Çocuk Hematoloji ve Onkoloji

Çocuk Kanser Tedavisi Sonrası Kemik Sağlığı

Çocuk hastalarda Çocuklarda Kanser Tedavisi Sonrası Kemik Sağlığı Üzerine, klinik bulguları ve gelişimsel etkileri açısından önem taşır. Bulgular ve değerlendirme adımları hakkında bilgi sahibi olun.

Çocukluk çağında kanser tanısı alan hastalarda günümüz onkolojik yaklaşımlarıyla sağkalım oranlarının belirgin biçimde yükselmesi, uzun dönem yan etkilerin yönetimini ön plana çıkarmıştır. Bu yan etkiler arasında iskelet sistemi sağlığı, büyüme ve gelişme döneminde olan çocuklar için özel bir öneme sahiptir. Kemik dokusu, çocukluk ve ergenlik yıllarında hızlı bir yapılanma süreci içindedir ve bu dönemde maruz kalınan kemoterapötik ajanlar, kortikosteroidler, radyoterapi uygulamaları ile uzun süreli hareketsizlik kemik mineral yoğunluğunu olumsuz etkileyebilmektedir. Hastalık sonrası izlem sürecinde kemik sağlığının sistematik olarak değerlendirilmesi, ileri dönemde gelişebilecek kırık riskini ve osteoporoz tablosunu azaltmak açısından önem taşır.

Çocukluk çağı kanserlerinde uygulanan onkolojik protokoller, hücresel düzeyde kemik yapım ve yıkım dengesini bozabilen çok sayıda mekanizma içermektedir. Metotreksat, ifosfamid, sisplatin ve siklofosfamid gibi sitotoksik ajanlar osteoblast aktivitesini baskılayarak yeni kemik oluşumunu yavaşlatabilir. Glukokortikoid sınıfı ilaçlar ise hem osteoblastların apoptozunu artırmakta hem de bağırsaktan kalsiyum emilimini azaltarak negatif kalsiyum dengesine yol açabilmektedir. Akut lenfoblastik lösemi tanısı almış pediatrik hastalarda yapılan gözlemsel çalışmalar, tanı anında bile kemik mineral yoğunluğunda düşüklük saptanabildiğini, indüksiyon ve idame fazlarında bu tablonun daha da derinleşebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle iskelet sağlığı değerlendirmesinin yalnızca süreç bitiminde değil, izlem boyunca düzenli aralıklarla yapılması önerilir.

Radyoterapi uygulamalarının kemik sağlığı üzerindeki etkileri ışınlama alanına ve dozuna göre farklılık gösterir. Kraniyal radyoterapi, hipotalamus ve hipofiz aksını etkileyerek büyüme hormonu eksikliğine yol açabilmekte; bu durum boy kısalığı ve kemik kütlesi gelişiminde gerilik olarak yansıyabilmektedir. Spinal alana yönelik ışınlamalar omurga gelişiminde asimetri ve vertebra yüksekliğinde azalma ile sonuçlanabilir. Ekstremitelere yönelik bölgesel ışınlamalar ise büyüme plaklarında erken kapanmaya, ekstremite uzunluk farklılığına ve eklem hareket kısıtlılığına neden olabilir. Bu tür yapısal değişiklikler, çocuğun ileri dönemde postür bozuklukları ve mekanik ağrı tablolarıyla karşılaşma riskini artırmaktadır. Multidisipliner izlemde ortopedi, fizik tedavi ve endokrinoloji konsültasyonlarının zamanında planlanması önemlidir.

Hematopoietik kök hücre nakli geçirmiş çocuk hastalarda kemik sağlığı sorunları daha sık gözlenmektedir. Hazırlık rejimlerinde uygulanan yüksek doz kemoterapi ve total vücut ışınlaması, kemik mikromimarisinde belirgin değişikliklere yol açabilir. Nakil sonrası dönemde graft-versus-host hastalığının önlenmesi ve yönetimi için kullanılan uzun süreli kortikosteroid tedavisi, kemik kaybını hızlandıran en önemli etkenlerden biri olarak öne çıkar. Bu hastalarda avasküler nekroz olarak adlandırılan kemik dokusunun kanlanma bozukluğuna bağlı hücresel ölümü tablosu, özellikle kalça eklemi başta olmak üzere yük taşıyan eklemlerde gelişebilir. Erken dönemde manyetik rezonans görüntüleme ile tanı konulması, ilerleyici eklem hasarının azaltılmasında yol göstericidir.

Pediatrik onkoloji hastalarında kemik kaybının değerlendirilmesinde dual enerji X-ışını absorpsiyometri yöntemi tercih edilen görüntüleme yöntemidir. Erişkin hastalardan farklı olarak çocuklarda T skoru yerine yaş, cinsiyet ve etnik kökene göre düzeltilmiş Z skoru kullanılır. Boy ve kemik yaşı küçük olan çocuklarda elde edilen değerlerin vücut büyüklüğüne göre yeniden değerlendirilmesi gerekir; aksi halde kemik mineral yoğunluğu olduğundan düşük yorumlanabilir. Vertebra morfometrisi, omurga kırıklarının sessiz seyredebildiği bu grup için ek bilgi sağlar. Laboratuvar düzeyinde 25-hidroksi D vitamini, kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, paratiroid hormonu ve idrar kalsiyum atılımı gibi parametrelerin düzenli takibi metabolik durumun yorumlanmasında destekleyici rol üstlenir.

D vitamini eksikliği, çocuk kanser sağkalanlarında oldukça yaygın bir bulgudur. Hastalık sürecinde güneş ışığına yetersiz maruziyet, beslenme bozuklukları, malabsorpsiyon ve karaciğer fonksiyonlarında değişiklikler bu eksikliğin gelişiminde rol oynar. D vitamini yetersizliğinin giderilmesi kalsiyum emiliminin düzenlenmesi ve sekonder hiperparatiroidizmin önlenmesi açısından gereklidir. Kalsiyum desteği günlük diyetle birlikte değerlendirilir; süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler ve zenginleştirilmiş besinler tercih edilen kaynaklar arasındadır. Magnezyum ve fosfor dengesinin de izlenmesi, kemik mineralizasyonunun sağlıklı sürmesine katkı sağlar. Beslenme uzmanı eşliğinde hazırlanan bireysel planlar, çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun mikro besin alımının sağlanmasına olanak tanır.

Fiziksel aktivite, kemik kütlesinin artırılmasında en belirleyici çevresel etkenlerden biridir. Yük taşıyan egzersizler kemik üzerinde mekanik gerilim oluşturarak osteoblast aktivitesini uyarır ve kortikal kemik kalınlığının artmasına katkıda bulunur. Çocukluk çağı kanser sağkalanlarında ise tedavi sürecindeki uzun yatak istirahati, kas kütlesi kayıpları, halsizlik ve düşük egzersiz toleransı nedeniyle fiziksel aktivite düzeyi düşmektedir. Bu nedenle iyileşme döneminde dereceli olarak artırılan bireysel egzersiz programları planlanmalıdır. Yürüyüş, hafif tempolu koşu, ip atlama, dans ve uygun yaş grubunda direnç çalışmaları kemik üzerine olumlu etkileri bilinen aktiviteler arasındadır. Egzersiz programının fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı eşliğinde, kardiyovasküler değerlendirme sonrasında oluşturulması güvenlik açısından önemlidir.

Endokrin sistemi etkileyen onkolojik yaklaşımlar dolaylı olarak kemik sağlığını da etkilemektedir. Kraniyal ışınlama sonrası gelişen büyüme hormonu eksikliği, gonadal disfonksiyon ve hipotiroidi gibi tablolar kemik mineralizasyonunun düzenli ilerleyişini bozabilir. Erken puberte ya da gecikmiş puberte, kemik yaşı ile kronolojik yaş arasında uyumsuzluk yaratarak nihai boyu ve maksimum kemik kütlesini olumsuz etkileyebilir. Östrojen ve testosteron seviyelerinin pubertal dönemde kemik üzerindeki yapıcı etkileri göz önüne alındığında, hormonal eksikliklerin saptandığı olgularda uygun replasman yaklaşımlarının zamanında planlanması gerekir. Pediatrik endokrinoloji ile pediatrik onkoloji ekiplerinin ortak izlemi, bu hastalarda en uygun klinik kararların alınmasında belirleyici olur.

Beyin tümörü tanısıyla izlenen çocuklarda hareket kısıtlılığı, denge sorunları, yürüyüş bozuklukları ve nörolojik defisitler iskelet sistemini ek olarak yıpratabilmektedir. Cerrahi girişim sonrası posterior fossa sendromu gelişen olgularda uzun süreli rehabilitasyon gerekmekte, bu süreçte kas kullanımının azalması osteopeniyi hızlandırabilmektedir. Skolyoz, kifoz ve postür bozuklukları gibi sekonder iskelet problemleri zaman içinde ortaya çıkabilir. Sarkomlar nedeniyle ekstremite koruyucu cerrahi geçiren ya da rotasyonel artroplasti uygulanan hastalarda fonksiyonel kapasitenin korunabilmesi için kapsamlı rehabilitasyon programları kritik öneme sahiptir. Bu süreçte protez uyumu, eklem mobilitesi ve kas gücü düzenli olarak değerlendirilir.

Avasküler nekroz, çocukluk çağı lösemilerinin uzun dönem komplikasyonları arasında özellikle dikkat çeken bir tablodur. Adolesan yaş grubu, kadın cinsiyet, yüksek doz steroid kullanımı ve nakil öyküsü risk faktörleri arasında sayılır. Tipik olarak kalça, diz ve omuz eklemlerinde lokalize ağrı şeklinde başlar; mekanik yüklenme ile artar ve istirahatle gerileme gösterir. Erken evrede çekilen manyetik rezonans görüntülemede subkondral değişiklikler saptanabilir. Konservatif yaklaşımlarla yönetilemeyen ilerleyici olgularda korkular dekompresyon ya da total eklem artroplastisi gibi cerrahi yaklaşımlar gündeme gelebilir. Bu nedenle uzun dönem izlem polikliniklerinde eklem ağrısı yakınmalarının ayrıntılı sorgulanması büyük önem taşır.

Beslenme alışkanlıklarının kemik sağlığı üzerindeki etkileri çocuk kanser sağkalanlarında daha belirgin biçimde hissedilmektedir. Yetersiz protein alımı kollajen sentezini olumsuz etkileyerek kemik matriksinin oluşumunu zorlaştırabilir. Aşırı sodyum ve kafein tüketiminin idrarla kalsiyum atılımını artırdığı bilinmektedir. Gazlı içecekler, fosforik asit içerikleri nedeniyle uzun süreli ve yüksek miktarda tüketildiğinde kemik metabolizmasında olumsuz değişikliklere yol açabilir. Vücut ağırlığı kontrolü de iskelet yüklenmesi açısından önemlidir; düşük kilo kemik kütlesi gelişimini sınırlarken aşırı kilo eklemler üzerinde mekanik stres oluşturur. Diyetisyenle planlanan dengeli beslenme yaklaşımı bu açıdan destekleyici bir rol üstlenir.

Sigara dumanına maruziyet, alkol kullanımı ve sedanter yaşam biçimi pediatrik kanser sağkalanlarında ileri dönemde kemik kaybını hızlandıran çevresel etkenler arasında yer alır. Adolesan döneminde başlayan tütün ürünleri kullanımı, kemik mineral yoğunluğunda kalıcı azalmayla ilişkilendirilmiştir. Pasif sigara maruziyeti dahi büyüme döneminde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Bu nedenle uzun dönem izlemde yalnızca klinik ve laboratuvar parametrelerin değil, yaşam biçimi davranışlarının da düzenli olarak sorgulanması önerilir. Aile bireylerinin bilgilendirilmesi, çocuğun yaşadığı ortamın kemik sağlığını destekleyici biçimde düzenlenmesine olanak sağlar.

Psikososyal destek, kemik sağlığı izleminin sıklıkla göz ardı edilen ancak belirleyici bileşenlerinden biridir. Uzun süreli hastalık sürecinin yarattığı kaygı, depresif belirtiler ve okul-sosyal yaşamdan uzak kalma deneyimi, fiziksel aktiviteye katılımı azaltabilir ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının yerleşmesini güçleştirebilir. Pediatrik psikolojik destek, aile danışmanlığı ve akran etkileşim grupları, çocuğun günlük yaşam aktivitelerine geri dönüşünü kolaylaştırmaktadır. Okul ile koordineli yürütülen fiziksel etkinlik programları, hem sosyal uyumu hem de iskelet sağlığını destekleyen bütüncül bir yaklaşımın parçasıdır. Bu yönüyle kemik sağlığı izlemi yalnızca tıbbi bir süreç olarak değil, biyopsikososyal bir çerçevede ele alınmalıdır.

Farmakolojik yaklaşımlar pediatrik popülasyonda dikkatli endikasyonlarla değerlendirilir. Bifosfonatlar, ciddi kemik kaybı ve tekrarlayan kırık öyküsü olan, uygun yaşam tarzı değişiklikleri ve mikro besin desteğine rağmen klinik tablosu düzelmeyen seçilmiş olgularda gündeme gelebilir. İlaç başlanması ve sürdürülmesi kararının pediatrik endokrinoloji uzmanı tarafından, çocuğun büyüme dönemi göz önünde bulundurularak verilmesi önemlidir. Tedaviye uyumun sağlanması, böbrek fonksiyonlarının takibi ve diş hekimliği değerlendirmelerinin düzenli yapılması süreç içinde göz önünde bulundurulması gereken başlıklardır. Yeni geliştirilen biyolojik ajanların pediatrik yaş grubundaki etkinlik ve güvenilirlik profilleri üzerine çalışmalar sürmektedir.

Çocuk kanser sağkalanlarının uzun dönem izlemi, çoğu durumda yetişkinlik dönemine de uzanan kapsamlı bir süreçtir. Bu hastaların ileri yaşlarda osteoporoz ve patolojik kırık riski genel popülasyona göre daha yüksek seyredebilir. Bu nedenle pediatrik onkoloji birimlerinden erişkin sağkalan kliniklerine geçiş sürecinin planlı biçimde gerçekleştirilmesi önerilir. Hastaya özgü hazırlanan sağkalanlık özetleri, daha önce uygulanan onkolojik yaklaşımların ayrıntılarını, kümülatif ilaç dozlarını, ışınlama alanlarını ve gözlenen geç dönem yan etkileri içerir. Bu belgelerin paylaşılması ileride başvurulacak sağlık kuruluşlarında bütüncül izlemin sürdürülmesini kolaylaştırır. Koru Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümünde uzun dönem izlem süreci multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmektedir.

İskelet sağlığının değerlendirilmesinde standart izlem protokolleri her hasta için bireysel olarak uyarlanmalıdır. Tanı yaşı, uygulanan onkolojik yaklaşımın türü, kümülatif kortikosteroid dozu, radyoterapi öyküsü, transplantasyon durumu ve eşlik eden endokrin bozukluklar değerlendirmenin temel parametreleri arasında yer alır. Düzenli aralıklarla yapılan kemik mineral yoğunluğu ölçümleri, gerekli görülen durumlarda omurga görüntülemeleri ile desteklenir. Boy, kilo, vücut kitle indeksi, pubertal evre ve fiziksel performans testleri klinik izlemin tamamlayıcı parçalarıdır. Bu kapsamlı yaklaşım çocukluk çağı kanseri sonrası dönemde iskelet sisteminin korunmasına ve yaşam kalitesinin desteklenmesine katkı sağlar.

Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Our Doctors

We are by your side with our experienced specialist physicians in this field

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment