Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

TAR Sendromu (Trombositopeni-Absent Radius)

TAR Sendromu Üzerine, erken tanınması durumunda izlem süreci daha rahat yürütülebilen bir hastalıktır. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

TAR sendromu (trombositopeni-absent radius), doğumdan itibaren fark edilen, hem kanın pıhtılaşmasında görev alan trombosit hücrelerinin sayısının düşük olması hem de ön kolun dış kısmındaki radius kemiğinin gelişmemiş olmasıyla tanımlanan, oldukça nadir görülen bir genetik tablodur. Bebek dünyaya geldiğinde kollarının kısa kalması ve ellerin gövdeye yakın konumlanması ailelerin dikkatini ilk anda çeken bulgular arasında yer alır. Aynı dönemde ciltte morluklar, küçük kanama odakları ve burun kanamaları da tabloya eşlik edebilir.

Bu tablonun bir özelliği, radius kemiğinin bulunmamasına karşın baş parmağın korunmuş olmasıdır. Bu durum, benzer kol gelişim bozukluklarından ayrılmasını sağlayan önemli bir bulgudur. Trombosit düşüklüğü ilk yaşlarda daha belirgin seyreder ve ilerleyen yaşlarda kısmen düzelme eğilimi gösterir. Çocuk hematoloji ve onkoloji ekibi, ortopedi, genetik ve rehabilitasyon uzmanlarıyla birlikte yürütülen çok bölümlü bir izlem süreci, ailenin doğru bilgilendirilmesi ve çocuğun yaşam kalitesinin korunması için büyük önem taşır.

Kimlerde Görülür?

TAR sendromu, dünya genelinde yaklaşık 100.000 ila 200.000 canlı doğumda bir görülen nadir bir genetik tablodur. Hem kız hem erkek bebeklerde benzer sıklıkta ortaya çıkar; cinsiyetler arasında belirgin bir fark bulunmaz. Genellikle doğum sonrası ilk muayenede ön kolların belirgin biçimde kısa olmasıyla fark edilir ve hemen ardından yapılan kan tetkikleri tabloyu netleştirir.

Ailede daha önce benzer bir tablonun bulunması, yeni doğacak bebekte de bu sendromun ortaya çıkma olasılığını artıran bir etkendir. Yine de pek çok olguda aile öyküsünde herhangi bir bulgu yer almaz ve sendrom beklenmedik bir biçimde ortaya çıkar. Akraba evlilikleri, genetik geçişli pek çok nadir hastalıkta olduğu gibi bu tabloda da görülme olasılığını yükselten bir unsur olarak öne çıkar.

TAR sendromu yalnızca yenidoğan dönemiyle sınırlı kalmaz; çocukluk boyunca süren bir izlem gerektirir. Süt çocukluğu döneminde kanama eğilimi en belirgin olduğu için bu yaş grubu özellikle yakın takip altında tutulur. Okul çağına gelen çocuklarda ise trombosit sayıları büyük oranda yükselmiş olur; ancak iskelet sistemiyle ilgili bulgular kalıcı niteliktedir ve günlük yaşamı etkileyebilir.

Bazı ailelerde TAR sendromuna eşlik eden başka sistem bulguları da gözlenebilir. Kalp yapısındaki küçük farklılıklar, böbreklerle ilgili yapısal değişiklikler veya bazı çocuklarda inek sütüne karşı belirgin bir hassasiyet bu tabloya eklenebilir. Bu nedenle tanı konulan her çocuk, yalnızca kol ve trombosit yönünden değil; geniş bir değerlendirme çerçevesinde ele alınır.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

TAR sendromunun en dikkat çeken bulgusu, ön kolun dış kısmındaki radius kemiğinin iki taraflı olarak gelişmemiş olmasıdır. Bu durum, bebeğin kollarının olağandan çok daha kısa görünmesine ve ellerin omuzlara yakın konumlanmasına yol açar. Ellerin baş parmakları korunmuş olduğundan, çocuk büyüdükçe ince hareket becerilerini bir ölçüde geliştirebilir; ancak günlük yaşamda destek aletlerine gereksinim duyabilir.

İkinci temel bulgu, kanda pıhtılaşmayı sağlayan trombosit sayısının düşük olmasıdır. Bu düşüklük özellikle ilk bir yaş içinde belirgindir ve ciltte küçük mor noktalar, geniş morluklar, burun kanamaları veya sindirim sisteminde gizli kanamalar biçiminde kendini gösterebilir. Aşı uygulamaları, küçük yaralanmalar veya diş çıkarma dönemleri gibi günlük olaylar bile beklenenden daha uzun süren kanamalara yol açabilir.

Tabloya eşlik eden başka bulgular da görülebilir. Bazı çocuklarda kalpte küçük yapısal farklılıklar, böbreklerin biçim ve yerleşiminde değişiklikler veya bacaklarda hafif şekil bozuklukları saptanabilir. İnek sütü proteinine karşı belirgin bir hassasiyet, bu çocuklarda sık karşılaşılan bir durumdur ve trombosit sayısının daha da düşmesine neden olabilir. Bu nedenle beslenme planı dikkatle hazırlanır.

TAR sendromunda görülen belirtiler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • İki taraflı radius kemiği eksikliği ve kısa ön kol görünümü
  • Baş parmağın korunmuş olması ve ellerin gövdeye yakın duruşu
  • Ciltte morluklar, küçük mor noktalar ve uzun süren kanamalar
  • Burun kanamaları, diş eti kanamaları ve sindirim sistemindeki gizli kanamalar
  • Bazı çocuklarda kalp ve böbrek yapısında küçük farklılıklar

Nedenleri Nelerdir?

TAR sendromunun temelinde genetik bir değişim bulunur. Bu tabloda 1. kromozomun belirli bir bölgesindeki küçük bir parçanın eksik olması ve buna ek olarak aynı kromozom üzerindeki RBM8A geninde bir değişikliğin bulunması belirleyici unsurdur. Bu iki değişimin bir araya gelmesi, hem kemik gelişiminin hem de kan hücresi üretiminin etkilenmesine yol açar.

Genetik geçiş biçimi karmaşıktır ve klasik kalıtım örüntülerine tam olarak uymaz. Anne ve babanın her ikisinin de taşıyıcı olabileceği, ancak yalnızca belirli bir genetik birleşim ortaya çıktığında çocukta tablonun görülebileceği bilinmektedir. Bu nedenle ailelerde her zaman benzer bir öykü saptanmaz; sendrom çoğu zaman beklenmedik bir biçimde ortaya çıkar ve ailenin yoğun bir uyum sürecine girmesine yol açar.

Anne karnındaki gelişim döneminde radius kemiğinin oluşması gereken haftalarda bu genetik değişiklikler etkili olur. Aynı dönemde kemik iliğinde trombosit üreten megakaryosit adı verilen ana hücrelerin sayısı da yetersiz kalır. Bu nedenle hem iskelet hem de kan üretim sistemleri aynı anda etkilenir. Bu çift yönlü etki, sendromun adının bu iki bulguya dayanmasının da nedenidir.

Çevresel etkenlerin doğrudan bir rolü gösterilmemiştir; yani gebelik döneminde annenin yaşadığı bir olay ya da kullandığı bir madde bu tablonun gelişiminden sorumlu tutulmaz. Sendrom, tamamen genetik temelli bir durum olarak kabul edilir ve aileye verilen genetik danışmanlık, sonraki gebeliklerde olası riskin değerlendirilmesi açısından gerekli bir adım olarak değerlendirilir.

Tanı Nasıl Konulur?

TAR sendromunun tanısı genellikle doğum sonrasında bebeğin ilk muayenesi sırasında düşünülür. Ön kolların belirgin biçimde kısa olması ve ellerin omuzlara yakın konumlanması, deneyimli bir hekim için ipucu niteliğindedir. Bu görünüm fark edildiğinde hemen kan tetkikleri istenir; trombosit sayısının düşük olduğunun saptanması tabloyu güçlü bir biçimde destekler.

Görüntüleme yöntemleri tanının netleşmesinde önemli bir yer tutar. Ön kol röntgeni, radius kemiğinin bulunmadığını ve dirsek ekleminin yapısını ortaya koyar. Bazı çocuklarda dirsek ve omuz eklemlerinde de farklılıklar görülebilir; bu nedenle iskelet sisteminin geneline yönelik görüntülemeler de yapılır. Kalp ve böbrek değerlendirmesi için ultrason incelemesi de erken dönemde planlanır.

Anne karnındaki dönemde yapılan ayrıntılı ultrason taramalarında, bebeğin kol uzunluklarının beklenenden kısa olması fark edilebilir. Bu durumda aileye genetik danışmanlık önerilir ve gerekli görülürse ileri tetkikler planlanır. Doğum sonrası yapılan genetik incelemeler, 1. kromozomdaki küçük parça eksikliğini ve RBM8A genindeki değişikliği gösterdiğinde tanı kesin tanı sağlar nitelikte netleşmiş olur.

Tanı sürecinde başvurulan değerlendirme yöntemleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Ayrıntılı fizik muayene ve kol yapısının değerlendirilmesi
  • Tam kan sayımı ve trombosit düzeyinin ölçülmesi
  • Ön kol, dirsek ve omuz röntgenleri
  • Kalp ve böbrek için ultrason incelemesi
  • Genetik testler ve aileye yönelik danışmanlık

Komplikasyonlar Nelerdir?

TAR sendromunda en sık karşılaşılan komplikasyon, düşük trombosit sayısına bağlı kanama olaylarıdır. Özellikle ilk bir yaş içinde küçük yaralanmalar bile beklenenden çok daha uzun süren ve daha geniş alana yayılan morluklara yol açabilir. Bazı çocuklarda burun ve diş eti kanamaları sık tekrarlayabilir; sindirim sisteminde görülen kanamalar ise dışkı renginde değişikliklerle kendini gösterebilir.

Beyin içi kanama, nadir görülse de en ciddi komplikasyonlardan biridir. Bu nedenle ilk aylar boyunca trombosit sayısı yakından izlenir ve gereken durumlarda trombosit takviyesi yapılır. Süt çocukluğu dönemi geride bırakıldıktan sonra trombosit sayıları büyük oranda yükselir ve kanama riski belirgin biçimde azalır; ancak yine de yaralanma açısından dikkatli olunması önerilir.

İskelet sistemiyle ilgili komplikasyonlar uzun vadede günlük yaşamı etkileyen bir başka önemli alandır. Kolların kısa olması, kendi başına yemek yeme, giyinme, yazma ve okul etkinliklerine katılma gibi becerilerde uyum güçlüklerine neden olabilir. Bu güçlükler, erken dönemde başlayan fizyoterapi ve uğraş terapisi yaklaşımlarıyla kontrol altına alınır ve çocuğun bağımsızlığı belirgin biçimde desteklenir.

İnek sütü hassasiyeti, bu çocuklarda göz ardı edilmemesi gereken bir başka durumdur. Süt ve süt ürünlerinin alımı sırasında bazı çocuklarda trombosit sayısı daha da düşebilir ve kanama eğilimi artabilir. Bu nedenle beslenme planı, çocuk hematoloji ekibi ve beslenme uzmanı tarafından birlikte hazırlanır; ailenin günlük yaşamda uygulayabileceği pratik öneriler verilerek süreç desteklenir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Yenidoğan döneminde bebeğinizin kollarının belirgin biçimde kısa göründüğünü, ellerinin omuzlara çok yakın durduğunu veya cildinde kendiliğinden ortaya çıkan morluklar bulunduğunu fark ederseniz vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurmanız önerilir. Bu bulgular, TAR sendromu dahil pek çok tabloda ilk uyarı işareti olarak değerlendirilebilir ve erken dönemde yapılan değerlendirme süreci doğru yönlendirir.

Daha önce TAR sendromu tanısı almış bir çocuğunuz varsa; burun kanamasının uzun sürmesi, dışkı renginde koyulaşma, kusmuk içinde kan görülmesi, yeni ortaya çıkan baş ağrısı veya alışılmadık huzursuzluk hali gibi durumlarda mutlaka hekiminize ulaşmalısınız. Bu belirtiler, kanama açısından dikkatli değerlendirilmesi gereken durumlardır ve hızlı bir biçimde ele alınmaları gerekir.

Çocuğunuzun aşı takvimi, diş tedavileri veya küçük cerrahi işlemler öncesinde de hekiminize danışmanız gerekir. Trombosit sayısının yeterli olup olmadığının önceden değerlendirilmesi, işlem sırasında ve sonrasında yaşanabilecek kanama olaylarının önüne geçilmesinde belirleyici bir adımdır. Ayrıca rehabilitasyon süreciyle ilgili soru ve gözlemlerinizi de düzenli kontrollerde paylaşmanız yararlı olur.

Son Değerlendirme

TAR sendromu, kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit hücrelerinin sayısının düşük olması ve ön koldaki radius kemiğinin gelişmemiş olmasıyla tanımlanan, nadir ancak ömür boyu izlem gerektiren bir genetik tablodur. Erken dönemde konulan tanı, çok bölümlü bir ekip yaklaşımı ve aileye verilen ayrıntılı genetik danışmanlık; hem kanama risklerinin azaltılmasında hem de iskelet bulgularına bağlı günlük yaşam güçlüklerinin yönetilmesinde belirleyici bir rol üstlenir. Çocuğun büyüme süreci boyunca düzenli izlem, uyarı bulgularına karşı bilinçli olunması ve rehabilitasyon yaklaşımlarının ihmal edilmemesi sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar.

Koru Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, tar sendromu (trombositopeni-absent radius) gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Unsere Ärzte

Wir stehen Ihnen mit unseren erfahrenen Fachärzten in diesem Bereich zur Seite

Lernen Sie unsere Fachärzte kennen

Vereinbaren Sie jetzt einen Termin oder rufen Sie uns für Ihre Gesundheit an.

WhatsApp Online-Termin