Şeker hastalığı, kan şekerinin (glikoz) vücut tarafından gerektiği gibi kullanılamaması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Tıp dilinde diabetes mellitus (kronik şeker hastalığı) olarak bilinen bu tablo, pankreasın yeterli miktarda insülin üretememesi ya da üretilen insülinin hücreler tarafından etkin biçimde kullanılamaması nedeniyle gelişir. İnsülin, kandaki şekerin hücrelere girerek enerjiye dönüşmesini sağlayan bir hormondur. Bu denge bozulduğunda kandaki şeker düzeyi yükselir ve uzun vadede pek çok organda hasara yol açabilir.
Günümüzde şeker hastalığı, dünya genelinde en sık görülen kronik hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Hareketsiz yaşam, dengesiz beslenme, kilo artışı ve genetik yatkınlık gibi etkenler hastalığın görülme sıklığını her geçen yıl artırmaktadır. Erken dönemde belirti vermeyen bu tablo, çoğu zaman rutin kontroller sırasında fark edilir. Bu nedenle risk grubundaki bireylerin düzenli sağlık kontrollerinden geçmesi önemli bir konudur. Hastalığın tipi, başlangıç yaşı ve eşlik eden durumlar tedavi planının şekillenmesinde belirleyici bir rol oynar.
Kimlerde Görülür?
Şeker hastalığı her yaş grubundan bireyi etkileyebilen bir tablo olmakla birlikte, bazı gruplarda görülme sıklığı belirgin biçimde yüksektir. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan kişiler, bu hastalığa yatkınlık açısından ön sıralarda yer alır. Anne, baba ya da kardeşlerinde diyabet bulunan bireylerin risk değerlendirmesinde daha dikkatli olması beklenir. Genetik yatkınlık, çevresel faktörlerle birleştiğinde hastalığın ortaya çıkışını hızlandırabilir.
Fazla kilolu ve obez bireyler, özellikle karın bölgesinde yağ birikimi olan kişiler, tip 2 diyabet açısından önemli bir risk grubunu oluşturur. Vücut kitle indeksinin 25'in üzerinde olması ve bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimetreyi aşması ek bir uyarı işareti olarak kabul edilir. Hareketsiz yaşam tarzı benimseyen, masa başı çalışan ve düzenli fiziksel aktivite yapmayan kişiler de bu grubun içinde sayılabilir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte özellikle 40 yaşından sonra hastalığın ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Ancak son yıllarda çocukluk ve ergenlik döneminde de tip 2 diyabet vakaları artış göstermektedir.
Gebelik döneminde gelişen ve gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) adı verilen tablo, bazı kadınlarda geçici biçimde ortaya çıkar. Bu kadınlar ilerleyen yıllarda tip 2 diyabet açısından risk altında kabul edilir. Polikistik over sendromu bulunan kadınlar, yüksek tansiyonu olan bireyler, kan yağları yüksek seyreden kişiler ve kalp damar hastalığı öyküsü taşıyanlar da şeker hastalığı gelişimi açısından dikkatli izlenmesi gereken gruplar arasında yer alır. Doğum sırasında 4 kilonun üzerinde bebek dünyaya getirmiş anneler de risk grubunda değerlendirilir.
- Ailesinde diyabet öyküsü bulunan bireyler
- Fazla kilolu ya da obez kişiler
- 40 yaş üstü hareketsiz yaşam sürenler
- Gebelikte şeker yükselmesi yaşamış kadınlar
- Yüksek tansiyon ve kolesterol problemi olan kişiler
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Şeker hastalığının belirtileri çoğu zaman sinsi biçimde başlar ve uzun süre fark edilmeyebilir. Kandaki şeker düzeyinin yükselmesiyle birlikte vücut bu fazla şekeri idrar yoluyla atmaya çalışır. Bu durum sık idrara çıkma ihtiyacı doğurur ve poliüri olarak adlandırılır. Sık idrara çıkma beraberinde aşırı susama hissini getirir. Hasta gün içinde normalden çok daha fazla su tüketmesine rağmen ağız kuruluğu hissetmeye devam edebilir. Bu iki bulgu, hastalığın en sık karşılaşılan erken belirtileri arasında yer alır.
Hücrelerin enerji kaynağı olan şekeri yeterince kullanamaması nedeniyle vücut alternatif enerji yollarına başvurur. Bu süreçte yağ ve kas dokusu yakılmaya başlar. Sonuç olarak iştahta belirgin artış olmasına rağmen kilo kaybı yaşanır. Halsizlik, yorgunluk ve enerji düşüklüğü hissi gün boyunca süren bir şikayete dönüşebilir. Hasta sabahları dinlenmiş uyanmakta zorlanır, gün içinde ise konsantrasyon güçlüğü ile karşılaşır. Özellikle öğleden sonra saatlerinde yoğunlaşan uyku hali, kan şekeri dalgalanmalarının bir göstergesi olabilir.
Kandaki yüksek şeker düzeyi göz merceğinin sıvı dengesini etkileyerek bulanık görmeye neden olabilir. Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi gibi sinir uçlarını ilgilendiren bulgular da görülebilir. Yaraların geç iyileşmesi, ciltte sık enfeksiyon gelişmesi, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve mantar enfeksiyonları hastalığın diğer önemli işaretleri arasında sayılır. Kadınlarda tekrarlayan vajinal mantar enfeksiyonları da kan şekeri kontrolünün gözden geçirilmesini gerektirebilir. Boyun arkası, koltuk altı ve kasık bölgesinde koyu renkli kadife görünümlü cilt değişiklikleri (akantozis nigrikans) insülin direncinin habercisi olabilir.
Nedenleri Nelerdir?
Şeker hastalığının ortaya çıkışında pek çok faktör rol oynar. Tip 1 diyabet, genellikle bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten beta hücrelerine yanlışlıkla saldırması sonucu gelişir. Bu otoimmün süreç sonunda pankreas insülin üretemez hale gelir. Tip 1 diyabet çoğunlukla çocukluk ve genç erişkinlik döneminde başlar. Genetik yatkınlık ve bazı viral enfeksiyonların (kabakulak, kızamıkçık, koksaki virüsü) bu süreci tetiklediği düşünülmektedir.
Tip 2 diyabet ise çok daha sık karşılaşılan bir formdur. Bu tabloda pankreas insülin üretmeye devam eder, ancak hücreler insüline karşı dirençli hale gelir. Buna insülin direnci (hücrelerin hormona yanıt vermemesi) denir. Zamanla pankreas artan ihtiyacı karşılayamaz ve insülin üretimi de azalır. Fazla kilo, hareketsizlik, dengesiz beslenme, işlenmiş gıdaların ve şekerli içeceklerin sık tüketimi, uyku düzensizliği ve kronik stres gibi etkenler insülin direncinin gelişmesinde etkili olur. Karın bölgesindeki visseral yağ dokusu, salgıladığı maddelerle insülin direncini doğrudan artıran bir kaynak olarak öne çıkar.
Gebelik diyabetinde plasentanın salgıladığı bazı hormonlar insülinin etkisini azaltır. Pankreas bu duruma yanıt veremezse kan şekeri yükselir. Bazı ilaçların uzun süreli kullanımı, kortizon gibi steroid ilaçlar, pankreas iltihabı (pankreatit), bazı hormonal hastalıklar (Cushing sendromu, akromegali, hipertiroidi) ve nadir genetik bozukluklar da şeker hastalığına yol açabilen diğer nedenler arasında bulunur. Bu nedenler bütüncül bir değerlendirme ile ortaya konulur.
- Genetik yatkınlık ve aile öyküsü
- Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilo
- Dengesiz beslenme alışkanlıkları
- Bağışıklık sisteminin beta hücrelerine saldırması
- Kronik stres ve uyku düzensizliği
Tanı Nasıl Konulur?
Şeker hastalığının tanısı, klinik değerlendirme ve laboratuvar tetkiklerinin birlikte yorumlanmasıyla konulur. Hekim öncelikle hastanın şikayetlerini dinler, aile öyküsünü sorgular ve fizik muayene yapar. Boy, kilo, bel çevresi ölçümleri ve tansiyon takibi bu değerlendirmenin temel parçalarıdır. Cilt bulguları, ayak muayenesi ve göz dibi (fundus) incelemesi de hastalığın etkilerini değerlendirmek açısından önemli bir konudur.
Laboratuvar incelemelerinin başında açlık kan şekeri ölçümü gelir. Sekiz ile on iki saat aç kaldıktan sonra alınan kan örneğinde şeker düzeyinin 126 mg/dL ve üzerinde olması diyabet tanısını destekler. 100-125 mg/dL aralığı ise gizli şeker (prediyabet) olarak kabul edilir. Tokluk kan şekeri ölçümü ve oral glukoz tolerans testi (OGTT) de sıklıkla başvurulan yöntemlerdir. Bu testte hastaya 75 gram şekerli sıvı içirilir ve belirli aralıklarla kan şekeri ölçülür. Vücudun şeker yüküne verdiği yanıt değerlendirilir.
Son yıllarda yaygın olarak kullanılan bir başka tetkik HbA1c (glikozillenmiş hemoglobin) testidir. Bu test son iki üç aylık ortalama kan şekeri düzeyini gösterir. %6,5 ve üzerindeki değerler diyabet lehine yorumlanır. Açlık gerektirmeden istenebilen bu inceleme, hem tanıda hem de tedavi takibinde değerli bilgiler sunar. İdrar tahlili, kan yağları profili (LDL, HDL, trigliserit), böbrek fonksiyon testleri (üre, kreatinin) ve karaciğer fonksiyon testleri de genel değerlendirmenin parçası olarak istenir. Tüm bu sonuçlar birlikte yorumlanarak tanı netleştirilir.
Komplikasyonlar Nelerdir?
Şeker hastalığı kontrol altına alınmadığında uzun vadede pek çok organda hasara yol açabilen bir tablodur. Kandaki yüksek şeker düzeyi damar duvarlarını zedeler ve hem büyük (makrovasküler) hem de küçük (mikrovasküler) damarlarda sorunlara neden olur. Kalp damar hastalıkları, kalp krizi ve felç riski şeker hastalarında belirgin biçimde artar. Bu nedenle kan şekerinin yanı sıra tansiyon ve kolesterol kontrolü de yaşamsal önem taşır.
Küçük damarların etkilenmesi sonucunda göz, böbrek ve sinir sistemi sorunları gelişebilir. Retinopati (göz damarlarının hasarı) adı verilen göz tutulumu görme kaybına kadar ilerleyebilen bir durumdur. Düzenli göz muayenesi bu komplikasyonun erken yakalanmasını sağlar. Böbreklerin etkilenmesi nefropati olarak adlandırılır ve ileri evrelerde diyaliz ihtiyacı doğurabilir. Sinir tutulumu yani nöropati ise özellikle ayaklarda uyuşma, yanma, his kaybı ve yara iyileşmesinde gecikme ile kendini gösterir.
Ayak yaraları diyabetik hastalarda ciddi bir sorun oluşturur. His kaybı nedeniyle fark edilmeyen küçük yaralar, dolaşım bozukluğu ve enfeksiyona yatkınlık nedeniyle hızla büyüyebilir. İleri durumlarda doku kaybına kadar ilerleyen tablolar görülebilir. Ağız ve diş sağlığı sorunları (diş eti iltihabı, diş kayıpları), cilt enfeksiyonları, depresyon ve uyku apnesi de şeker hastalığı ile birlikte sık karşılaşılan durumlar arasında yer alır. Akut komplikasyonlar arasında ise hipoglisemi (kan şekerinin aşırı düşmesi), diyabetik ketoasidoz ve hiperozmolar koma sayılabilir. Düzenli takip bu komplikasyonların önlenmesinde belirleyici bir unsurdur.
- Kalp damar hastalıkları ve felç riski
- Göz, böbrek ve sinir sistemi tutulumu
- Ayak yaraları ve doku kaybı
- Tekrarlayan enfeksiyonlar
- Ağız sağlığı sorunları ve depresyon
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Sık idrara çıkma, aşırı susama, ağız kuruluğu, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bir hekime başvurmanız önerilir. Bu belirtilerin yanı sıra bulanık görme, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, geç iyileşen yaralar ve tekrarlayan enfeksiyonlar yaşıyorsanız değerlendirme yaptırmanız önemli olabilir. Şikayetlerin başlangıç dönemi ne kadar erken yakalanırsa süreç o kadar kolay yönetilir.
Ailesinde diyabet öyküsü bulunan, fazla kilolu, hareketsiz yaşam süren ve 40 yaşın üzerinde olan bireylerin şikayet olmasa dahi yıllık kontrollerini aksatmaması gerekir. Gebelik planlayan ya da gebe olan kadınların kan şekeri taramaları, hem anne hem bebek sağlığı açısından gerekli görülen incelemelerdir. Daha önce gestasyonel diyabet geçirmiş kadınların ileriki yıllarda da düzenli kontrolden geçmesi yararlı olacaktır.
Tanı konmuş bir şeker hastasıysanız ve kan şekeriniz sık sık çok yüksek ya da çok düşük seyrediyorsa, baş dönmesi, titreme, soğuk terleme, bilinç bulanıklığı gibi şikayetler yaşıyorsanız vakit kaybetmeden hekiminize ulaşmanız önerilir. Nefeste aseton kokusu, derin ve hızlı solunum, bulantı kusma gibi bulgular acil değerlendirme gerektirir. Düzenli takiplerinizi aksatmamanız, ilaçlarınızı önerilen biçimde kullanmanız ve yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlamanız sürecin kontrolünde belirleyici bir konudur.
Son Değerlendirme
Şeker hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile yaşam kalitesi korunabilen kronik bir tablodur. Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi, ideal kiloya ulaşılması ve hekim önerilerine uyulması hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyen temel unsurlardır. Risk grubundaki bireylerin düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması, olası bir tabloyu erken evrede yakalama açısından büyük önem taşır.
Koru Hastanesi Dahiliye bölümünde uzman hekimlerimiz, şeker hastalığı gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.




