğin ötesinde günümüzde VAMLA yani video destekli mediastinoskopik lenfadenektomi ve TEMLA yani transservikal genişletilmiş mediastinal lenfadenektomi de klinik pratiğe girmiştir. VAMLA, özel dizayn edilmiş ikili tıkaçlı mediastinoskop kullanılarak yapılan ve tüm istasyonlardaki lenf bezlerinin bir bütün h├ólinde çıkarılmasını sağlayan bir tekniktir. TEMLA ise sternum manubriumunun kaldırılarak mediastenin oldukça geniş bir bölümünün diseke edildiği daha invaziv bir yaklaşımdır. Her iki teknik de klasik mediastinoskopiye kıyasla daha yüksek tanısal doğruluk sunar ancak morbidite riski görece daha yüksektir. Hangi tekniğin tercih edileceğine, tümörün lokalizasyonuna, radyolojik bulgulara, hasta genel durumuna ve merkezin deneyimine göre karar verilir.
Akciğer Kanseri Evrelemesinde Mediastinoskopinin Rolü Nedir?
Akciğer kanseri, evrelemesinin doğru yapılması tedavi başarısı ve sağkalım açısından en kritik faktörlerden birini oluşturan bir hastalıktır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin TNM evrelemesinde N faktörü yani lenf nodu tutulumu, tedavi kararlarında belirleyici konumdadır. N0 hasta cerrahi adayı iken, N2 hasta genellikle önce neoadjuvan tedavi alır, N3 hasta ise cerrahi kapsam dışına çıkar. N2 hastalarda tek istasyon tutulumu ile çoklu istasyon tutulumu arasındaki ayrım da prognostik olarak son derece önemlidir. Bu ince ama kritik ayrımların yapılabilmesi için mediastinal lenf bezlerinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi şarttır ve mediastinoskopi bu değerlendirmenin altın standart yöntemidir.
Radyolojik olarak N0 görünen ancak tümör büyüklüğü, lokalizasyonu veya histolojik alt tipi nedeniyle mediastinal tutulum riski yüksek olan hastalarda dahi cerrahi öncesi invaziv evreleme önerilir. Örneğin santral yerleşimli tümörlerde, tümör çapı üç santimetreden büyük olan olgularda, adenokarsinomlarda ve PET-BT'de belirgin FDG tutulumu olan lezyonlarda mediastinal mikrometastaz riski oldukça yüksektir. Bu hastalarda mediastinoskopi ile yapılacak invaziv evreleme, gereksiz torakotominin önüne geçmesi açısından hasta yararına belirleyici bir işlemdir. Bir başka önemli endikasyon ise indüksiyon tedavisi sonrası yeniden evrelemedir. Neoadjuvan tedavi almış hastalarda, tedavi yanıtının histopatolojik olarak doğrulanması ve cerrahi kararının bu doğrulama üzerinden verilmesi giderek yaygınlaşan bir yaklaşımdır.
Mediastinoskopinin akciğer kanseri evrelemesindeki duyarlılığı yüzde seksen ile doksan arasında, özgüllüğü yüzde yüz civarındadır. Negatif prediktif değeri yaklaşık yüzde doksan olan bu yöntem, cerrahi öncesi mediastinal temizliğin doğrulanmasında son derece güvenilir bir tekniktir. Avrupa Solunum Derneği ve Amerikan Göğüs Hekimleri Koleji kılavuzları, PET-BT'de mediastinal tutulum saptanan tüm hastalarda ve tutulum saptanmasa dahi risk profiline göre seçilmiş olgularda invaziv evrelemeyi önermektedir. Bu bağlamda mediastinoskopi, hem tanısal hem de tedavi planlamasına yön veren stratejik bir işlem olarak akciğer kanseri yönetiminin temel taşı konumundadır.
İşlem Sırasında Boyun Altındaki Kesi Kaç Santimetre Olur?
Mediastinoskopide kullanılan kesi, boynun alt kısmında, sternumun üst kenarının yaklaşık iki parmak üzerinde yer alan suprasternal çentiğin bir buçuk ila iki santimetre üstünden yatay olarak yapılır. Kesi uzunluğu genellikle iki ila üç santimetre arasında değişir; ancak hastanın boyun anatomisi, cilt altı yağ dokusu kalınlığı ve kullanılacak mediastinoskopun çapına göre bu uzunluk üç buçuk santimetreye kadar uzatılabilir. Cilt kesisi, boyun cildinin doğal Langer çizgilerine paralel yapılır ve bu sayede iyileşme sonrası oluşan skar çizgisi oldukça silik h├óle gelir. Estetik açıdan da hasta memnuniyeti yüksek bir kesi tekniğidir çünkü boyun kırışıklıkları arasında saklanabilir ve yaka altında kolaylıkla gizlenebilir.
Kesi yapıldıktan sonra platisma kası ve derin servikal fasya kademeli olarak açılır, strep kaslar orta hattan ayrılır ve trakeanın önündeki pretrakeal fasyaya ulaşılır. Bu fasya keskin bir şekilde açılır ve parmak diseksiyonu ile trakea önündeki potansiyel boşluk oluşturulur. Ardından mediastinoskop bu boşluğa yerleştirilir ve trakea önü boyunca aşağıya doğru ilerletilerek karinaya kadar inilir. Endoskop ile ilerleme sırasında lenf bezleri, büyük damarlar ve trakea duvarı görsel olarak değerlendirilir. Bu küçük kesi sayesinde geniş bir cerrahi görüş alanı elde edilir ve hastaya minimal invaziv bir yaklaşım sunulur.
İşlem sonrası kesi katmanlar h├ólinde kapatılır. Cilt genellikle emilebilir sütür ya da estetik dikişlerle onarılır ve üzerine steril bir pansuman uygulanır. Kesi bölgesinde birkaç gün süren hafif bir ağrı ve şişlik olabilir; ancak bu durum genellikle basit analjezikler ile kolayca kontrol altına alınır. İlk hafta içinde pansuman değişimi yapılır ve sütür alma işlemi gerekli değilse hasta günlük hayatına hızla dönebilir. Kesi izinin zamanla belirsizleşmesi tipiktir ve çoğu hastada altı ay sonunda skar neredeyse görünmez h├óle gelir. Bu yönüyle mediastinoskopi, kozmetik sonuçlar açısından da hasta lehine avantajlar sunan bir işlemdir.
EBUS ile Mediastinoskopi Arasında Tanı Doğruluğu Açısından Fark Var mı?
Endobronşiyal ultrasonografi eşliğinde iğne aspirasyonu yani EBUS-TBNA, son yirmi yılda mediastinal lenf bezlerinin örneklenmesinde önemli bir yer edinmiş minimal invaziv bir yöntemdir. İşlem sırasında bronkoskop ucunda bulunan ultrasonografi probu ile trakea ve bronş duvarı arkasındaki lenf bezleri gerçek zamanlı olarak görüntülenir ve doğrudan iğne biyopsisi yapılır. EBUS ile 2R, 2L, 4R, 4L, 7, 10, 11 ve 12 numaralı istasyonlara ulaşılabilir. Ayrıca EBUS ile transözofageal ultrasonografinin yani EUS'un kombinasyonu, aortopulmoner pencere ve alt mediastinal istasyonlara da ulaşım imk├ónı sunar. EBUS-TBNA'nın en büyük avantajı işlemin sedasyon altında yapılabilmesi, hastanede yatış gerektirmemesi ve komplikasyon oranının çok düşük olmasıdır.
Tanısal doğruluk açısından karşılaştırıldığında, EBUS-TBNA'nın duyarlılığı yaklaşık yüzde seksen beş, mediastinoskopinin duyarlılığı ise yaklaşık yüzde doksan olarak bildirilmektedir. Aradaki fark özellikle küçük çaplı lenf bezlerinde ve mikrometastaz taraması yapılan olgularda belirginleşir. Mediastinoskopi, doku örneğinin daha büyük çapta ve daha kapsamlı alınmasına olanak tanıdığı için histopatolojik tanı, immünohistokimyasal değerlendirme ve moleküler analiz açısından daha zengin materyal sunar. Bu durum özellikle lenfoma ve sarkoidoz gibi sitolojik değil histolojik tanı gerektiren hastalıklarda mediastinoskopinin üstünlüğünü ortaya koyar. Ayrıca lenf bezi kapsül invazyonunun değerlendirilmesi ve ekstranodal yayılımın gösterilmesi mediastinoskopi ile mümkün olabilirken EBUS ile bu düzeyde bir değerlendirme yapılamaz.
Güncel klinik yaklaşım, bu iki yöntemi birbirinin rakibi değil tamamlayıcısı olarak konumlandırmaktadır. İlk basamak olarak genellikle EBUS-TBNA tercih edilir; çünkü daha az invaziv ve daha ekonomiktir. EBUS ile alınan biyopsi malignite gösteriyorsa cerrahi karar hızlıca verilebilir. Ancak EBUS negatif sonuç vermesine rağmen klinik ve radyolojik şüphe devam ediyorsa, bu durumda mediastinoskopi ile doğrulama yapılması önerilir. Bu ardışık yaklaşım hem yanlış negatif oranlarını minimize eder hem de hasta yararını en üst seviyeye çıkarır. Kısacası her iki yöntem de doğru endikasyonlarda kullanıldığında birbirinin sonuçlarını güçlendiren ve hasta yönetimini bütünleyen tekniklerdir.
Hangi Lenf Nodu İstasyonlarına Mediastinoskopi ile Ulaşılabilir?
Uluslararası Akciğer Kanseri Çalışma Birliği yani IASLC tarafından tanımlanan lenf nodu haritası, mediastinal ve hiler istasyonları on dört ana bölgede sınıflandırır. Klasik servikal mediastinoskopi ile ulaşılabilen istasyonlar üst paratrakeal 2R ve 2L, alt paratrakeal 4R ve 4L, pretrakeal 3a ve subkarinal 7 istasyonlarıdır. Bu istasyonların tamamı trakeanın çevresinde ya da karinanın hemen altında yer aldığı için pretrakeal fasya diseksiyonu ile ulaşılabilir. Sağ taraf istasyonlarına ulaşım genellikle daha kolaydır; çünkü sol taraf istasyonlarında aortik ark ve rekürren larengeal sinir gibi anatomik yapılar diseksiyonu zorlaştırır. Yine de deneyimli ellerde sol paratrakeal istasyonlar da güvenle örneklenebilir.
Genişletilmiş mediastinoskopi ile ulaşılabilen istasyonlar ise 5 yani subaortik ve 6 yani paraaortik istasyonlardır. Bu istasyonlar özellikle sol üst lob tümörlerinin en sık metastaz yaptığı bölgelerdir ve klasik servikal yaklaşımla ulaşılamadığından ayrı bir cerrahi teknik gerektirir. Genişletilmiş yaklaşımda innominat arter ile sol karotis arteri arasından ilerlenerek aortik ark üzerinden bu istasyonlara erişilir. VAMLA ile ise klasik servikal mediastinoskopinin ulaştığı tüm istasyonlar bir bütün h├ólinde diseke edilebilir ve lenf bezleri kapsülleriyle birlikte çıkarılabilir. TEMLA ise sternum manubriumunun elevasyonu ile 5 ve 6 numaralı istasyonlar da d├óhil olmak üzere neredeyse tüm mediastinal istasyonlara ulaşım sağlar.
Mediastinoskopi ile ulaşılamayan istasyonlar arasında 8 yani paraözofageal, 9 yani pulmoner ligament, 10 yani hiler, 11 yani interlober ve 12 yani lober istasyonlar yer alır. Bu istasyonların değerlendirilmesi için EBUS-TBNA, EUS-FNA ya da cerrahi sırasında yapılan sistematik lenf nodu disseksiyonu gerekir. Hangi istasyonların değerlendirileceği tümörün primer lokalizasyonuna ve radyolojik bulgulara göre belirlenir. Örneğin sağ alt lob tümörlerinde subkarinal 7 istasyonu, sol üst lob tümörlerinde aortopulmoner pencere istasyonları öncelikli olarak taranmalıdır. Bu haritalama, invaziv evrelemenin sistematik yapılabilmesi ve hiçbir kritik istasyonun atlanmaması açısından zorunludur.
İşlem Sırasında Büyük Damar Yaralanması Riski Ne Kadardır?
Mediastinoskopi, teknik olarak son derece hassas bir işlem olup çevresinde trakea, brakiyosefalik arter, superior vena kava, azigos ven, pulmoner arter ve aortik ark gibi kritik vasküler yapılar bulunur. Bu nedenle büyük damar yaralanması, ender fakat en korkulan komplikasyon olarak bilinir. Literatürde büyük damar yaralanması insidansı yüzde 0,1 ile yüzde 0,4 arasında bildirilmiştir. En sık yaralanan damarlar sağ pulmoner arter, brakiyosefalik arter, superior vena kava ve azigos vendir. Yaralanma riski deneyime, teknik detaylara ve hasta anatomisine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Reoperasyon olguları, yoğun mediastinal fibrozis bulunan hastalar ve daha önce radyoterapi almış olgular yüksek riskli grup olarak kabul edilir.
Bu riski minimize etmek için işlem öncesi kapsamlı bir görüntüleme değerlendirmesi yapılır. Toraks bilgisayarlı tomografide mediastinal vasküler anatominin, anormal seyirli damarların ve tümör invazyonunun ayrıntılı olarak incelenmesi kritik önem taşır. Operasyon sırasında ise künt diseksiyon yerine keskin diseksiyondan kaçınılması, tüm biyopsi işlemlerinden önce iğne aspirasyonu ile damar kontrolü yapılması ve diseksiyonun her zaman trakea duvarı boyunca ilerletilmesi altın standart uygulamalardır. Video destekli mediastinoskopinin kullanımı, görüş alanının tüm ekip tarafından paylaşılmasını sağlayarak kritik anatomik yapıların erken tanınmasına ve dolayısıyla komplikasyon oranlarının düşürülmesine katkı sağlar.
Damar yaralanması durumunda hızlı ve etkin müdahale, hasta hayatını kurtarır. Öncelikle mediastinoskop yerinde bırakılarak baskı uygulanır ve kanama kontrol altına alınmaya çalışılır. Kan yerine konur, ameliyathanede acil torakotomi veya sternotomi hazırlığı yapılır ve gerektiğinde kalp damar cerrahisi ile birlikte müdahale gerçekleştirilir. Bu tür bir komplikasyonun yönetimi, ekibin deneyimi ve merkezin altyapısı ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle mediastinoskopinin yapılacağı merkezlerin acil torakotomi ve büyük damar tamiri konusunda hazır bulunması, gerekli teknik ve insan kaynağının bulundurulması hasta güvenliği açısından temel gerekliliktir. Deneyimli merkezlerde toplam major komplikasyon oranı yüzde bir ile iki arasında kalırken, mortalite oranı yüzde 0,1'in altındadır.
Sarkoidoz Tanısında Mediastinoskopi Neden Altın Standart Kabul Edilir?
Sarkoidoz, etiyolojisi tam olarak aydınlatılamamış, çok sistemli, granülomatöz bir hastalık olup akciğer ve mediastinal lenf bezlerini en sık tutan formu olan Löfgren sendromu ile birlikte oldukça karakteristik klinik ve radyolojik bulgular sergiler. Ancak tanının kesinleştirilmesi için nonkazeifiye epiteloid granülomların histopatolojik olarak gösterilmesi ve tüberküloz, mantar enfeksiyonları, lenfoma ile ayırıcı tanının yapılması zorunludur. Bu bağlamda mediastinal lenf bezlerinden alınacak doku örnekleri son derece kritiktir. Mediastinoskopi, tam da bu noktada doku örneğinin geniş ve kaliteli alınmasına olanak tanıdığı için sarkoidoz tanısında altın standart olarak konumlandırılır.
Sarkoidozda mediastinal lenf bezleri genellikle simetrik olarak büyümüş, homojen görünümde ve keskin sınırlıdır. Bu radyolojik özellikler tanıya yönlendirici olsa da lenfoma ve tüberküloz lenfadenit ile örtüşebilir. Bronkoskopik transbronşiyal biyopsi ve EBUS-TBNA sarkoidoz tanısında yaygın kullanılan yöntemler olsa da bu yöntemlerin tanısal duyarlılığı yaklaşık yüzde yetmiş ile seksen arasında kalır. Mediastinoskopi ile alınan geniş doku örnekleri sayesinde granülomların morfolojik özellikleri, granülom kalitesi, mikroorganizma varlığı için özel boyamalar ve immünohistokimyasal analizler kapsamlı olarak yapılabilir. Bu durum sarkoidozun histopatolojik tanısını neredeyse yüzde yüz doğrulukla ortaya koyar.
Sarkoidozun evre I ve II hastalarında mediastinal lenf bezleri belirgin şekilde büyümüştür ve mediastinoskopi ile kolayca örneklenebilir. Alınan biyopsi materyalinde nonkazeifiye granülomların yanı sıra Schaumann cisimcikleri, asteroid cisimcikleri gibi tanıya spesifik histopatolojik bulgular da gösterilebilir. Sarkoidoz tanısı doğrulandıktan sonra hastanın multidisipliner değerlendirmesi yapılır, tedavi başlanıp başlanmayacağına klinik durum ve organ tutulumları eşliğinde karar verilir. Ayrıca mediastinoskopi ile alınan doku, ileride şüpheli olgularda yeniden değerlendirme için de arşivlenebilir. Bu yönleriyle mediastinoskopi, sarkoidozun tanısal yaklaşımında hem başlangıçta hem de takip sürecinde kritik bir işlem olarak yerini korumaktadır.
Ses Kısıklığı ve Rekürren Larengeal Sinir Hasarı Riski Nasıl Önlenir?
Rekürren larengeal sinir, vagus sinirinden ayrılarak sol tarafta aortik ark altından, sağ tarafta ise subklavian arter altından döndükten sonra trakea ile özofagus arasındaki oluk boyunca yukarı çıkar ve larenks kaslarını innerve eder. Sol rekürren larengeal sinir daha uzun bir seyir izlediği ve aortopulmoner pencereden geçtiği için özellikle sol paratrakeal lenf bezi diseksiyonu sırasında hasar riski taşır. Bu sinirin hasarlanması durumunda hastada ses kısıklığı, ses tellerinin paralizisi ve nadiren aspirasyon problemleri ortaya çıkabilir. Literatürde rekürren larengeal sinir hasarı insidansı yüzde bir ile üç arasında bildirilmiştir ve genellikle geçicidir; ancak kalıcı hasar da nadiren gelişebilir.
Sinir hasarını önlemek için işlem sırasında birkaç önemli teknik detay uygulanır. Öncelikle sol paratrakeal bölgede diseksiyon sırasında elektrokoter gibi enerji kaynakları mümkün olduğunca minimal kullanılır; bunun yerine künt diseksiyon ve klips uygulaması tercih edilir. Diseksiyon her zaman trakea duvarına yakın yapılır ve aortopulmoner pencereye yönelik ilerleme sınırlı tutulur. Video destekli mediastinoskopi kullanımı, sinirin görsel olarak takip edilmesini kolaylaştırır ve inadvertan hasar riskini azaltır. Ayrıca intraoperatif sinir monitörizasyonu bazı merkezlerde uygulanmakta olup, sinir bütünlüğünün gerçek zamanlı takibi mümkündür.
Ameliyat sonrası dönemde ses kısıklığı ortaya çıkarsa hasta kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilir ve larengoskopi ile ses tellerinin hareketi incelenir. Geçici sinir hasarları genellikle üç ila altı ay içinde kendiliğinden düzelir ve bu süreçte ses terapisi faydalı olabilir. Kalıcı ses teli paralizisi durumunda ise medializasyon tirotoplasti veya enjeksiyon laringoplasti gibi tedavi seçenekleri değerlendirilir. Deneyimli göğüs cerrahisi ekiplerinde bu tür komplikasyonların oranı belirgin şekilde düşüktür ve hasta bilgilendirmesi işlem öncesi mutlaka yapılır. Hastaya bu riskin varlığı, önlem alma stratejileri ve olası tedavi seçenekleri açıklanır; böylece bilgilendirilmiş onam alınır.
Mediastinoskopi Sonrası Hastaneden Ne Zaman Taburcu Olunur?
Mediastinoskopi, günümüz göğüs cerrahisi pratiğinde genellikle günübirlik veya bir gecelik yatış gerektiren bir işlem olarak uygulanır. Genel anestezi altında yaklaşık kırk beş dakika ile bir saat arasında süren işlem sonrası hasta uyanma odasında gözlem altında tutulur. Bilinç düzeyi, vital bulgular, oksijen satürasyonu ve kesi bölgesinde herhangi bir kanama, hematom ya da subkutan amfizem gelişip gelişmediği yakından izlenir. Genel durumu stabil olan hastalar iki ila dört saatlik uyanma odası takibinin ardından servise transfer edilir. Bu dönemde sıvı desteği verilir, ağrı yönetimi sağlanır ve hastanın oral alıma başlaması sağlanır.
Postoperatif akciğer grafisi genellikle ilk altı saat içinde çekilerek pnömotoraks, pnömomediastinum, mediastinal hematom ya da atelektazi gibi olası komplikasyonlar açısından değerlendirme yapılır. Herhangi bir anormallik saptanmayan, ateşi olmayan, oral alımı iyi olan ve ağrı kontrolü basit analjeziklerle sağlanabilen hastalar aynı gün ya da ertesi gün sabahı taburcu edilir. Bazı merkezlerde geç dönem komplikasyonları erken tespit etmek amacıyla bir gecelik yatış rutin olarak uygulanmaktadır. Hastanın sosyal desteği, evinin hastaneye uzaklığı ve komorbiditeleri de taburculuk kararında rol oynayan faktörlerdir. İleri yaşta olan ya da eşlik eden ciddi hastalıkları bulunan hastalarda kısa süreli izlem daha güvenli bir yaklaşımdır.
Taburculuk sonrası hastaya kesi bölgesinin bakımı, pansuman değişimi, dikkat edilmesi gereken belirtiler ve kontrol randevusu hakkında ayrıntılı bilgi verilir. Ateş yükselmesi, kesi bölgesinde artan kızarıklık, akıntı, boyunda giderek büyüyen şişlik, ses kısıklığı, göğüs ağrısı ya da nefes darlığı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hastaneye başvurulması gerektiği vurgulanır. Biyopsi sonucunun genellikle üç ila beş iş günü içinde çıkacağı belirtilir ve sonuca göre tedavi planlaması için hastaya kontrol randevusu verilir. Çoğu hasta bir hafta içinde günlük aktivitelerine dönebilir; ağır fiziksel aktivite ve ıkınma gerektiren işler ise yaklaşık iki hafta boyunca kısıtlanır. Bu süreç, hastanın toparlanmasını hızlandırır ve ameliyat sonrası komplikasyon riskini azaltır.
Biyopsi Sonucu Negatif Çıkarsa Sonraki Adım Ne Olur?
Mediastinoskopi ile alınan biyopsi materyalinin negatif çıkması, yani malignite ya da spesifik bir patoloji göstermemesi, klinik yorumun dikkatli yapılması gereken bir durumdur. Öncelikle biyopsi materyalinin yeterli miktarda olup olmadığı, patologun değerlendirmesi ile teyit edilir. Yeterli örnek varlığında bile ender de olsa örnekleme hatası yani sampling error olasılığı unutulmamalıdır. Radyolojik ve klinik olarak malignite şüphesi devam eden bir olguda negatif biyopsi, hastalığın olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle sonuçlar mutlaka klinik ve radyolojik veriler ışığında yorumlanır ve gerekirse tanısal süreç genişletilir.
Negatif biyopsi sonrası atılacak adımlar hastanın klinik durumuna göre belirlenir. Eğer hasta akciğer kanseri şüphesi ile invaziv evrelemeye alınmışsa ve mediastinoskopi negatif çıkmışsa, cerrahi rezeksiyon planlanabilir. Ancak intraoperatif frozen section ile lenf bezleri yeniden değerlendirilir ve rezeksiyon sırasında sistematik lenf nodu disseksiyonu yapılır. Bu yaklaşım, mikrometastaz varlığının cerrahi anında doğrulanmasını sağlar. Eğer klinik şüphe malign olmayan bir patolojiye yönelikse, örneğin lenfoma ya da nadir mediastinal bir kitleye, ek doku örneği gerektiği durumlarda VATS yani video yardımlı torakoskopik cerrahi ile daha kapsamlı biyopsi uygulanabilir.
Bazı olgularda negatif biyopsi, gerçek negatif olabilir. Yani hastada mediastinal metastaz gerçekten yoktur ve hasta küratif cerrahi adayıdır. Bu durumda mediastinoskopi hem tanısal hem de tedavi planlamasını yönlendiren kritik bir işlem olmuş demektir. Diğer taraftan hastanın klinik seyrinde beklenmedik bir kötüleşme, radyolojik olarak yeni lezyonların ortaya çıkması ya da başlangıçtaki bulguların açıklanamaması durumunda tekrar biyopsi gündeme gelebilir. Nadiren, farklı bir istasyondan biyopsi almak veya EBUS-TBNA ile ulaşılamayan bir bölgeye ulaşabilmek için ikinci bir mediastinoskopi ya da VATS uygulanabilir. Multidisipliner tümör konseyi değerlendirmesi bu tür karar süreçlerinde son derece önemlidir ve göğüs cerrahı, göğüs hastalıkları uzmanı, medikal onkolog, radyasyon onkoloğu ve radyoloğun ortak katılımıyla hasta yönetimi optimize edilir.
İşlem Öncesi Hangi Görüntüleme Tetkikleri İstenir?
Mediastinoskopi öncesi kapsamlı bir görüntüleme değerlendirmesi hem işlem endikasyonunun doğrulanması hem de intraoperatif planlamanın optimize edilmesi açısından zorunludur. İlk basamak tetkik olarak intravenöz kontrastlı toraks bilgisayarlı tomografi istenir. Bu tetkik, mediastinal lenf bezlerinin boyutları, sayıları, lokalizasyonları ve büyük damarlar ile ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgi sağlar. Kısa aks çapı bir santimetreden büyük olan lenf bezleri patolojik olarak kabul edilir ancak boyut tek başına tanısal değildir. BT ayrıca anormal vasküler yapıları, arka arkuslu aort, sol brakiyosefalik ven anomalileri ve trakeal anatomik varyasyonları da ortaya koyar; bu bilgiler cerrahi güvenlik açısından hayati önem taşır.
PET-BT, mediastinal lenf bezlerinin metabolik aktivitesini değerlendirmek için standart olarak istenen bir tetkiktir. FDG tutulumunun standart uptake değeri yani SUV üzerinden değerlendirilmesi, malignite şüphesini derecelendirmede önemli veri sağlar. SUV değeri iki buçuğun üzerinde olan lenf bezleri şüpheli kabul edilir ve biyopsi endikasyonu güçlenir. Ancak PET pozitifliği tek başına tanısal değildir; enfeksiyöz, inflamatuar ve granülomatöz hastalıklarda da yüksek FDG tutulumu görülebilir. Bu nedenle PET-BT bulguları mutlaka histopatolojik doğrulama ile desteklenmelidir. PET-BT aynı zamanda ekstratorasik metastazların taranmasında da kritik bir rol oynar ve tedavi planlamasını doğrudan etkiler.
Bazı özellikli durumlarda ek görüntüleme yöntemleri de gerekebilir. Manyetik rezonans görüntüleme, özellikle superior sulkus tümörlerinde, mediastinal yumuşak doku kitlelerinin karakterizasyonunda ve vasküler invazyon şüphesinde tercih edilir. Ekokardiyografi ise kalp ve büyük damar hastalıkları öyküsü olan hastalarda preoperatif değerlendirme kapsamında istenir. Solunum fonksiyon testleri ve arter kan gazı analizi, hastanın anestezi ve olası cerrahi rezeksiyon açısından değerlendirilmesi için standart tetkikler arasında yer alır. Bunlara ek olarak tam kan sayımı, koagülasyon parametreleri, biyokimya profili ve elektrokardiyografi gibi rutin preoperatif tetkikler de mediastinoskopi öncesi tamamlanır. Bu bütünsel değerlendirme, işlem güvenliğini artırır ve hasta yönetimini kılavuz doğrultusunda şekillendirir.
Koru Hastanesi Göğüs Cerrahisi bölümünde mediastinoskopi işlemi, güncel klinik kılavuzlar ve uluslararası uygulama standartları temel alınarak, deneyimli göğüs cerrahisi uzmanları eşliğinde titizlikle gerçekleştirilmektedir. Multidisipliner ekip yaklaşımı ile göğüs hastalıkları, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji ve radyoloji birimlerinin ortak katılımı sağlanmakta; her hasta için bireyselleştirilmiş tanı ve tedavi stratejileri geliştirilmektedir. Modern ameliyathane olanakları, video destekli mediastinoskopi ekipmanları ve deneyimli anestezi kadrosu, işlemin en yüksek güvenlik standartlarında yapılmasına olanak tanımaktadır. Mediastinoskopinin doğru endikasyonda ve doğru teknikle uygulanması, akciğer kanserinden sarkoidoza kadar geniş bir hastalık yelpazesinde tanısal netlik sağlar ve tedavi kararının doğru zeminde alınmasına imk├ón verir.
Bu sayfada yer alan bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımakta olup hiçbir şekilde hekim muayenesi, kişisel tıbbi değerlendirme veya profesyonel tıbbi görüşün yerini tutmaz. Her hastanın klinik durumu, eşlik eden hastalıkları, önceki tedavileri ve genel sağlık durumu farklı olduğundan mediastinoskopi ile ilgili karar süreci mutlaka bir göğüs cerrahisi uzmanı ile yüz yüze görüşülerek şekillendirilmelidir. Şüpheli semptomların varlığında ya da hekiminizin önerdiği bir tetkik ya da işlem söz konusu olduğunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanız, tanı ve tedavinin doğru zamanda başlatılması açısından hayati önem taşır. Sağlığınızla ilgili tüm sorularınız ve klinik değerlendirme talepleriniz için deneyimli göğüs cerrahisi hekimine başvurmanız önerilir.

