Göz Hastalıkları

Cirugía de Agujero Macular (Pelado de la Membrana Limitante Interna)

¿Qué es un agujero macular y cómo se realiza su cirugía? Conozca la cirugía con pelado de la membrana limitante interna en pacientes con pérdida de visión central.

Maküla deliği, retinanın merkezi bölgesi olan foveada tüm nöral retina katmanlarını içeren tam kat bir doku kaybının gelişmesi ile karakterize, ileri yaş grubunda santral görme keskinliğinde ciddi düşüşe yol açan vitreoretinal bir patolojidir. Genellikle altmış yaş üzerinde ve kadınlarda daha sık gözlenen bu tablo, arka vitreus dekolmanının anormal seyri ile başlar, foveanın tanjansiyel ve anteroposterior kuvvetlere maruz kalması ile ilerler ve tedavi edilmediğinde okuma görmesinin, yüz tanımanın ve ince detay ayırt etmenin belirgin biçimde bozulmasına neden olur. Optik koherens tomografinin klinik pratiğe girmesiyle birlikte hastalığın patogenezi, evrelemesi ve cerrahi zamanlaması çok daha net biçimde anlaşılmış; pars plana vitrektomi, iç limitan membran soyulması ve gaz tamponadı üçlüsü, uygun olgularda yüzde doksanın üzerinde anatomik kapanma başarısı sağlayan altın standart yaklaşım h├óline gelmiştir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları biriminde maküla deliği cerrahisi, yirmi üç ve yirmi beş gauge mikroinsizyonel vitrektomi platformları, geniş açılı görüntüleme sistemleri, boyalı membran soyma teknikleri ve inverted flap gibi modern varyasyonlar ile uygulanmakta; hastaların ameliyat öncesi değerlendirmesi, cerrahi planlaması ve postoperatif takibi multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmektedir.

Maküla Deliği Neden Oluşur ve Vitreomaküler Traksiyonun Rolü Nedir?

Maküla deliğinin oluşum mekanizmasının merkezinde arka vitreus dekolmanı sırasında foveaya uygulanan mekanik kuvvetler yer alır. Yaşla birlikte vitreus jeli sinerezise uğrar, sıvılaşmış boşluklar oluşur ve arka hyaloid membran retinadan ayrılmaya başlar. Bu ayrılma perifoveal bölgede tamamlansa bile fovea merkezinde yapışıklığın sürmesi h├ólinde vitreomaküler adezyon, ardından vitreomaküler traksiyon tablosu gelişir. Vitreus kortikal bandı foveaya anteroposterior yönde çekim uygularken retina yüzeyine tanjansiyel gerilim de eklenir; bu çift yönlü kuvvetler foveal çukurluğun düzleşmesine, ardından intraretinal kistoid boşlukların oluşmasına ve nihayetinde nöral doku bütünlüğünün ayrılmasına yol açar.

Foveanın anatomik olarak en ince retinal bölge olması, Müller hücrelerinin oluşturduğu koninin iç segment fotoreseptörlerini destekleme yükünün yüksek olması ve foveolada ganglion hücresi tabakasının bulunmaması, bu bölgeyi mekanik strese karşı özellikle savunmasız kılar. Vitreomaküler traksiyonun süresi, açısı ve yapışıklığın çapı deliğin ilerleme hızını belirleyen ana faktörlerdir. Beş yüz mikrondan dar yapışıklık çaplarında delik oluşma riski daha yüksek iken, geniş yapışıklıklarda kuvvet dağılımı foveaya değil parafoveal alana yönelir ve epiretinal membran gelişimi daha ön plana çıkar.

Miyop olgular, künt travma öyküsü bulunan hastalar, katarakt cerrahisi sonrası hızlı arka vitreus dekolmanı gelişenler ve diğer gözde maküla deliği olan bireyler yüksek riskli grubu oluşturur. Östrojen düzeyindeki menopozal düşüşün vitreus kollajen yapısına etkisi, hastalığın kadınlarda daha sık görülmesinin temel açıklamalarından biri olarak öne sürülmektedir. Optik koherens tomografide vitreomaküler traksiyon evresinin erken saptanması, ocriplasmin gibi farmakolojik vitreoliz seçenekleri veya pnömatik viteoliz gibi yaklaşımların değerlendirilmesine olanak tanısa da progresif olgularda vitrektomi kararı gecikmemelidir.

Tam Kat Maküla Deliği ile Lameller Makula Deliği Arasındaki Fark Nedir?

Tam kat maküla deliği, iç limitan membrandan retina pigment epitelinin apikal yüzeyine kadar tüm nöral retina katmanlarının kesintiye uğradığı gerçek bir doku defektidir. Optik koherens tomografide foveanın orta bölgesinde tepeden tabana uzanan hipoekojen bir boşluk, kenarlarda kaldırılmış nöral retina dudakları ve sıklıkla kist benzeri intraretinal değişiklikler görülür. Fovea tabanında pigment epiteli seviyesine ulaşan bu tam kat kayıp, hastanın santral görmesinde belirgin skotoma ve metamorfopsiye yol açar; Amsler kartında merkezdeki karanlık nokta karakteristiktir.

Lameller maküla deliği ise foveada dış retina katmanlarının korunduğu, iç retina katmanlarında ise düzensiz bir kayıp ya da yarıklanma bulunan parsiyel bir defekttir. Optik koherens tomografide foveanın iç yüzeyinde geniş, düzensiz sınırlı bir çukurluk, dış nükleer tabakada ise kısmen korunmuş retina dokusu izlenir. Elipsoid zon ve dış limitan membranın büyük ölçüde intakt olması, lameller deliklerin görsel prognozunun tam kat deliklerden farklı olmasının anatomik açıklamasıdır.

Bu iki tabloyu ayırmak, cerrahi endikasyon açısından belirleyicidir. Klasik lameller delikler stabil seyredebilir; ilerleyici görme kaybı, epiretinal proliferasyon veya lameller hole associated epiretinal proliferation eşliğinde ise cerrahi düşünülür. Tam kat maküla deliğinde ise doğal iyileşme oldukça nadir olup vitrektomi ve iç limitan membran soyulması vakit kaybetmeden planlanmalıdır. Ayırıcı tanıda ayrıca psödohole, foveoskizis ve solar retinopati gibi tabloların dışlanması gerekir; multimodal görüntüleme, en face optik koherens tomografi ve fundus otofloresans bu değerlendirmede tamamlayıcı rol oynar.

Gass Sınıflamasına Göre Evre 2, Evre 3 ve Evre 4 Deliklerde Cerrahi Zamanlaması Nasıl Belirlenir?

Donald Gass tarafından tanımlanan klasik sınıflama, biyomikroskopik görünüm temel alınarak dört evreyi ayırt eder; optik koherens tomografi çağında ise International Vitreomacular Traction Study Group tarafından tarif edilen çap tabanlı sınıflama günlük pratikte daha belirleyici olmuştur. Evre 1a ve 1b, foveada sarı bir nokta veya halka görünümü ile karakterize impending delik dönemidir ve bu evrede spontan çözülme olasılığı bir hayli yüksek olduğundan gözlem tercih edilir. Evre 2, dört yüz mikron altı erken tam kat deliği ifade eder; deliğin hızla büyüme potansiyeli ve iç limitan membran peelingi ile yüksek kapanma oranı nedeniyle tanı konulduğunda kısa süre içinde cerrahi planlanmalıdır.

Evre 3, dört yüz mikron üzeri tam kat delik ile birlikte foveaya yapışık ancak henüz optik disk üzerinden ayrılmamış arka hyaloid membranın bulunduğu tablodur. Bu evrede vitreomaküler traksiyonun devam etmesi delik çapının haftalar içinde belirgin biçimde büyümesine neden olabilir; dolayısıyla cerrahi erteleme genellikle önerilmez. Evre 4 ise arka vitreus dekolmanının tamamlanmış olduğu, foveada tam kat deliğin izole biçimde bulunduğu evredir. Bu evrede aciliyet nispeten azalır, ancak deliğin kronikleşmesi, kenarların yuvarlaklaşması ve subretinal kist gelişimi anatomik kapanma başarısını düşürebileceğinden cerrahi karar bir yıl gibi bir süreye ötelenmemelidir.

Cerrahi zamanlamasının belirlenmesinde optik koherens tomografide ölçülen minimum delik çapı, taban çapı, deliğin oval veya yuvarlak morfolojisi, kenar elevasyonu, subretinal sıvı miktarı ve dış retinanın korunmuşluk düzeyi bir arada değerlendirilir. Semptom süresinin altı ayın altında olması, elipsoid zon devamsızlığının sınırlı olması ve delik indekslerinin uygun olması, cerrahi başarının en güçlü öngördürücüleridir. Bu nedenle klasik Gass sınıflamasına ek olarak modern parametreler her hasta için ayrı ayrı değerlendirilerek cerrahi zamanlaması bireyselleştirilir.

İç Limitan Membran (ILM) Peeling Neden Zorunludur ve Delik Kapanma Oranını Nasıl Artırır?

İç limitan membran, retinanın en iç yüzeyini örten, Müller hücrelerinin bazal membranından oluşan yaklaşık iki mikron kalınlığında bir yapıdır. Bu membranın maküla deliği çevresinde soyulması, hem tanjansiyel traksiyonu ortadan kaldırır hem de Müller hücrelerinde bir uyarılma tetikleyerek glial proliferasyon üzerinden delik kenarlarının merkeze doğru göçmesini kolaylaştırır. Yapılan çok merkezli çalışmalar iç limitan membran soyulmasının deliğin anatomik kapanma oranını yalnız vitrektomi yapılan olgularda yüzde altmış civarında iken yüzde doksanın üzerine çıkardığını ortaya koymuştur.

Peeling işleminin bir diğer kritik katkısı, gözden kaçırılabilecek epiretinal membran veya vitreoskizis kaynaklı rezidü kortikal vitreusu ortadan kaldırmasıdır. Bu artık dokular postoperatif dönemde delik kenarlarında yeniden traksiyon oluşturarak rekürrensin en önemli sebeplerinden birini teşkil eder. Boya ile boyanmış ILM'in makul bir alanı, tipik olarak fovea merkezine iki disk çapı büyüklüğünde bir alan içerecek şekilde soyulur; bu geniş peeling ile foveal kenarların sağlıklı bir zemine oturması sağlanır.

Kronik veya büyük çaplı deliklerde standart peeling yerine inverted flap tekniği veya serbest ILM flep grefti tercih edilir. Bu modifikasyonlar, foveal defektin üzerine bir glial iskele yerleştirilerek Müller hücre proliferasyonunun yönlendirilmesini amaçlar. Bazı olgularda otolog trombosit konsantresi veya insan amniyotik membran gibi biyolojik yardımcılar da kullanılabilir. Ancak tüm bu ileri tekniklerin ortak temeli, iç limitan membranın anatomik ve fonksiyonel bariyer rolünün cerrahi olarak kaldırılmasıdır ve bu adım maküla deliği cerrahisinin vazgeçilmez basamağı olarak kabul edilir.

ILM Peeling Sırasında Kullanılan Brilliant Blue veya ICG Boyalarının Retina Üzerindeki Etkisi Nedir?

İç limitan membranın şeffaf yapısı nedeniyle çıplak gözle veya standart aydınlatma altında ayırt edilmesi güçtür; bu güçlüğü aşmak için farklı vital boyalar kullanılır. İndosiyanin yeşili, ILM'yi mükemmele yakın biçimde boyayan ilk seçeneklerden biridir; ancak retina pigment epiteli üzerindeki potansiyel toksisitesi, uzun süreli ışık maruziyeti sonrasında görülen retinal atrofi ve görme alanı defektleri, bu ajanın kullanımını sınırlandırmıştır. Kısa temas süresi, düşük konsantrasyon ve sub-normotenif göz içi basınç ile uygulanması güvenlik profilini iyileştirse de birçok cerrah alternatif boyalara yönelmiştir.

Brilliant Blue G günümüzde en yaygın tercih edilen boya olup ILM'ye seçici affinitesi, düşük fototoksisite riski ve fotoreseptörler üzerinde belirgin bir olumsuz etkisinin bildirilmemiş olması nedeniyle güvenli kabul edilir. Ozmolarite ve konsantrasyon standardize ürünlerde optimize edilmiş olup uygulama sırasında akut infüzyon durdurulur, boya foveanın üzerine yumuşak biçimde bırakılır, kısa süre bekletildikten sonra yıkanır. Bu yaklaşım hem yeterli boyanmayı sağlar hem de retina üzerindeki maruziyeti minimuma indirir.

Alternatif olarak triamsinolon asetonid partikülleri, kortikal vitreus ve epiretinal membranı görünür kılmak için tamamlayıcı biçimde kullanılabilir; ancak ILM'yi doğrudan boyamaz. Trypan mavisi epiretinal membran boyamasında etkili olsa da ILM için ideal değildir. Boya seçiminde cerrahın deneyimi, deliğin özellikleri, mevcut ekipman ve hastanın bireysel risk profili birlikte değerlendirilir. Herhangi bir vital boyanın gerçek dünyadaki güvenliği; uygulama süresine, ışık kaynağının şiddetine, mesafesine ve makülanın maruz kaldığı toplam enerji miktarına doğrudan bağlıdır. Bu nedenle modern cerrahide azaltılmış aydınlatma protokolleri ve filtreli ışık kaynakları rutin biçimde kullanılır.

Vitrektomi Sonrası SF6, C3F8 veya Silikon Yağı Tamponadı Hangi Duruma Göre Seçilir?

Maküla deliği cerrahisinde vitrektomi ve peeling sonrası göz içine yerleştirilen tamponad ajanının temel görevi, delik kenarlarını yüzey gerilimi ile birbirine yaklaştırmak ve iyileşme dönemi boyunca foveada kuru bir zemin sağlamaktır. Sülfür heksafluorid (SF6), gaz kabarcığı ortalama on ila on dört gün göz içinde kalan orta süreli bir tamponad ajanıdır. Küçük ve orta çaplı deliklerde, sağlıklı retina kenarına sahip standart olgularda tercih edilir; kısa süreli pozisyon zorunluluğu hasta konforu açısından avantaj sağlar.

Perflüropropan (C3F8), yaklaşık altı ila sekiz hafta göz içinde kalan uzun süreli bir gaz tamponadıdır. Büyük çaplı deliklerde, kronikleşmiş olgularda, yüksek miyop gözlerde ve tekrar açılma riski yüksek durumlarda tercih edilir. Uzun kabarcık ömrü delik kenarlarının glial iyileşmesi için daha geniş bir zaman aralığı sunar; ancak yüzükoyun pozisyon süresinin uzaması ve hastanın uzun süre görme kısıtlılığı yaşaması gibi dezavantajları vardır. Uçak yolculuğu ve yüksek rakım yasağı da bu süre boyunca sürdürülmelidir.

Silikon yağı ise özellikle rekürren maküla deliği, dev delikler, yüksek miyop komplike olgular, hastanın pozisyon veremeyeceği durumlar ve retina dekolmanı eşliğinde bulunan tablolar için ayrılmış özel bir tamponad seçeneğidir. Yağ sıvı fazda olduğundan pozisyon gerekliliği azdır ve hasta cerrahi sonrası kısa sürede yatay pozisyona geçebilir. Ancak silikon yağının belirli bir süre sonra çıkarılması gerektiği, katarakt gelişimini hızlandırdığı, göz içi basıncı yükseltebildiği ve emülsifiye olabildiği unutulmamalıdır. Tamponad seçimi bu nedenle her hasta için delik boyutu, kronisite, aksiyel uzunluk, karşı gözün durumu, hastanın pozisyon toleransı ve seyahat planları gibi çok sayıda değişken göz önünde bulundurularak bireyselleştirilir.

Ameliyat Sonrası Yüzükoyun Pozisyon Kaç Gün ve Neden Uygulanır?

Vitrektomi sonrası göz içine verilen gaz kabarcığı yukarı doğru hareket eden bir yüzey gerilimi kuvveti oluşturur. Yüzükoyun pozisyon, bu kabarcığın maküla üzerinde konumlanmasını sağlayarak delik kenarlarına tamponad etkisini doğrudan uygulanmasına olanak tanır. Hasta yüzü aşağı bakacak biçimde durduğunda gaz kabarcığı retinanın arka kutbuna, yani foveaya temas eder; kabarcık aşağıdaki sıvıyı iterek delik zeminini kuru tutar ve nöral retina kenarlarının merkeze doğru göçmesine izin verir.

Pozisyon süresi delik boyutuna, kullanılan gaz türüne ve cerrahın protokolüne göre değişir. Standart olgularda ilk üç ila beş gün gündüz saatlerinin büyük bölümü ve gece uyku boyunca yüzükoyun pozisyon önerilir; büyük çaplı deliklerde bu süre yedi ila on güne kadar uzatılabilir. Bazı modern serilerde inverted flap tekniği veya ILM greftinin uygulandığı olgularda pozisyon süresinin belirgin biçimde kısaltılabildiği, hatta bir kısım hastada gerekli olmadığı gösterilmiştir. Ancak tamponad etkisinin geometrik olarak en iyi yüzükoyun pozisyonda oluştuğu, gaz kabarcığının foveaya optimal teması için başın belirli açılarda tutulmasının gerektiği unutulmamalıdır.

Pozisyon süresince hastanın konforunu artırmak için özel yüzükoyun yastıkları, aynalı okuma sistemleri, masaj masaları ve destek çerçeveleri kullanılabilir. Uzun süreli pozisyon boyun ağrısı, sırt rahatsızlığı, karpal tünel semptomları ve ulnar sinir kompresyonuna yol açabileceğinden hastalara düzenli mola verme, kısa yürüyüşler yapma ve pozisyon değişimi konusunda ayrıntılı bilgi sunulur. Yaşlı hastalarda düşme riski, kardiyak yetmezliği bulunan hastalarda solunum sıkıntısı ve gebelerde uygulama güçlüğü nedeniyle bireysel değerlendirme her zaman gereklidir; pozisyona tam uyum sağlayamayacak hastalarda ise alternatif tamponad stratejileri planlanır.

Gaz Tamponadı Süresince Uçak Yolculuğu ve Yüksek Rakım Neden Yasaktır?

Göz içine verilen genişleyici gazlar atmosfer basıncına duyarlı ajanlardır. SF6 ve C3F8 gibi gazlar Boyle yasasına göre çevredeki basınç düşünce hacim olarak genişler. Uçak kabin basıncı deniz seviyesine göre belirgin ölçüde düşük olduğundan yolculuk sırasında gaz kabarcığı hızla genişler; bu genişleme göz içi basıncı akut biçimde yükselterek santral retinal arter tıkanıklığına, optik sinir başı iskemisine ve kalıcı görme kaybına neden olabilir.

Aynı prensip yüksek rakımlı yerleşim yerlerine seyahat, dağ tırmanışı, teleferik kullanımı ve barometrik basıncın belirgin biçimde düştüğü tüm ortamlar için geçerlidir. Bu nedenle hastalara gaz kabarcığı tamamen absorbe olana kadar uçağa binmemeleri, bin metrenin üzerinde rakımlara çıkmamaları ve basınç odalarında bulunmamaları özellikle vurgulanır. Gazın absorpsiyon süresi ajana göre değişir; SF6 için genellikle iki hafta, C3F8 için sekiz haftaya kadar uzayan bir süre bu kısıtlamanın devam etmesini gerektirir.

Ayrıca genel anestezi gerektiren ikinci bir cerrahi planlanıyorsa nitröz oksit kullanımı da mutlaka bildirilmeli ve gaz kabarcığı absorbe olana kadar bu ajan kullanılmamalıdır. Nitröz oksit, göz içindeki gaz kabarcığından çok daha hızlı biçimde diffüze olduğundan hacim genişlemesine yol açar. Hastalara bu konuda yazılı bilgilendirme yapılır, göz koruma yakalıkları veya cerrahi bileklikler ile durum kayıt altına alınır. Yolculuk planlarının cerrahi öncesinde hekim ile birlikte ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi bu tür ciddi komplikasyonların önlenmesinde belirleyici öneme sahiptir.

Büyük Çaplı (400 Mikron Üzeri) Maküla Deliklerinde İnverted Flap Tekniği Ne Zaman Tercih Edilir?

Dört yüz mikron ve üzeri minimum delik çapına sahip maküla delikleri, standart peeling teknikleri ile kapatıldığında yüzde altmış-yetmiş civarında bir başarı oranı gösterir. Bu oran, foveada büyük bir defektin bulunması, kenarların birbirine yaklaşmasının güç olması ve glial iyileşmenin yetersiz kalması ile açıklanır. Michalewska ve ekibinin tanımladığı inverted internal limiting membrane flap tekniği, bu sorunun üstesinden gelmek için geliştirilmiş devrim niteliğinde bir yaklaşımdır ve büyük çaplı deliklerde anatomik kapanma oranını yüzde doksan beşin üzerine çıkarmıştır.

Teknikte delik kenarındaki ILM tamamen çıkarılmak yerine üzerinde bir flep bırakılarak deliğin içine ters çevrilir; bu ters çevrilmiş membran deliğin üzerine bir iskele oluşturur ve Müller hücrelerinin bu iskele üzerinde proliferasyonunu tetikler. Sonuç olarak deliğin tabanında hem glial hem de fibrosel bir kapak oluşur, kenarlar merkeze doğru göç eder ve nöral retina bütünlüğü büyük ölçüde yeniden sağlanır. Aynı prensip serbest ILM grefti, otolog retina flepleri ve amniyotik membran greftleri gibi varyasyonlarda da uygulanır.

İnverted flap tekniğinin endike olduğu diğer durumlar arasında yüksek miyop maküla delikleri, altı ayın üzerindeki kronik delikler, travmatik delikler ve önceki cerrahi başarısız olmuş rekürren delikler yer alır. Ancak tekniğin uygulanması sırasında flebin fazla germesi, sıvı-hava değişimi sırasında flebin yerinden oynaması, viskoelastik kullanımı ve delik zemininin manipülasyonu gibi ince ayrıntılar başarı üzerinde belirleyici rol oynar. Bu nedenle inverted flap tekniği vitreoretinal cerrahi konusunda deneyim gerektiren, öğrenme eğrisi belirgin olan ancak uygun ellerde büyük çaplı deliklerde standart h├óline gelmiş bir yaklaşımdır.

Ameliyat Sonrası Metamorfopsi ve Mikropsi Şikayetleri Ne Kadar Sürede Geriler?

Maküla deliği cerrahisinde anatomik kapanma sağlandıktan sonra bile bazı hastalar düz çizgilerin bükülmüş göründüğü metamorfopsi ve nesnelerin olması gerekenden daha küçük algılandığı mikropsi şikayetlerini ifade eder. Bu semptomların altında foveal mikroanatominin tam olarak restore edilememesi, fotoreseptörlerin bir araya yeniden dizilirken hafif düzensiz konumlanması, ILM peelingi sonrasında iç retinada oluşan mikrostrüktürel değişiklikler ve dış retina katmanlarındaki iyileşmenin zaman almaya devam etmesi gibi faktörler yatar.

Metamorfopsi genellikle ameliyat sonrası ilk üç ay içinde belirgin biçimde geriler; altıncı aya kadar hastaların büyük çoğunluğunda ciddi biçimde iyileşme sağlanır. Ancak tam düzelme bir yıl veya daha uzun bir süreyi bulabilir ve bir kısım hastada hafif ölçüde kalıcı kalabilir. Preoperatif semptom süresi ve deliğin çapı bu iyileşmenin hızı ile doğrudan ilişkilidir; erken cerrahi geçirilen olgularda distorsiyon şikayetleri daha az sıklıkta ve daha kısa sürede geriler. Amsler kartı, M-Chart ve preferential hyperacuity perimetri gibi araçlar iyileşmenin objektif takibinde kullanılabilir.

Mikropsi ise fovea merkezinde fotoreseptörlerin cerrahi sonrasında birbirine daha yakın yerleşmesi ile açıklanır; bu durumda aynı görüntü daha az sayıda fotoreseptöre karşılık geldiğinden nesneler daha küçük algılanır. Beyin, aylar içinde yeni algısal bilgiyi öğrenerek uyum sağlar ve mikropsi genellikle günlük yaşamı etkilemeyecek düzeye geriler. Hastalara bu tabloların doğal iyileşme sürecinin bir parçası olduğu, sabır ile birlikte belirgin biçimde düzelme beklenebileceği ve tek gözlü okuma gibi bazı basit adaptif stratejilerin bu süreçte yardımcı olabileceği anlatılır. Şikayetlerin ısrar etmesi h├ólinde epiretinal membran gelişimi veya rezidü traksiyon açısından ayrıntılı optik koherens tomografi değerlendirmesi tekrarlanır.

Kapanmayan veya Yeniden Açılan Maküla Deliğinde İkincil Cerrahi Seçenekleri Nelerdir?

İlk cerrahi sonrasında deliğin kapanmaması veya iyileşme sonrasında yeniden açılması, oranı düşük olmakla birlikte cerrahın kliniğinde karşılaşılabilen zorlu bir tablodur. Böyle bir durumda öncelikle deliğin morfolojisi, kalan ILM alanı, epiretinal proliferasyon varlığı, elipsoid zonun devamlılığı ve delik çapının ilk cerrahiye göre değişimi optik koherens tomografi ile ayrıntılı biçimde değerlendirilir. Klinik değerlendirme sonrasında ikincil cerrahi için birkaç farklı strateji devreye alınır.

En sık başvurulan yaklaşım, delik çevresinde önceki cerrahide bırakılmış veya rejenere olmuş ILM'nin genişletilmiş biçimde soyulmasıdır. Peeling alanının vasküler arkuadlar hizasına kadar genişletilmesi ile tanjansiyel rezerv kuvvetlerin ortadan kalkması hedeflenir. Bu adıma inverted flap tekniği veya karşı gözden alınan serbest ILM grefti eklenebilir. Otolog nöral retina transplantasyonu, foveanın uzağından alınan bir retina parçasının delik zeminine yerleştirilmesi ile özellikle geniş ve kronik deliklerde alternatif bir seçenektir.

Biyolojik yardımcılar arasında otolog trombosit konsantresi, otolog kan, insan amniyotik membran ve mezenkimal kök hücre uygulamaları da rekürren olgularda denenmiştir. Tamponad ajanı olarak C3F8 veya silikon yağı tercih edilir; silikon yağı, hastanın pozisyon veremediği veya birden fazla başarısız cerrahi geçirmiş olduğu olgularda özellikle faydalıdır. Tüm bu tekniklere rağmen bazı olgularda tam anatomik kapanma sağlansa da fovea merkezinde belirgin biçimde bozulmuş yapı nedeniyle görsel kazanım sınırlı kalabilir. Bu nedenle hasta ile ikincil cerrahi öncesinde ayrıntılı beklenti yönetimi yapılmalı, anatomik başarının fonksiyonel başarıyı garanti etmediği açıkça anlatılmalıdır.

Fakik Hastalarda Vitrektomi Sonrası Katarakt Gelişimi Kaçınılmaz mıdır?

Pars plana vitrektomi sonrasında fakik hastalarda katarakt gelişimi son derece sık karşılaşılan bir olaydır. Cerrahi sonrasında ilk iki yıl içinde altmış yaş üzerindeki fakik hastaların büyük çoğunluğunda nükleer sklerotik katarakt gelişir ve pek çok olguda görme keskinliğini etkileyecek düzeye ulaşır. Bu tablonun temelinde vitreus jelinin çıkarılması ile birlikte oksijen dinamiğinin değişmesi yatar. Vitreus jeli normalde retinada üretilen oksijenin lense ulaşmasını sınırlar; jelin yerine su almasıyla birlikte lense ulaşan oksijen miktarı artar ve nükleer sklerozu hızlandıran oksidatif stres yaratılır.

Bu nedenle altmış yaş üzerindeki fakik hastalarda birçok merkezde vitrektomi ile eş zamanlı katarakt cerrahisi tercih edilir. Kombine yaklaşım hem tek seansta iki cerrahiyi tamamlar hem de intraokuler lens implantasyonu ile birlikte optimal görme keskinliğinin sağlanmasına olanak tanır. Ayrıca katarakt cerrahisinin daha sonra ayrı bir seansta yapılması, iyileşmiş maküla üzerinde ek bir enflamatuar yük oluşturabileceğinden kombine cerrahi bu risk açısından da avantaj sunar. Katarakt cerrahisi ile birlikte vitrektomi yapılan olgularda özel intraokuler lens hesaplama formülleri kullanılmalı, gaz tamponadı planlanıyorsa lens gücü hafif biçimde ayarlanmalıdır.

Genç fakik hastalarda ise oksidatif stresin yavaş etki göstermesi nedeniyle katarakt gelişimi daha geç ortaya çıkabilir; bu grupta kombine cerrahi rutin olarak tercih edilmez. Cerrahi sırasında lense mekanik temasın önlenmesi, göz içi enfeksiyonundan kaçınılması, ışık maruziyetinin sınırlanması ve gaz tamponadı miktarının optimize edilmesi katarakt gelişimini geciktirebilir. Ancak hastalara vitrektomi öncesinde katarakt gelişme olasılığı ayrıntılı biçimde anlatılmalı, bu doğal seyrin postoperatif dönemde beklenen bir gelişme olduğu vurgulanmalıdır.

Ameliyat Sonrası Görme Keskinliğinde Beklenen Kazanım OCT Bulgularına Göre Nasıl Öngörülür?

Maküla deliği cerrahisi sonrasında beklenen görme kazanımı, deliğin preoperatif çapından, semptom süresinden, dış retina katmanlarının intaktlığından, elipsoid zonun devamlılığından ve dış limitan membranın korunmuşluğundan doğrudan etkilenir. Optik koherens tomografi, hem cerrahi öncesi prognoz tahmininde hem de postoperatif iyileşmenin objektif takibinde temel araçtır. Küçük çaplı ve kısa süreli deliklerde cerrahi sonrasında altı sıra üzerinde görme kazanımı elde edilebilirken büyük ve kronik deliklerde beklenen kazanım daha sınırlıdır.

Postoperatif iyileşme belirli bir sıralamayı takip eder. Önce delik kenarları merkeze doğru göç eder, subretinal sıvı emilir ve foveanın tabanı retina pigment epiteline temas eder. Ardından dış limitan membran devamlılığını yeniden kazanır ki bu ilk yapısal iyileşme işaretlerinden biridir ve genellikle üç ay içinde tamamlanır. Elipsoid zonun geri kazanılması, fotoreseptör iç ve dış segmentlerinin yeniden dizilmesi ile ilişkilidir; bu süreç altı aydan uzun bir zaman gerektirebilir. Elipsoid zonun tam intakt h├óle gelmesi, uzun vadeli görme kazanımının en güçlü öngördürücüsüdür.

Cone outer segment tips, foveal restoration index, minimum foveal thickness ve dış retinal band devamlılık skorları gibi optik koherens tomografi tabanlı parametreler cerrahi öncesinde ve sonrasında sistematik biçimde değerlendirilir. Ayrıca en face optik koherens tomografi, ILM peelingi alanındaki dissosiye optik sinir lifi tabakası ve iç retinal atrofinin görselleştirilmesine olanak tanır. Görme kazanımının maksimum düzeye ulaşması genellikle altı ay ile on iki ay arasında bir süreyi kapsar; bu nedenle hastalara postoperatif dönemde sabırlı olmaları ve düzenli takibe gelmeleri gerektiği anlatılır. Beklenen görme keskinliği kazanımı bireysel olarak öngörüldüğünde, hastanın gerçekçi beklentiler oluşturması sağlanır ve cerrahi memnuniyeti belirgin biçimde artar.

Diğer Gözde Maküla Deliği Gelişme Riski Ne Kadardır ve Profilaktik Yaklaşım Var mıdır?

Tek gözünde tam kat maküla deliği bulunan hastalarda diğer gözde de benzer patolojinin gelişme riski, arka vitreus dekolmanının durumuna göre değişmekle birlikte yüzde beş ile on beş arasında bildirilmektedir. Diğer gözde arka vitreus dekolmanı tamamlanmış ise risk çok düşükken vitreomaküler traksiyon veya vitreomaküler adezyon bulguları izleniyorsa risk anlamlı biçimde artar. Bu nedenle maküla deliği tanısı alan her hastada karşı göz de ayrıntılı biçimde değerlendirilmeli, optik koherens tomografi ile foveaya uygulanan kuvvetlerin varlığı belirlenmelidir.

Profilaktik yaklaşım açısından günümüzde rutin cerrahi girişim önerilmemektedir. Ancak yüksek riskli grupta gözlem sıkı bir program dahilinde sürdürülür. Ocriplasmin ile farmakolojik vitreoliz, seçilmiş vitreomaküler traksiyon olgularında endike olabilir; küçük çaplı yapışıklıklar, mercek fakik durum ve epiretinal membran yokluğu bu ajanın başarı şansını artıran faktörlerdir. Pnömatik viteoliz ise özellikle bir kısım merkezde asemptomatik veya erken semptomatik olgularda tercih edilen alternatif bir yaklaşımdır ve düşük maliyetli olmakla birlikte retina yırtığı riski taşır.

Hastaya karşı gözde ani metamorfopsi, merkezde karanlık nokta hissi veya görme keskinliğinde açıklanamayan düşüş fark ettiğinde vakit kaybetmeden başvurması gerektiği anlatılır. Amsler kartı ile evde düzenli tarama, aile öyküsü sorgulanması, yüksek miyop olgularda daha sık kontrol ve travma öyküsü bulunanlarda ek dikkat önerilir. Genç ve aktif hastalarda risk azaltıcı stratejiler arasında koruyucu gözlük kullanımı, göz cerrahisi kararlarının vitreoretinal uzman ile birlikte alınması ve mümkün olduğunda arka vitreus dekolmanının tamamlanmasının beklenmesi yer alır. Bu bütüncül yaklaşım, karşı gözde gelişebilecek maküla deliğinin erken saptanmasını ve zamanında müdahale ile daha iyi görsel sonuç elde edilmesini mümkün kılar.

Maküla deliği ameliyatı, modern vitreoretinal cerrahinin en tatmin edici işlemlerinden biri olup uygun endikasyonlarda uygulandığında hastalara belirgin biçimde iyileşmiş santral görme, azalmış metamorfopsi ve okuma kapasitesinde belirgin bir kazanım sağlar. Pars plana vitrektomi, iç limitan membran soyulması, uygun tamponad seçimi ve büyük çaplı deliklerde inverted flap gibi ileri tekniklerin bir arada kullanılması, günümüzde anatomik başarının yüzde doksanın üzerine çıkmasına olanak tanımıştır. Ancak cerrahi başarı yalnız teknik ustalıkla değil, doğru zamanlama, hastanın postoperatif pozisyona uyumu ve gaz tamponadı süresince uçak yasağı gibi kısıtlamalara sıkı biçimde bağlı kalınması ile birlikte gerçekleşir. Kronikleşmiş olgularda dahi modern cerrahi teknikler ile umut verici sonuçlar alınabilmekte, önceden cerrahi adayı sayılmayan hastalara yeni tedavi seçenekleri sunulabilmektedir.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesinin ya da bireysel klinik değerlendirmenin yerini tutmaz; ani görme kaybı, merkezde karanlık nokta, düz çizgilerin bükülmüş görünmesi veya renklerde bozulma gibi şikayetleriniz varsa vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir. Koru Hastanesi Göz Hastalıkları biriminde maküla deliği ameliyatı, güncel cerrahi standartlar, deneyimli vitreoretinal cerrahlar, modern görüntüleme ve cerrahi teknolojileri ile uygulanmakta; ameliyat öncesi ayrıntılı değerlendirme, cerrahi planlama, postoperatif pozisyon eğitimi ve uzun süreli takip aynı bütünlük içinde yürütülmektedir. Her hastanın klinik durumunun benzersiz olduğu, deliğin çapının, süresinin, karşı gözün özelliklerinin ve sistemik sağlığın cerrahi kararı belirleyen ana etkenler olduğu unutulmamalı; bilinçli bir hasta, sabır göstererek yürütülen doğru bir cerrahi süreç ile bu hastalığın sunduğu tabloyu en iyi biçimde aşabilir.

Conozca a Nuestros Médicos Especialistas

Reserve una cita ahora o llámenos por su salud.

WhatsApp Cita en Línea