Gastroenteroloji

Hematemez

Koru Hastanesi olarak hematemez (kan kusma) durumunda acil tanı ve müdahale sürecini yönetiyor, altta yatan gastrointestinal nedenleri uzman ekibimizle yaklaşım ediyoruz.

Hematemez, üst gastrointestinal sistem kaynaklı kanamanın ağız yoluyla dışarı atılması anlamına gelen ve klinik açıdan ciddi bir uyarı niteliği taşıyan bulgudur. Tıbbi literatürde özofagus, mide ve duodenumun ilk kısmını kapsayan üst sindirim yolu kanamalarının en belirgin dışavurumu olarak kabul edilen bu durum, kanın taze parlak kırmızı renkte ya da mide asidiyle temas etmesi sonucu kahve telvesi görünümünde olabilmektedir. Söz konusu görünüm, kanamanın kaynağı, hızı ve mide içinde geçirdiği süre hakkında ön bilgi verdiğinden hekim için ayırıcı tanıda önemli ipuçları sunmaktadır. Yetişkin nüfusta acil servis başvurularının dikkat çekici bir bölümünü oluşturan hematemez tablosu, altta yatan nedene bağlı olarak hafif seyirden hayatı tehdit eden ağır kanamalara kadar geniş bir yelpazede değerlendirilmektedir.

Anatomik açıdan ele alındığında üst sindirim sisteminin yoğun bir damarsal ağ ile beslendiği ve hem arteriyel hem de venöz yapıların mukoza altında seyrettiği görülmektedir. Mukozanın bütünlüğünün bozulması, damar duvarının erozyona uğraması ya da basınç değişiklikleri sonucu damar yapılarının yırtılması durumlarında kan, sindirim kanalının lümenine dolmakta ve mide kapasitesini aşan miktarlarda biriktiğinde kusma refleksiyle dışarı çıkarılmaktadır. Bu nedenle hematemez, yalnızca lokal bir mukozal sorunun değil, bazen sistemik bir hastalığın da yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Karaciğer hastalıkları, pıhtılaşma bozuklukları ve damarsal anormallikler bu sistemik nedenlerin başında sayılmaktadır.

Hematemezin en sık karşılaşılan nedenleri arasında peptik ülser hastalığı önemli bir yer tutmaktadır. Mide ve duodenum mukozasında asit ile pepsinin koruyucu bariyeri aşması sonucu oluşan ülserler, derinleştiğinde altındaki damarsal yapılara ulaşarak kanamaya yol açmaktadır. Helicobacter pylori enfeksiyonunun varlığı, steroid olmayan antiinflamatuar ilaçların uzun süreli kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve sigara alışkanlığı bu ülserlerin gelişiminde etkili olan başlıca etmenlerdir. Ülser zemininde gelişen kanama, küçük sızıntılardan büyük damar yırtılmalarına kadar farklı şiddetlerde seyredebilmekte ve hastanın klinik durumu da bu şiddetle paralel biçimde değişmektedir.

Karaciğer sirozu zemininde gelişen özofagus ve mide varislerinin yırtılması, hematemezin bir diğer önemli nedenidir. Portal hipertansiyon olarak adlandırılan tabloda karaciğerdeki kan akımının engellenmesi sonucu basıncın artması, özofagus alt ucundaki ince duvarlı venöz yapıların genişlemesine yol açmaktadır. Bu genişlemiş damarların yüzeysel konumda bulunması ve duvarlarının incelmesi, küçük basınç değişiklikleriyle bile yırtılmalarına neden olabilmektedir. Varis kanamaları sıklıkla ani başlangıçlı, bol miktarda ve parlak kırmızı renkte kusma şeklinde ortaya çıkmakta; sirotik hastalarda hemodinamik bozulma ve hepatik dekompanzasyon ile birlikte ciddi seyir gösterebilmektedir.

Mallory-Weiss sendromu olarak adlandırılan tablo, şiddetli ve yineleyen kusma ataklarının ardından gözlenen mukozal yırtıklara bağlı kanama ile karakterizedir. Özofagus ile mide birleşim bölgesinde meydana gelen bu yırtıklar, genellikle alkol kullanımı, gebelik dönemi bulantıları veya gastroenterit sonrası şiddetli kusma sonrasında ortaya çıkmaktadır. Hematemez bu tabloda çoğunlukla orta düzeyde olmakta, kanamaların önemli bir kısmı kendiliğinden duracak şekilde seyretmektedir. Bununla birlikte yırtıkların derinleşmesi ya da damarsal yapılara ulaşması durumunda daha yoğun kanamalar görülebilmektedir.

Mide kanseri, özofagus tümörleri ve daha az sıklıkla görülen lenfoma ile stromal tümörler de hematemez nedenleri arasında değerlendirilmektedir. İlerlemiş evre tümörlerde lezyon yüzeyinde gelişen ülserasyon ve nekroz alanları, tümör damarlarının çıplaklaşmasına ve sızıntı tarzında ya da masif kanamalara zemin hazırlamaktadır. Bu hastalarda kanama bulgusunun yanı sıra istemsiz kilo kaybı, iştahsızlık, yutma güçlüğü ve halsizlik gibi sistemik belirtiler de tabloya eşlik etmektedir. Söz konusu bulguların bir arada görülmesi, ileri tetkik gereksinimini belirgin biçimde arttırmaktadır.

Daha az karşılaşılan ancak klinik açıdan dikkate alınması gereken nedenler arasında Dieulafoy lezyonu, aortoenterik fistül, hemobiliya ve damarsal malformasyonlar bulunmaktadır. Dieulafoy lezyonu, mide mukozasında normalden büyük çaplı bir arterin yüzeye yakın seyretmesi ve etrafında belirgin bir ülser olmaksızın kanama oluşturmasıyla tanımlanmaktadır. Aortoenterik fistül, özellikle daha önce abdominal aort cerrahisi geçirmiş bireylerde aort ile bağırsak arasında oluşan patolojik bağlantıyı ifade etmekte ve son derece yüksek mortalite riskiyle ilişkilendirilmektedir. Hemobiliya ise safra yollarından kaynaklanan ve duodenuma açılan kanamayı tanımlamaktadır.

Klinik değerlendirmede hastanın başvuru anındaki genel durumu, hayati bulguların stabilitesi ve kanamanın miktarı belirleyici bir öneme sahiptir. Taşikardi, hipotansiyon, soğuk ve nemli cilt, bilinç bulanıklığı gibi bulgular ciddi hacim kaybının habercisi olarak değerlendirilmektedir. Solukluk, baş dönmesi, halsizlik ve çarpıntı hissi gibi yakınmalar da kan kaybının sistemik yansımaları arasında yer almaktadır. Eşlik eden karın ağrısı, dispepsi, reflü yakınmaları, melena olarak adlandırılan siyah katran kıvamlı dışkılama ve daha önceki kanama öyküsü, ayırıcı tanıya yön veren önemli verilerdir. Eşlik eden hastalıkların ve kullanılan ilaçların ayrıntılı olarak sorgulanması da hekim için yol gösterici olmaktadır.

Hematemez ile başvuran bir hastada ilk müdahale, hemodinamik dengenin sağlanmasına yönelik girişimleri kapsamaktadır. Geniş çaplı damar yolu açılması, kristaloid sıvı resüsitasyonunun başlatılması ve gerekli durumlarda kan ürünlerinin hazır bulundurulması temel adımlar olarak sıralanmaktadır. Hava yolunun korunması, özellikle bilinç düzeyi bozulan ya da masif kusma ile başvuran hastalarda aspirasyon riskini azaltmak adına büyük önem taşımaktadır. Laboratuvar incelemelerinde tam kan sayımı, koagülasyon parametreleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, kan grubu tayini ile çapraz karşılaştırma rutin olarak istenmektedir. Bu parametrelerin seri biçimde izlenmesi, kanamanın seyrini değerlendirmek açısından gereklidir.

Hemodinamik stabilizasyonun ardından kanamanın kaynağının saptanmasında üst gastrointestinal sistem endoskopisi temel inceleme yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Endoskopik değerlendirme, kanama odağının lokalize edilmesine, lezyonun morfolojik özelliklerinin tanımlanmasına ve eş zamanlı olarak endoskopik girişimlerin uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Forrest sınıflaması olarak adlandırılan ve özellikle peptik ülser kanamalarında kullanılan derecelendirme sistemi, lezyonun tekrar kanama riskinin öngörülmesinde yol gösterici olmaktadır. Endoskopik girişim olarak skleroterapi, bant ligasyonu, ısı koagülasyonu, klips uygulaması ve adrenalin enjeksiyonu gibi yöntemler kanama kontrolünde sıklıkla başvurulan yaklaşımlardır.

Endoskopik incelemenin yetersiz kaldığı ya da uygulanamadığı seçilmiş olgularda bilgisayarlı tomografi anjiyografi, kanama odağının saptanmasında değerli bilgiler sunmaktadır. Aktif kanama varlığında kontrast maddenin lümene kaçışının görüntülenmesi, lezyonun yerinin belirlenmesinde yön gösterici olmaktadır. Anjiyografi eşliğinde uygulanan transarteryel embolizasyon, cerrahiye uygun olmayan ya da endoskopik girişimle kontrol altına alınamayan kanamalarda alternatif bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Cerrahi yaklaşım ise günümüzde yalnızca diğer yöntemlerin başarısız olduğu, perforasyonun eşlik ettiği ya da kontrolsüz kanamaların sürdüğü olgularda gündeme gelmektedir.

Farmakolojik yaklaşımda proton pompa inhibitörlerinin intravenöz uygulanması, asit baskılayıcı etkisiyle pıhtının stabilize olmasına katkı sağlamakta ve tekrar kanama riskini azaltmaktadır. Varis kanamalarında ise vazoaktif ajanlar olarak adlandırılan ve splanknik kan akımını azaltan ilaçlar tercih edilmektedir. Sirotik hastalarda kanamayla birlikte gelişen enfeksiyon riskinin yüksek olması nedeniyle antibiyotik profilaksisi önerilmektedir. Helicobacter pylori varlığının saptandığı olgularda eradikasyon protokollerinin uygulanması, ülserin yineleme riskinin azaltılması açısından kritik bir adım olarak değerlendirilmektedir. Antikoagülan ilaç kullanan hastalarda ilaç yönetiminin multidisipliner biçimde planlanması gerekmektedir.

Hematemez geçiren bir bireyin uzun vadeli izleminde altta yatan nedenin ortaya konması ve buna yönelik düzenlemelerin yapılması belirleyici öneme sahiptir. Peptik ülser zemininde gelişen kanamalarda yaşam tarzı değişiklikleri, sigara ve alkolün bırakılması, ülserojen ilaçlardan kaçınılması ve düzenli endoskopik kontroller önerilmektedir. Sirotik hastalarda karaciğer hastalığının evrelenmesi, varis sürveyansının düzenli yapılması ve gerektiğinde profilaktik bant ligasyonu ya da beta bloker tedavisi gündeme gelmektedir. Tümöre bağlı kanamalarda ise onkolojik değerlendirme ve uygun tedavi planlamasının zaman kaybedilmeden yapılması beklenmektedir. Multidisipliner yaklaşım, hastanın klinik gidişatının iyileşmeye katkı sağlanması açısından temel bir gerekliliktir.

Hematemez ile başvuran hastalarda prognoz; yaş, eşlik eden hastalıkların varlığı, kanamanın etiyolojisi, başvuru anındaki hemodinamik durum ve müdahaleye kadar geçen süreye göre değişkenlik göstermektedir. Yaşlı bireylerde, kardiyovasküler ya da pulmoner ek hastalık taşıyanlarda ve sirotik zeminde gelişen kanamalarda mortalite oranlarının daha yüksek seyrettiği bildirilmektedir. Rockall ve Glasgow-Blatchford skorları gibi risk değerlendirme araçları, hastaların erken dönemde sınıflandırılmasına ve tedavi yoğunluğunun belirlenmesine katkı sunmaktadır. Erken endoskopi ve uygun girişimlerin zamanında gerçekleştirilmesi, prognozu olumlu yönde etkileyen başlıca etmenlerdir.

Toplum sağlığı açısından değerlendirildiğinde hematemezin önlenmesi büyük ölçüde altta yatan etmenlerin kontrolüne dayanmaktadır. Helicobacter pylori enfeksiyonunun erken tanı ve eradikasyonu, ülserojen ilaçların gereksiz kullanımının önüne geçilmesi, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve kronik karaciğer hastalıklarının düzenli takibi koruyucu yaklaşımın temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Reflü hastalığı, kronik dispepsi gibi yakınmaları olan bireylerin ihmal etmeden hekim değerlendirmesine başvurması, ileri dönemde gelişebilecek kanamaların önlenmesi açısından önemli bir adım olarak öne çıkmaktadır. Düzenli sağlık kontrolleri, riskli grupların erken dönemde belirlenmesine olanak sağlamaktadır.

Sonuç olarak hematemez, ardında çok çeşitli klinik durumları barındıran ve hızlı değerlendirme gerektiren önemli bir bulgudur. Hastanın hayati bulgularının stabilizasyonu, doğru tanısal yaklaşım, uygun endoskopik ve farmakolojik girişimlerin zamanında yapılması süreç yönetiminin temel basamaklarını oluşturmaktadır. Gastroenteroloji uzmanı, acil tıp hekimi, radyolog ve gerektiğinde cerrahi ekibin uyum içinde çalıştığı multidisipliner bir yaklaşımla hastaların klinik gidişatı belirgin biçimde iyileşmeye katkı sağlamaktadır. Bu nedenle hematemez yakınması ile karşılaşan bireylerin gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması ve sürecin uzman ekipler tarafından yönetilmesi büyük önem taşımaktadır.

Meet Our Specialist Physicians

Book an appointment now or call us for your health.

WhatsApp Online Appointment