Kulak Burun Boğaz

Adenoid Surgery (Adenoidectomy)

Adenoid Surgery involves removing through the mouth with coblation the lymphoid tissue causing nasal obstruction and snoring. Consult our Koru Ankara ENT doctors.

Geniz eti ameliyatı, tıbbi literatürdeki karşılığıyla adenoidektomi, çocukluk çağında oldukça sık karşılaşılan üst solunum yolu tıkanıklığı ve buna eşlik eden pek çok kulak, burun ve boğaz sorununun çözümünde uygulanan temel bir cerrahi girişimdir. Nazofarinks olarak adlandırılan burun arka boşluğunda konumlanan lenfoid doku olan adenoidin patolojik büyümesi çocuğun uykusunu, işitmesini, konuşmasını, iştahını ve fiziksel gelişimini derinden etkileyebilmektedir. Bu tablo yalnızca uyku sorunu ya da geçici burun tıkanıklığı olarak değerlendirilmemeli, çocuğun bütüncül gelişimini şekillendiren önemli bir sağlık sorunu olarak ele alınmalıdır. Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniğinde, pediatrik otolarengoloji alanında uzun yıllara dayanan deneyim, güncel teknolojik altyapı ve kanıta dayalı tıp ilkeleri harmanlanarak her çocuğa özgü tedavi planı oluşturulmaktadır. Bu yazıda geniz eti hipertrofisinin klinik yansımaları, tanı süreci, konservatif tedavi yaklaşımları, cerrahi endikasyonlar, modern ameliyat teknikleri, ameliyat sonrası dönem ve nüks olasılığı tüm ayrıntılarıyla ele alınacaktır.

Adenoidektomi Ne Anlama Gelir? Geniz Eti Operasyonu ve İyileşme Süreci Nasıldır?

Adenoidektomi, nazofarenks olarak adlandırılan burun arka boşluğunda yer alan ve Waldeyer halkasının nazofaringeal bileşenini oluşturan lenfoid dokunun cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. Adenoid dokusu doğumdan itibaren mevcut olup dört ile altı yaş arasında fizyolojik olarak zirveye ulaşır, ardından ergenlik döneminde büyük ölçüde involüsyona uğrayarak yerini normal mukozal yapıya bırakır. Bu doğal büyüme paterni, adenoidin çocukluk çağı bağışıklığında üstlendiği role paralel bir biyolojik seyir izler. Ancak bazı çocuklarda tekrarlayan enfeksiyonlar, alerjik uyaranlar, çevresel faktörler veya bireysel yatkınlık nedeniyle bu doku aşırı büyüyerek nazofarengeal hava yolunu ciddi biçimde daraltır ve komşu östaki tüplerinin ağzını mekanik olarak baskılar.

Operasyon genel anestezi altında ağız yoluyla, herhangi bir cilt insizyonu gerektirmeksizin gerçekleştirilir. Ağız içine yerleştirilen özel bir ekartör aracılığıyla yumuşak damak öne çekilir ve nazofarenks sahası cerrahın görüş alanına getirilir. Cerrahi süre teknik seçimine göre değişmekle birlikte ortalama on beş ile otuz dakika arasında tamamlanır. Ameliyat sonrası uyanma odasında yakın gözlem altında tutulan çocuk, komplikasyonsuz seyreden vakalarda genellikle aynı gün taburcu edilir. Günübirlik cerrahi olarak planlanan bu girişim, çocuğun hastane ortamında geçirdiği süreyi minimize ederek psikolojik olarak da daha konforlu bir deneyim sunmaktadır.

İyileşme süreci hızlıdır ve büyük çoğunluk yedi ila on gün içinde günlük yaşamına tam olarak dönebilmektedir. İlk günlerde hafif boğaz ağrısı, kulak dolgunluğu hissi, geçici burun tıkanıklığı ve ağızda hafif kanlı tükürük görülebilir. Bu bulgular fizyolojik iyileşme sürecinin doğal parçasıdır ve genellikle üçüncü ile beşinci günler arasında belirgin şekilde geriler. Nazofarenkste oluşan iyileşme dokusu birkaç hafta içinde tamamen mukoza ile örtülür. Beslenmenin yumuşak, ılık ve baharatsız gıdalarla sürdürülmesi, bol sıvı alımının teşvik edilmesi ve reçete edilen ağrı kesici ile antibiyotik protokolüne uyulması iyileşmeyi belirgin biçimde hızlandırır.

Adenoid Hipertrofisi (Geniz Eti Büyümesi) Kendini Nasıl Belli Eder?

Adenoid hipertrofisinin klinik yansımaları çocuğun yaşına, obstrüksiyonun derecesine ve eşlik eden patolojilere göre farklılık gösterir. En sık ve dikkat çekici bulgu, sürekli ağızdan solunumdur. Ebeveynler çocuklarının ağzının sürekli açık olduğunu, özellikle uykuda horladığını, zaman zaman nefesinin tıkandığını ve huzursuz bir uyku geçirdiğini gözlemler. Uykuda gözlenen apne atakları, çocuğun oksijen saturasyonunun geçici olarak düşmesine ve fragmante bir uyku yapısına neden olur. Bu tablo obstrüktif uyku apne sendromu düzeyine ulaştığında gündüz uyku hali, konsantrasyon eksikliği, okul başarısında düşüş, hiperaktivite eğilimi ve davranış problemleri ortaya çıkabilir. Uzun süreli çözümsüz kalan olgularda büyüme hormonunun gece salınımının bozulmasına bağlı olarak boy kilo gelişiminde de yavaşlama gözlenebilir.

İşitmeyle ilgili sorunlar da adenoid büyümesinin sık karşılaşılan yansımalarındandır. Nazofarenkste östaki tüplerinin ağzını baskılayan büyük adenoid, orta kulakta negatif basınç ve seröz sıvı birikimine yol açar. Bu durum efüzyonlu otitis media olarak adlandırılır ve çocukta iletim tipi işitme kaybı, televizyonu yüksek sesle izleme, konuşulanları duymama, konuşma gelişiminde gecikme ve okul döneminde ders takibinde zorluk şeklinde kendini gösterir. Ayrıca tekrarlayan akut otitis media atakları da adenoid hipertrofisi zemininde daha sık gözlenmektedir. Uzun süreli efüzyon, timpanik membran retraksiyonuna, adezyona ve nadir olgularda kolesteatom gelişimine dahi zemin hazırlayabilir.

Konuşmanın hipernazal ya da hiponazal karakter kazanması, kronik burun akıntısı, geniz akıntısı, tekrarlayan sinüzit atakları, iştahsızlık ve büyüme geriliği diğer önemli bulgular arasındadır. Ağız kokusu, kronik öksürük, uyanınca ağız kuruluğu ve sık boğaz enfeksiyonu da klinik tabloya eşlik edebilir. Uzun süreli ağızdan solunum, adenoid yüz olarak tanımlanan uzun yüz, dar üst çene, açık kapanış, öne çıkmış üst kesici dişler ve düz nazolabiyal açı gibi kraniofasyal gelişim bozukluklarına da zemin hazırlayabilir. Bu nedenle bulguların erken tanınması ve tedavinin zamanında planlanması çocuğun uzun vadeli gelişimi açısından kritik önem taşır.

Geniz Eti Operasyonu Hangi Durumlarda Uygulanır?

Adenoidektomi endikasyonları uluslararası klinik uygulama kılavuzları ışığında titizlikle belirlenmektedir. Amerikan Kulak Burun Boğaz Baş Boyun Cerrahisi Akademisi ve Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yayımlanan güncel kılavuzlar, cerrahinin yalnızca net endikasyon bulunan çocuklarda uygulanmasını önermektedir. Bu yaklaşım, gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçtiği gibi tedaviye ihtiyaç duyan çocukların da uygun zamanda müdahale görmesini sağlamaktadır. Endikasyon değerlendirmesinde çocuğun yaşı, semptomların süresi, konservatif tedaviye yanıt, uyku çalışması bulguları ve eşlik eden komorbiditeler bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmaktadır.

En sık cerrahi endikasyon obstrüktif uyku apne sendromudur. Polisomnografi ile belgelenmiş orta veya ağır düzeyde apne-hipopne indeksine sahip olan, gece belirgin desatürasyon yaşayan, huzursuz uyuyan ve gündüz semptomları belirginleşen çocuklarda adenoidektomi öncelikli tedavi seçeneğidir. Çocuk pediatrik uyku değerlendirme ölçekleri, özellikle çocuk uyku anketleri, klinik karar sürecinde yardımcı araçlar olarak kullanılmaktadır. Uyku apnesi kardiyovasküler sistem, nörokognitif gelişim ve büyüme üzerinde sistemik olumsuz etkilere yol açtığı için tanısı konulan olgularda tedavinin geciktirilmemesi büyük önem taşır.

İkinci önemli endikasyon grubu tekrarlayan efüzyonlu otitis media olgularıdır. Üç aydan uzun süren bilateral seröz otit, ventilasyon tüpü uygulaması sonrası nüks eden efüzyonlar ve konuşma gelişimini olumsuz etkileyen kronik iletim tipi işitme kaybı adenoidektomi kararında belirleyicidir. Özellikle dört yaşını geçmiş çocuklarda ventilasyon tüpü uygulamasına eşzamanlı adenoidektomi eklenmesinin uzun dönem sonuçları belirgin biçimde iyileştirdiği kanıtlanmıştır. Ayrıca kronik pediatrik rinozinüzit, medikal tedaviye dirençli tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, kraniofasyal gelişimi olumsuz etkileyen belirgin obstrüktif adenoid hipertrofisi ve nadir görülen adenoid kaynaklı halitozis gibi durumlar da cerrahi endikasyonlar arasında yer alır.

Adenoidektomi Operasyonunda Plazma ve Koblasyon Teknolojisi Nasıl Kullanılır?

Adenoidektomide kullanılan cerrahi teknikler yıllar içinde önemli evrim geçirmiştir. Klasik yaklaşım olan Beckmann küreti ile küretaj h├ól├ó dünyada geniş kullanım alanı bulmakla birlikte, günümüzde koblasyon, mikrodebrider ve monopolar-bipolar koter gibi teknolojiler pek çok merkezde tercih edilmektedir. Klasik küretaj yönteminde doku dokunma hissiyle çıkarıldığı için görsel kontrol sınırlıdır ve rezidü doku bırakma olasılığı görece yüksektir. Modern teknikler ise hem daha az kanama hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha düşük nüks riski avantajı sunmaktadır. Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniğinde her çocuğun anatomik özelliklerine ve klinik tablosuna uygun yöntem seçilmekte, güvenlik ve konfor birlikte gözetilmektedir.

Koblasyon teknolojisi, radyofrekans enerjinin salin solüsyonu içinde iyonize edilerek düşük ısıda plazma alanı oluşturması esasına dayanır. Yaklaşık altmış ile yetmiş derece arasında çalışan bu sistem, doku ablasyonunu moleküler düzeyde gerçekleştirdiği için çevre dokulara termal hasar minimum düzeyde kalır. Klasik elektrokoterin altı yüz derece civarındaki ısısıyla kıyaslandığında koblasyonun postoperatif ağrı, ödem ve iyileşme süresi açısından belirgin avantaj sağladığı gösterilmiştir. Ayrıca aynı seansta hem ablasyon hem de hemostaz yapılabildiği için cerrahi süre kısalır ve intraoperatif kan kaybı en aza iner. Küçük yaşta cerrahi geçirecek çocuklarda bu avantajlar özellikle değerlidir.

Mikrodebrider destekli transnazal endoskopik adenoidektomi ise yüksek çözünürlüklü kamera eşliğinde, dokunun aynı anda kesilip aspire edilmesine olanak tanıyan modern bir tekniktir. Koana bölgesindeki rezidü dokunun görsel kontrolle temizlenmesini mümkün kıldığı için nüks oranlarını düşürür ve özellikle koanal bölgeye uzanan adenoid dokusunda üstün sonuçlar verir. Endoskopik görüntüleme sayesinde östaki tüpü ağzına yakın bölgelerdeki doku da hassas biçimde ele alınabilmekte, çevre yapılar güvenle korunmaktadır. Teknik seçimi, çocuğun yaşı, adenoid dokusunun konumu, eşlik eden patolojiler ve cerrahın deneyimi ışığında bireyselleştirilmektedir. Bazı olgularda birden fazla teknik kombine olarak kullanılmakta, böylece hem cerrahi radikallik hem de doku koruması sağlanmaktadır.

Konservatif Yaklaşım ile Adenoidektomi Arasında Ne Fark Vardır?

Adenoid hipertrofisinin her olguda mutlaka cerrahi tedavi gerektirmediği unutulmamalıdır. Hafif ve orta düzeyde semptomatik olan, obstrüktif uyku apnesi bulunmayan ve efüzyonlu otit gelişmemiş olgularda öncelikle konservatif tedavi denenmesi güncel klinik yaklaşımın temel prensibidir. Bu bakış açısı, adenoidin bağışıklık sisteminin doğal bir bileşeni olduğu ve zamanla involüsyona uğrayabileceği bilgisine dayanmaktadır. Özellikle üç yaş altı çocuklarda cerrahi karar öncesinde medikal tedavi seçeneklerinin tüketilmesi önerilmektedir. Bu dönemde adenoid dokusunun bağışıklığa katkısı henüz belirgin ölçüde devam ettiği için gereksiz cerrahi girişimlerden kaçınılmaktadır.

Konservatif tedavinin temelinde intranazal kortikosteroidler yer almaktadır. Mometazon furoat ve flutikazon propiyonat gibi topikal steroidler, adenoid dokusundaki inflamasyonu azaltarak lenfoid hiperplazinin gerilemesine katkı sağlar. Yapılan randomize kontrollü çalışmalar, altı ile on iki hafta arasında düzenli uygulanan nazal steroid tedavisinin belirgin oranda semptomatik iyileşme sağladığını göstermiştir. Lökotrien reseptör antagonisti olan montelukast da özellikle eşlik eden alerjik komponenti bulunan olgularda tedavi rejimine eklenebilmektedir. Ayrıca serum fizyolojik ile nazal lavaj, alerjenlerden kaçınma, çevresel sigara dumanına maruziyetin engellenmesi ve olası alerjik zeminin ayrıntılı değerlendirilmesi de konservatif yaklaşımın parçasıdır. Bu süreçte düzenli aralıklarla klinik kontrol yapılarak tedaviye yanıt değerlendirilmelidir.

Buna karşılık ağır obstrüktif uyku apnesi, üç aydan uzun süren efüzyonlu otitis media, kraniofasyal gelişimin belirgin biçimde etkilendiği olgular ve tekrarlayan sinopulmoner enfeksiyonlar konservatif tedavinin sınırlarını aşan tablolardır. Bu durumlarda medikal tedavinin uzatılması, altta yatan patolojinin ilerlemesine, kalıcı işitme kaybına, konuşma gelişim geriliğine ve çocuğun genel gelişimini etkileyen sistemik sorunlara yol açabilir. Uyku apnesi tablosu ilerledikçe pulmoner hipertansiyon ve kor pulmonale gibi ciddi kardiyovasküler komplikasyonlar dahi tabloya eklenebilir. Bu nedenle konservatif ile cerrahi tedavi arasında karar verirken çocuğun bütüncül değerlendirilmesi büyük önem taşır ve karar süreci deneyimli bir pediatrik otolarengoloji uzmanı tarafından yönetilmelidir.

Adenoidektomi Ardından Nelere Özen Gösterilmelidir?

Ameliyat sonrası dönemin başarıyla yönetilmesi, klinik sonuçlar üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Taburculuk sonrası ilk gün çocuğun sakin bir ortamda dinlenmesi, yorucu aktivitelerden uzak tutulması ve boğaz bölgesine mekanik travma oluşturabilecek sert veya sıcak gıdalardan kaçınılması önerilir. İlk yirmi dört saatte serin, yumuşak kıvamlı gıdalar, ılık çorba, muhallebi, dondurma ve püre tarzı beslenme uygun tercihlerdir. Beslenmenin sürdürülmesi hem kan şekerinin dengelenmesi hem de mukoza iyileşmesinin desteklenmesi açısından önemlidir. Çocuğun keyifle tüketebileceği gıdalar seçilerek beslenme direncinin önüne geçilmesi de fayda sağlar.

Ağrı kontrolü için parasetamol veya ibuprofen bazlı ağrı kesiciler reçete edilir. Aspirin ve türevleri çocuklarda Reye sendromu riski ile birlikte kanama eğilimini artırdığından bu dönemde kesinlikle kullanılmamalıdır. Antibiyotik gerekliliği cerrahın değerlendirmesine bağlıdır; profilaktik olarak kısa süreli kullanım tercih edilebilir. Bol sıvı alımı, kanlı geniz akıntısının azaltılması ve mukoza iyileşmesinin desteklenmesi açısından kritik önem taşır. Su, taze meyve suları, bitkisel çaylar ve hafif tuzlu bulyonlar önerilebilir. Ayrıca çocuğun oda ortamının nemlendirilmesi, boğaz ve nazofarengeal mukozanın kurumasını engelleyerek konforu artırır.

Ameliyat sonrası ilk hafta boyunca burnun kuvvetle sümkürülmemesi, sıcak duştan kaçınılması, havuz ve deniz gibi ortamlara girilmemesi önerilir. Fiziksel egzersiz ve tempolu oyunlar da bir hafta süreyle ertelenmelidir. Ateş, aktif ağız içi kanama, boyunda hareket kısıtlılığı, şiddetli ağrı veya solunum sıkıntısı gibi durumlar acil değerlendirme gerektiren bulgulardır. Nadir görülen atlantoaksial subluksasyon olarak da bilinen Grisel sendromu özellikle Down sendromlu çocuklarda daha yüksek risk taşıdığı için bu grup çocuklarda boyun hareketleri özellikle takip edilmelidir. On beşinci gün civarında yapılan kontrol muayenesinde nazofarengeal bölgenin iyileşmesi endoskopik olarak değerlendirilir ve çocuğun normal yaşamına dönüşü onaylanır.

Ankara Geniz Eti Cerrahisi

Ankara, pediatrik kulak burun boğaz cerrahisi alanında hem akademik birikimi hem de teknolojik altyapısıyla Türkiye'nin önde gelen sağlık merkezlerinden biridir. Bölgedeki uzman hekim kadrosu, üniversite hastaneleri ile özel sağlık kuruluşlarının işbirliği içinde yürüttüğü klinik uygulamalar ve pediatrik anestezi konusundaki deneyim, ailelerin çocukları için güvenli ve etkili cerrahi hizmete kolayca erişebilmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda pediatrik uyku laboratuvarları, ileri odyolojik değerlendirme merkezleri ve konuşma-dil terapisi birimleri ile bütünleşik bir sağlık altyapısı, geniz eti hipertrofisi olgularının çok yönlü değerlendirilmesine olanak tanımaktadır. Ankara Koru Hastanesi, bu bölgesel ekosistem içinde uzun yıllara dayanan pediatrik otolarengoloji deneyimi ile öne çıkan merkezlerden biridir.

Kliniğimizde geniz eti ameliyatı öncesinde ayrıntılı klinik değerlendirme, fleksibl nazal endoskopi, gerekli olgularda lateral kavum grafisi, timpanometri ve odyometri, uyku apnesi şüphesi bulunan çocuklarda pediatrik polisomnografi ile bütüncül bir tanı süreci yürütülmektedir. Bu ayrıntılı tanı süreci, cerrahi kararın gerçekten endike olduğu olguların doğru şekilde ayırt edilmesini sağladığı gibi konservatif tedavi ile takip edilebilecek olguların da gereksiz cerrahiden korunmasını mümkün kılar. Hasta güvenliği ilkesi doğrultusunda pediatrik anestezi uzmanları eşliğinde uygulanan cerrahi girişimler, günümüzün en güncel koblasyon ve endoskopik cerrahi teknikleri ile gerçekleştirilmektedir.

Aileler için hazırlanan bilgilendirme süreci de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ebeveynlere ayrıntılı bilgi verilmekte, olası sorular yanıtlanmakta ve çocuğun bireysel klinik seyri hakkında sürekli iletişim sağlanmaktadır. Ebeveynlerin süreci güven içinde deneyimlemesi, çocuğun ameliyat öncesinde ve sonrasında yaşadığı kaygıyı belirgin ölçüde azaltmakta ve klinik sonuçların iyileşmesine katkı sunmaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, hem klinik başarı oranlarının yükselmesine hem de ailelerin süreci güven içinde deneyimlemesine katkı sunmaktadır. Multidisipliner ekip anlayışı, pediatrik hasta bakımının merkezinde yer almakta ve tedavinin başarısını doğrudan yansıtmaktadır.

Geniz Eti Ameliyatından Sonra Tekrar Büyüme (Nüks) Riski Var Mıdır?

Adenoidektomi sonrası nüks, ailelerin en sık merak ettiği konulardan biridir. Adenoid dokusu lenfoid yapıda olduğu için cerrahi sonrasında kalan rezidü hücrelerden zamanla yeniden çoğalabilmektedir. Ancak modern cerrahi tekniklerin geliştirilmesi ve endoskopik görsel kontrolün rutin olarak kullanıma girmesiyle birlikte nüks oranları yıllar içinde belirgin biçimde azalmıştır. Literatürde bildirilen nüks oranı ortalama yüzde iki ile yüzde on arasında değişmekte olup, en sık dört yaş altında opere edilen çocuklarda ve alerjik zemini bulunan olgularda gözlenmektedir. Kronik gastroözofageal reflü, sigara dumanı gibi çevresel iritanlara maruziyet ve immünolojik durumun bireysel özellikleri de nüks riskini şekillendiren faktörler arasındadır.

Nüks riski, cerrahi tekniğin özenli seçimi ile önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Transnazal endoskopik adenoidektomi ve mikrodebrider destekli teknikler, özellikle koanal bölgeye uzanan dokunun tam olarak temizlenmesine olanak tanıdığı için nüks olasılığını düşürmektedir. Cerrahi sırasında hem klasik oral yol hem de transnazal endoskopik görüntülemenin birlikte kullanılması, gizli kalabilecek doku artıklarının fark edilmesine olanak tanır. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde alerjik rinitin kontrol altına alınması, tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonlarının önlenmesi ve düzenli poliklinik kontrolleri riskin en aza indirilmesinde belirleyicidir. Ailelere bu konudaki bilincin kazandırılması nüks yönetiminin proaktif parçası olarak değerlendirilmektedir.

Nüks gelişse dahi bunun her zaman ikinci bir cerrahi gerektirmediği bilinmelidir. Semptomatik olmayan hafif rezidü büyümeler yalnızca izlem ile takip edilebilirken, obstrüktif belirtiler veya efüzyonlu otit tekrarı gelişen olgularda revizyon adenoidektomi gündeme gelir. Revizyon cerrahisi de günümüz teknikleri ile güvenli biçimde uygulanabilmektedir. Ebeveynlerin ameliyat sonrası dönemde çocuklarının horlama, ağızdan solunum, işitme sorunu veya tekrarlayan burun akıntısı gibi bulgulara özellikle dikkat etmesi ve şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden hekim değerlendirmesine başvurması, olası nüks olgularının erken tanınmasında büyük fayda sağlar.

Bu içerikte yer alan bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve profesyonel tıbbi muayene, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Her çocuğun klinik tablosu, adenoid dokusunun boyutu, eşlik eden patolojileri ve genel sağlık durumu birbirinden farklıdır. Bu nedenle geniz eti ile ilgili herhangi bir şik├óyet, cerrahi karar veya tedavi süreci mutlaka deneyimli bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından yüz yüze değerlendirilmelidir. Sayfa içeriği, hastalık veya tedavi hakkında bilinçlenmek isteyen ebeveynlere referans oluşturmak amacıyla hazırlanmış olup, tıbbi kararlar için doğrudan kullanılmamalıdır. Ayrıntılı değerlendirme ve bireyselleştirilmiş tedavi planlaması için Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniği ile iletişime geçmeniz ve randevu almanız önerilir. Sağlıklı bir yaşam için erken tanı ve uygun tedavi yaklaşımı büyük önem taşımakta olup, uzman hekim desteği bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Çocuklarınızın nefes alma, uyku düzeni, işitme ve konuşma gelişimi konusunda yaşadığınız endişeler mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir. Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniği, pediatrik otolarengoloji alanında sunduğu kapsamlı hizmetlerle ailelerin yanında olmayı sürdürmektedir.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment