Göz Hastalıkları

Sarkoidozda Göz Tutulumu

Sarkoidoz ve Göz, çeşitli klinik bulgularla seyreden ve uzman değerlendirmesi gerektiren bir tablodur. Klinik özellikleri ve değerlendirme yaklaşımını öğrenin.

Sarkoidoz, vücudun çeşitli organlarında granülom adı verilen küçük iltihabi hücre kümelerinin oluşmasıyla karakterize, nedeni tam olarak aydınlatılamamış sistemik bir hastalıktır. Akciğerler ve lenf düğümleri en sık etkilenen bölgeler arasında yer alsa da hastalığın seyri sırasında göz tutulumu da oldukça belirgin bir klinik tablo olarak karşımıza çıkar. Sarkoidoz tanısı konulan bireylerin yaklaşık dörtte biriyle yarısı arasında değişen bir oranda göz bulguları saptanmakta, bazı hastalarda ise sistemik belirtilerden önce ilk yakınmanın gözle ilgili olduğu gözlemlenmektedir. Bu nedenle sarkoidozda göz tutulumunun erken fark edilmesi, hem hastalığın tanısal sürecinde önemli bir yönlendirici olmakta hem de kalıcı görme kayıplarının önlenmesi açısından belirleyici bir rol üstlenmektedir.

Sarkoidoz kaynaklı göz tutulumu, gözün hemen her tabakasını ve çevresindeki dokuları etkileyebilen geniş bir yelpazeye sahiptir. En sık karşılaşılan tablo üveit olarak bilinen, gözün orta tabakasındaki damarsal yapıların iltihaplanmasıdır. Üveit, tutulumun yerine göre ön, orta, arka ve panüveit biçiminde sınıflandırılır. Ön üveit, sarkoidoz hastalarında en sık gözlenen formdur ve genellikle ışığa karşı hassasiyet, göz kızarıklığı, ağrı ve bulanık görme ile kendini gösterir. Orta ve arka üveit ise daha sinsi ilerleyen, kimi zaman ağrısız ancak görme keskinliğini belirgin ölçüde azaltan bir tablo oluşturabilir. Panüveit adı verilen ve gözün tüm tabakalarını içine alan iltihaplı süreç ise en ciddi form olarak değerlendirilmektedir.

Üveit dışında sarkoidoza bağlı olarak gözyaşı bezlerinin tutulumu, kuru göz sendromu, konjonktiva nodülleri, sklerit, episklerit, korneada bant keratopati, göz kaslarında iltihaplı süreçler ve optik sinir tutulumu da gözlenebilmektedir. Gözyaşı bezinin granülomatöz iltihabı, bez dokusunun büyümesine ve gözyaşı üretiminin azalmasına yol açarak süregen bir kuruluk hissi oluşturabilir. Konjonktiva üzerinde küçük sarımsı nodüller şeklinde beliren tutulum ise gözle görülebilir bir bulgu olarak tanıya yardımcı olur. Optik sinir tutulumu nadir görülmekle birlikte, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilecek en ciddi tablolardan biri olarak kabul edilmektedir.

Sarkoidozun neden bazı bireylerde göze yerleştiği, hangi mekanizmalarla granülomların bu bölgede oluştuğu tam olarak anlaşılamamıştır. Bununla birlikte, bağışıklık sisteminin bilinmeyen bir uyaran karşısında aşırı yanıt vererek T lenfositleri ve makrofajları belirli dokularda topladığı, bu birikimin de granülom oluşumuna zemin hazırladığı düşünülmektedir. Genetik yatkınlık, çevresel etkenler, bazı mikrobiyal ajanlara maruziyet ve mesleki bazı toz temasları hastalığın ortaya çıkışında rol oynayabilecek etmenler arasında değerlendirilmektedir. Göz gibi damarsal ağı yoğun ve bağışıklık hücrelerinin geçişine açık dokular, sarkoidozun hedef organlarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Klinik tabloda hastaların yakınmaları büyük çeşitlilik gösterir. Bazı bireyler görmede yavaş yavaş gelişen bir bulanıklıktan söz ederken, bazıları gözde ani başlayan kızarıklık, batma, sulanma ve ışıktan rahatsız olma hissi tanımlar. Uçuşan cisimler görme, görüş alanında sisli bir örtü hissi, renklerin daha soluk algılanması ya da özellikle loş ortamlarda görüşün belirgin azalması, arka segment tutulumunun sık rastlanan belirtileri arasındadır. Kronik seyirli olgularda ise şik├óyetler oldukça sinsi ilerleyebilir; hasta bazen görme keskinliğindeki kaybı ancak ileri evrelere ulaştığında fark edebilir. Bu durum, düzenli göz muayenelerinin sarkoidoz tanılı bireylerde ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Tanısal süreç, ayrıntılı bir öykü ve kapsamlı bir göz muayenesi ile başlar. Biyomikroskop ile yapılan ön segment değerlendirmesinde, ön kamarada hücre ve flare bulguları, korneanın arka yüzeyinde koyun yağı görünümünde iri keratik presipitatlar, iris üzerinde Koeppe ve Busacca nodülleri gibi karakteristik bulgular saptanabilir. Göz dibi incelemesinde retinal damar kılıflanmaları, koroidde sarımsı granülomatöz odaklar, optik disk ödemi ve vitreus içinde inci dizisi görünümünde opasiteler dikkati çeker. Görme alanı, optik koherens tomografi, floresein anjiyografi, indosiyanin yeşili anjiyografisi ve gerekli durumlarda ultrason biyomikroskopi gibi ileri görüntüleme teknikleri, hastalığın yaygınlığını ve şiddetini değerlendirmek amacıyla kullanılmaktadır.

Sistemik değerlendirme, göz tutulumunun sarkoidoza bağlı olup olmadığını netleştirmek açısından belirleyicidir. Akciğer grafisi ve toraks bilgisayarlı tomografisi ile mediastinal lenf düğümü büyümesi ve akciğer tutulumu araştırılır. Kanda serum anjiyotensin dönüştürücü enzim, lizozim, kalsiyum, D vitamini ve iltihabi belirteçlerin düzeylerine bakılır. Tüberküloz gibi granülomatöz karaktere sahip diğer hastalıkları dışlamak amacıyla tüberkülin cilt testi ve interferon gama salınım testleri gerçekleştirilir. Kesin tanı için etkilenen dokulardan alınan biyopside kazeifikasyon göstermeyen granülomların gösterilmesi büyük önem taşır. Göz tutulumu, sistemik sarkoidoz tanısı olmayan bireylerde bile detaylı incelemeler sonrasında ilk ipucu olabilmektedir.

Göze yönelik hekim yaklaşımında amaç, iltihabı kontrol altına almak, kalıcı görme kaybına yol açabilecek yapısal hasarları önlemek ve hastanın yaşam niteliğini korumaktır. Ön üveit olgularında sıklıkla topikal kortikosteroid damlalar ve göz bebeğini genişleten damlalar tercih edilir. Bu yaklaşım, hem iltihabın hızla gerilemesine katkı sağlar hem de irisin lens üzerine yapışmasını engelleyerek yapısal komplikasyonların önüne geçer. Orta, arka ve panüveit tablolarında ise topikal yaklaşım çoğu durumda yetersiz kalır; sistemik kortikosteroidler, göz çevresine ya da göz içine uygulanan enjeksiyonlar ve modern intraoküler ilaç sistemleri devreye alınabilir. Süregen ve dirençli olgularda metotreksat, azatiyopürin, mikofenolat mofetil gibi bağışıklık düzenleyici ilaçlar ve biyolojik ajanlar sıklıkla kullanılan seçenekler arasında yer almaktadır.

Sarkoidoza bağlı göz tutulumunun uzun dönem yönetiminde göz hastalıkları uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı, romatoloji uzmanı ve gerektiğinde iç hastalıkları hekimi ile yürütülen çok disiplinli bir yaklaşım önerilir. Hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilecek katarakt, glokom, kistoid maküla ödemi, epiretinal membran, retinada damarsal tıkanıklıklar ve neovaskülarizasyon gibi komplikasyonlar dikkatle takip edilir. Katarakt gelişen hastalarda göz içi lens cerrahisi, glokom oluşan bireylerde göz içi basıncını düşürmeye yönelik ilaç ve cerrahi yaklaşımlar, maküla ödemi süregen bir h├ól aldığında ise göz içi enjeksiyonlar ve laser uygulamaları değerlendirilmektedir. Bu tabloların erken fark edilmesi, kalıcı görme kaybının önüne geçilmesinde belirleyici bir etkendir.

Çocukluk çağı sarkoidozunda göz tutulumu, erişkinlerden farklı bir seyir gösterebilmektedir. Küçük yaşta ortaya çıkan olgularda deri döküntüleri, eklem yakınmaları ve göz iltihabından oluşan üçlü tablo dikkat çekicidir. Çocuklarda üveit sinsi seyirli olabilmekte, ağrı ve kızarıklık gibi belirgin bulgular vermeden görme kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle, tanı almış çocukların düzenli aralıklarla göz muayenesinden geçirilmesi büyük önem taşır. Ergenlik ve genç erişkinlik döneminde sarkoidozun ortaya çıkması, eğitim yaşamı, meslek seçimi ve sosyal ilişkiler üzerinde de etkiler bırakabildiğinden, klinik takip yalnızca fiziksel bulgularla sınırlı tutulmamakta, hastanın ruhsal sağlığı da göz önünde bulundurulmaktadır.

Gebelik döneminde sarkoidoz seyri kişiden kişiye önemli farklılıklar gösterir. Bazı kadınlarda gebelik boyunca hastalık aktivitesinin azaldığı gözlenirken, doğum sonrası dönemde alevlenmeler bildirilmektedir. Göz tutulumu bulunan gebelerde ilaç seçimi, hem annenin göz sağlığını hem de bebeğin gelişimini gözeten dikkatli bir denge gerektirir. Topikal kortikosteroidlerin kontrollü kullanımı çoğu durumda güvenli kabul edilirken, sistemik bağışıklık düzenleyici ilaçlar açısından hekim değerlendirmesi belirleyicidir. Emzirme döneminde de benzer bir titizlik gösterilmekte, tedavi planı hem göz hastalıkları hem de kadın hastalıkları ve doğum uzmanının ortak değerlendirmesiyle şekillendirilmektedir.

Sarkoidozda göz tutulumunun gidişatı, tutulan bölgeye, iltihabın şiddetine, tanının konulma zamanına ve verilen yanıta göre değişkenlik gösterir. Erken evrede fark edilen ve düzenli takip altında yönetilen olgularda görme keskinliği büyük ölçüde korunabilmektedir. Buna karşın, ileri evrede başvuran ya da düzenli takibi aksatan bireylerde kalıcı görme kaybı, göz içi basınç artışı ve ciddi yapısal komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu nedenle, sistemik sarkoidoz tanısı almış her bireyin yakınması olmasa dahi belirli aralıklarla göz muayenesinden geçirilmesi önerilmektedir. Aynı biçimde, açıklanamayan üveit, kronik göz kızarıklığı ya da nedeni belirsiz görme kaybı yaşayan bireylerde sarkoidoz olasılığı akılda tutulmalıdır.

Yaşam biçimi düzenlemeleri, sarkoidoz sürecinde göz sağlığının korunmasına katkı sağlar. Sigara dumanına maruziyetin azaltılması, dengeli beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi, güneş ışığına karşı uygun koruyucu gözlük kullanımı ve göz yorgunluğunu artıran uzun süreli ekran maruziyetinin sınırlanması, tabloyu destekleyici uygulamalar arasında sayılmaktadır. Kalsiyum ve D vitamini alımının hekim gözetiminde düzenlenmesi, sarkoidozda görülebilen kalsiyum metabolizması bozukluklarının olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olur. Süregen kuru göz yakınması olan bireylerde ise nemlendirici damlalar, ortam neminin artırılması ve göz kapağı hijyenine yönelik yaklaşımlar konfor açısından belirleyici olabilmektedir.

Ruhsal boyut, süregen bir sistemik hastalık tablosu içinde çoğu durumda göz ardı edilen ancak hastanın yaşam niteliğini derinden etkileyen bir alandır. Görme keskinliğindeki değişkenlikler, ışığa hassasiyet, sık hekim başvuruları ve uzun süreli ilaç kullanımı, bireylerde kaygı ve tükenmişlik hissine neden olabilmektedir. Bu bağlamda, göz hastalıkları uzmanı ile birlikte gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarından destek alınması, hastalığın çok yönlü yönetiminin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bilgilendirilmiş, süreci anlayan ve takibine düzenli olarak katılan bireylerin klinik gidişatının daha olumlu seyrettiği bilinmektedir.

Sarkoidozda göz tutulumu, sistemik bir hastalığın gözdeki yansıması olarak, tanısal ipuçlarından uzun dönem takibine kadar geniş bir klinik yelpazeye sahiptir. Bu tabloların çoğu durumda sessiz ilerlemesi, ancak yönetilebilir olması, düzenli göz muayenelerinin ve çok disiplinli bir yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Erken tanı, uygun klinik yönetim ve düzenli takip ile görme keskinliğinin büyük ölçüde korunması olanaklı hale gelmekte; hastalık, günlük yaşamın akışını sınırlamayacak biçimde denetim altında tutulabilmektedir. Göz sağlığında oluşan her değişikliğin, sarkoidoz tanısı olan bireylerde göz ardı edilmeyerek zamanında değerlendirilmesi, uzun vadeli sonuçların iyileşmesine katkı sağlayan en önemli etkenlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Conozca a Nuestros Médicos Especialistas

Reserve una cita ahora o llámenos por su salud.

WhatsApp Cita en Línea